‘’Şemdinli gerçekleri Radikal Gazetesi’ne fazla ‘radikal’ geldi’’ diyordu haberin başlığı. İki gün önce Radika Gazetesi’yle yollarını ayıran gazeteci- yazar Yıldırım Türker’den söz ediyorum. Yayınlanacak yazısında Şemdinli gerçeklerini dile getirdiği için gazete yönetimi yazısını yayınlamak istemiyor. Türker, Şemdinli’de yaşananlar sonrası Türk medyası tarafından yürütülen dezenformasyon faaliyetini deşifre eden yazısı Radikal Gazetesi yönetimini rahatsız ettiği için basılmak istenmemesi nedeniyle anlaşmazlık çıkınca Türker gazete ile yollarını ayırıyor.
Bir gazeteci, yazar ya da aydının tavrı ve duruşu söz konusu edilecekse alın size örnek bir davranış.
Evet, sayıları az da olsa, aydın tavrını ya da basın ahlakını kendine terbiye edinmiş, tüm baskı ve engellemelere rağmen kalemini satmayan ve özgür kalma uğruna bedel ödeyen güzel insanlar var.
***
Halkın gerçekleri öğrenmesinden korkuyorlar. Yaşananlar; susturma, gözdağı ve sindirme amaçlıdır. Kürtlere ve toplumsal muhalefet örgütlerine karşı psikolojik bir harekat yürütülüyor. Muhalefeti bitirmek ve ona destek veren aydınların sesini kısmak amacıyla yapılıyor her şey.
Bu ülkede muhalif gazetecilere, siyasetçilere, aydınlara yönelik saldırılar, tehditler, gözaltılar ve tutuklamalar, kimsenin yabancısı olduğu bir konu değil artık. Özgür Basın üzerindeki baskılar hiç eksik olmadı. Bu tür uygulamalar günlük yaşamın bir parçası haline geldi.
Düşünürün, yazarın, gazetecinin işi; öğrendiklerini, bildiklerini topluma sunmaktır. Bu etkinliklerin oluşabilmesi her tür dezenformasyon ve yasaklardan arındırılmış özgür bir ortamla mümkündür.
Medya etiği, hem iletişim özgürlüğünün korunması, hem de medya mensuplarının sorumluluklarının gereğini yerine getirmesi açısından vazgeçilmezdir.
Evet. Muhabirinden yayın yönetmenine kadar tüm aşamada medya içeriğini doğrudan şekillendiren tüm çalışanların bireysel nitelikleri, medya kuruluşunun kurumsal amaçları, bu amaçlar doğrultusunda kurulmuş iş düzeni, ekonomik politik yaklaşımla bakıldığında medyanın gücü ve bu gücün ardındaki ekonomik çıkar ve mülkiyet yapısı, kurum dışından gelen etkiler bağlamında hükümetlerin, baskı gruplarının, haber kaynaklarının ya da reklam verenlerin baskıları ve daha ötede de ideolojinin doğrudan ya da dolaylı olarak etkisi bir şekilde medyanın davranışı ile ilişkilidir.
Dikkat ettiniz mi hiç?.. Söylemler aynı, replikler ve tepkiler aynı... Aynı paradigmanın ezberleriyle yorumlanıyor her şey, aynı at gözlükleriyle bakılıyor olan bitene, aynı volümden ve aynı perdeden konuşuluyor. Bir mağduriyet karşısında susmada da, yok saymada da, savaş tamtamları çalmada da aynı.
Yalan yanlış bilgileri doğruymuş gibi yansıtarak insanları yanıltmak, propaganda ve ‘’bilgi kirliliği’’ moda tabiriyle ‘’dezenformasyon’’ bu ülkenin merkez medyasında hiç eksik olmadı. Bu yüzden insanlar empatiden, insani değerlerden yoksun ırkçı ve saldırgan bir hale dönüştüler.
***
Kasıtlı yanlış bilgilendirme, olanları abartarak aktarma, bilgi kirliliği yaratarak halkı yanlış yola kanalize etmenin adıdır dezenformasyon. Medyanın, bu çadır tiyatrosunda, kendisine biçilen rol tastamam budur.
Bazı gerçek bilgileri ve gözlemleri yanlış yorumlar ve yalanlarla karıştırmak veya gerçek bilginin sadece bir kısmını vererek yanlış yorumlarla bilgiyi dağıtmak, yaygın dezenformasyon taktiklerinden oldu hep bu ülkede.
Gerçekten barış istiyorsa medyanın bu çarpıtmaları, yalan-dolanları bırakması gerekiyor. Medya, çatışmaları meşrulaştıran, olağanlaştıran söylemini terk etmeli, dilini, ahlakını ve değerlerini gözden geçirmeli ve sorumluluk üstlenmelidir.