Cihan EREN
24 Haziran seçimlerinden hemen sonra faşist blok Kürt oyları etrafında yalan makinasını çok daha fazla çalıştırmaya başladı. Seçim sonrasında analiz adı altında dilendirilen ve hepsi de Kürt halkının meşru taleplerini terörize eden bir ortam ve zemin oluşturmak amaçlı söylenenleri dikkatle izlenmek gerekmektedir.
Kürt düşmanlığı Türk milliyetçiliğinin beslendiği kaynaktır. Ne kadar Kürt düşmanlığı o kadar Türk milliyetçiliği, Erdoğan’la birlikte Türkiye’de bir gerçeklik halini almıştır. Türk milliyetçiliği Türk halkının Ortadoğu’daki halklar karşıtı saldırılarda büyük emperyalistlerin çıkarlarına göre tutum almasını sağlayan olta yemi işlevini görüyor. Kürt inkar ve imhasından vazgeçecek ‘siyasi yiğit’ Türkler içinden henüz doğmadığı için bu söylem çok kolay iş görüyor. İki binler sonrası PKK’nin paradigma değiştirmesiyle sorunun demokratik siyasi yol ve yöntemlerle çözülebilinmesinin önü açılmış olmasına rağmen, inkar ve imhanın sürdürülmesi analiz edilmesi gereken bir konudur. Çünkü bu Türkiye devletinin ve Anadolu’daki Türklüğün geleceğinin nasıl planladığı ile doğrudan ilintilidir.
Kürt sorunu Türkiye’nin önüne önemli bir tuzak olarak konulmuştur. Kürt Halk Önderliğinin Kürt kapanı dediği ve ‘tavşan kaç tazı tut’ deyimiyle formüle ettiği bu tuzağa Türk devletinin yaklaşımı hemen her konudaki temel politikalarını da ele vermektedir. Kürtlere düşmanlık Türkiye halkının yoksul ve aynı zamanda emperyalistlerin çıkarları için kullanılması, devletin despot ve faşist olmasının ana nedenidir. Seçimlerden sonra Türk faşist lider Erdoğan ve partisinin yine diğer ortağı MHP’nin Kürtlerden çok fazla oy aldığı yalanını söyleyip duruyorlar. Bunun anlamı en tehlikeli oyunun senaryosunun ezberletilerek koca koca adamlara ve kadınlara söylettirilmesidir. Bu oyun Rojava düşmanlığı ile Türkiye’nin içine düştüğü durum ortada yokmuş gibi bu defa da Kandil düşmanlığı ile büyük olasılıkla Irak içinde güçlü olma bu olmazsa da İran’a olası bir müdahalede yer alma gizli amacının ön hazırlıkları olarak devreye konulmuş görünüyor.
Bir konuyu önemle dile getirmem gerekir. Türkiye’deki Kürt düşmanlığı ve faşist ırkçılığa rağmen bizlerin Türkiye halklarını ve devletinin bu büyük tuzaklara düşmesini istemememizi özel harp elemanları Kürtlerin zayıflığına yoruyorlar. Örneğin ilki 1993’de olan tüm ateşkesler böyle ele alınmıştır. Oysa ki Kürt Halk Önderi Öcalan Türk Kürt barışı ile tüm halklar ve inançların ortak yaşam projesi olan demokratik ulus içinde birlikte yaşarlarsa bu Ortadoğu’da yeni bir çağa yol açar, bu yolla Türkiye bölgenin ‘Japonya’sı olabilir’ demiştir. Bizlerin Türkiye tuzaklara düşmesin yaklaşımın nedeni budur. Bu Kürt özgürlük mücadelesinin amaçlarındandır. Tüm halklar kazansın istiyoruz. Kürtleri başka bir tercih yapmaya zorlarlarsa işte o zaman sadece TC değil yaklaşık bin yıldır Ortadoğu’da yerleşmiş Türklük bile tehlike yaşayabilir. Bunu herkes ama özellikle Kürtlere hakaret etmeyi marifet sayan Türkler kulaklarına küpe etsin.
Erdoğan ve AKP ile birlikte Kürt düşmanlığıyla besletilen Türk milliyetçiliği Türk toplumunu çok daha yaygın ve derin sarmıştır. Erbakan Hocanın milli görüş siyasetinin engel olmaktan çıkarılması bunda önemli bir etkense de asıl neden başını CHP’nin çektiği cenahın bir kesiminin devlet odaklı Kürt düşmanlığını sürdürmesidir. Aslında Erdoğan CHP’yi oyuna getirdi. Önce ben Kürt sorununu çözerim dedi. CHP buna karşı çıkınca, Erdoğan ‘bunlar elit, halktan kopuk, statükocu ve demokrasi düşmanı’ gibi söylemlerle değişimi engelleyenler olarak teşhir etti. Erdoğan ve AKP halkın bir kesimini demokratik söylem ve din istismarıyla kendisine inandırdı. Devlet kendisine Kürtleri bitirme görevi karşılığında ön açmış toplumu manipüle etme olanağı vermişti. Bu CHP devletinin kendisiydi. AKP toplumsal taban kazandıkça devlet AKP’lileşti. CHP halen devlet partisi olduğu doğmasıyla siyaset yapıyor. Mesela olur olmaz AYM’ye gitmesi bu aklından ötürüdür. Böyle olunca da AKP çok rahat siyaset de demeyeceğim yalan söyleyebiliyor. Halkı aldatıyor. CHP’dekilerin bir kesimi devlet ağzıyla konuşmayı sürdürüyor. Erdoğan ve AKP’den istedikleri tek şeyse Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmektir. Bunun için AKP’nin MHP ile birlikte geliştirdiği Kürt düşmanlığı odaklı milliyetçi söylemi eleştirmek yerine ona katılıyorlar. Bundan kazanacaklarını sandıkça da kaybediyorlar.
AKP, CHP’ye şehit cenazelerine katılmayacaksın deyince CHP ırkçılar gibi konuşma tuzağına düşüyor. Oysaki çok kolay ‘biz Kürt-Türk savaşı istemiyoruz, bu savaş bitsin şehitler gelmesin’ diyebilir. Fakat halen devlet partisi refleksiyle cumhuriyetin sahibi olduğuna inandığı için muhalefet yapmıyor, akıl veriyor. Üstelik bu aklı cumhuriyeti temel ilkelerinden saptıranlara veriyor. İşte CHP’deki Kürt inkarcısı devlet aklının neden olduğu Kürt düşmanlığı ya da fobisi onun tümünü bu mantıktan ötürü etkisizleştirip demokratik muhalif olmasının önüne geçiyor.
2 Temmuz şehitlerini bir kez daha andık. Milliyetçi ve din istismarcısı katil akıl ve vicdan şimdi devlettir. Türk milliyetçiliği bundan sonra dinci karakterinden ötür Alevileri daha fazla hedef gösterecektir. Akit gazetesinin 2 Temmuz günü katillere ‘mağdur’ manşetiyle çıkması amaçsız değildir. Türk milliyetçiliğinin Erdoğan ile birlikte yarısı dincilik ve her zamandan daha çok devlettir. Bu dincilik yarın öbür gün tıpkı Kürt düşmanlığıyla beslediği milliyetçilik üzerinden CHP’nin tümünü Kürt düşmanlığına kattığı gibi Alevi karşıtlığına da katmayı deneyecektir. CHP Aleviler için bir şey dile getirmeye kalksa ‘siz din karşıtımısınız, Müslümanları ne sayıyorsunuz, oruca namaza karşımısınız’ türünde bini bir para söylemlerle Alevi düşmanlığına da katarsa hiç şaşırmayın. Türkiye’de her şey normal seyrinde gidiyormuş ve devlet sistemi hukukla sınırlandırılmış teamüllerle yol alıyormuş gibi davranan ve bu yönlü söylem geliştiren Kılıçdaroğlu-Tezcan CHP’sinin sonu budur.