İnsan nesebinden zere miskal pay almamış, pragmatizmi ve devleti şartsız refleksle kutsayan sürü yüzünden Türkiye’ye hükmeden faşist şef, Rojava işgalini eleştiren Avrupa ülkelerini “Harekatı işgal olarak nitelemeye çalışırsanız kapıları açarız üç milyon altı yüz bin mülteciyi size yollarız” dedi. Faşist şef bu tehdit ve şantajla DAİŞ lideri olduğunu ilan etmiş oldu. Zaten bu sır da değildi. Faşist şef Erdoğan’ın bu sözleri ne anlama geliyor ve ne demeye getiriyor. Bakıldığında Avrupa Birliği ülkeleri, mülteciler için, soyguncu, yalancı ve çapulcu olan bu faşist şef’e milyarca Euro para vermek zorunda kaldı. Herkeste biliyor ki faşist şef bu paranın bir kuruşunu dahi mültecilerin insani ve sosyal ihtiyaçlarına harcamadı. Zaten bu insanların Türkiye’de ucuz iş gücü olarak nasıl muamele gördükleri ortadadır. Aksine bu parayla DAİŞ’lilerden, kendisi için paramiliter adına “Milli ordu” dediği çete bir güruh oluşturdu.

Özcesi DAİŞ, Özgür Suriye Ordusuna dönüştürüldü. Bu çete güruhun Efrîn’de işlediği suçları tüm insanlık gördü. Yağmacı, çapulcu gerçeklikleri ve ganimet için kendi aralarında nasıl vahşiler gibi birbirleriyle dahi çatıştıkları görüldü. Altı gündür süren Rojava savaşında yaptıkları iğrençlikler ise mide bulandırıcıdır. Tıpkı sahipleri Diktatör Erdoğan gibi. Erdoğan, bu açgözlü, sefil, zombi yaratıklarla “Misak-ı Milli sınırlarına kadar yayılacağım” diyor. Planının ve hayalinin Osmanlı’dan kalma toprakları ele geçirmek olduğunu gizlemiyor. Ve bunu tüm dünya halklarının gözlerinin içine bakarak dillendiriyor. Faşist şefin Osmanlı’yı çökerten Abdulhamit’e hayranlığı biliniyor. Abdulhamit nasıl Osmanlı’yı bitirdiyse hayranı faşist şef de Türkiye Cumhuriyetini bitirecektir. Bu noktada devlet erkini ele geçiren tüm diktatörlerin gerçekliğine bakıldığında ortak bir nokta görülecektir. Yükseliş ve çöküş.

Hitler, Almanyalı değildi. Ama Alman halkı başta olmak üzere tüm insanlığı nasıl bir felakete faşist ve ırkçı bir ideoloji ile sürüklediği biliniyor. Sokaklarda basit bir serseri olan Hitler, Erdoğan’ın ÖSO ordusuna benzer bu tiplerden önce küçük bir örgüt kurdu. Sonrası ise zaten tarihin anlatımlarından fazlasıyla bilinmektedir. Hitler, eline geçirdiği bu küçük silahı zamanla büyüttü ve tüm insanlığı tehdit eder hale geldi. Bu tehdit milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Küçük alev topu gün geçtikçe büyüdü ve tüm insanlığı ateşler içinde bıraktı.

Türk olmayan Gürcü Erdoğan’da din söylemiyle siyaset yapan Refah Partisi’nde İstanbul Büyükşehir belediye başkanı oldu. Bu partinin lideri Erbakan’a ihanet ederek mason localarının bir oluşumu olan AKP’yi kurdu. İşi öğrenmişti. Sinsi ve kurnazdı. Boşlukları görme ve değerlendirme de üstüne yoktu. Muhafazakar ve ılımlı İslamcı profiliyle kendisini hazırlayan derin ve gizli locaların baronlarınca vitrine çıkarılmıştı. Devleti kutsayan sürüyü, İmam Hatip Lisesi’nden edindiği belki de uzun yıllar önce kendisini yetiştirenler tarafından edindiği hitabetiyle etkisi altına aldı. Yola çıktığı ilk dönemlerde suretini haktan gösteren bu iblisin, söylemlerinin içeriği ise demokrasi, adalet ve özgürlüktü.    

Böylesi söylemlerle yola çıkan bu kirli ve karanlık kişinin en önemli özelliği ise Hitler gibi koca bir yalan makinesi olmasıdır. Aldatmadığı, kandırmadığı, sırtından bıçaklamadığı kimse kalmadı. Kendisini iktidara taşıyan Fethullah Gülen örneğine dahi bakıldığında faşist diktatör Erdoğan’ın nasıl karakter yoksunu bir tip olduğu görülecektir. Dünün iktidarının ortağı F. Gülen bugün diktatörün köşe bucak aradığı “En büyük terörist” sayılıyor. Kendisiyle yola çıkan AKP kurucu kurmayı ise nasıl harcadığı, kalleş ve namert yapısını gözler önüne sermektedir. Bu yüzden elinde kala kala bir MİT müsteşarı Hakan Fidan ve söz de savunma bakanı olan Hulusi Akar denen çapsız biri kaldı.

Bu üç kişi bugün terör devletine dönüştürülen Türkiye Cumhuriyetini idare eden başat kişilerdir. Bu üçlü Ortadoğu ve dünyadaki Türkiye terör devletinin tüm kirli işlerini planlamakta ve örgütlemektedir. Rol ve misyonları bu kapsamda olan bu kişiler sahibinin elinden tasmasını koparan it misali her tarafa saldırmakta ve herkesi tehdit etmektedirler. Sahiplerinin denetiminden çıktıkları ortadadır.       

Yalan makinesi faşist şef Erdoğan, yaptığı katliama, açtığı savaşa “Barış” adını verecek kadar çaptan ve insani değerlerden kopmuştur. Evrensel, insani değerleri koruyan Rojava insanına saldıracak kadar gözü dönmüş bir cani haline gelmiştir. Adalet Kalkınma adını verdiği partisi ve yandaşları saraylarda kalkınırken, yoksulluk ve sefalet Türkiye’yi bir ahtapot gibi sarmış, adaleti ise sosyal medya da bir beğeni ve paylaşım yapanı dahi hapislere tıkma derecesine düşürmüştür.

Erdoğan, Avrupa Birliği’nin ülkelerini tehdit ederken “Yaptıklarıma ses çıkaracak olursanız DAİŞ’i size gönderirim” diyor. Onun bu sözlerinin ne anlama geldiğini beş yaşında ki çocuk dahi anlamaktadır. İşin tuhaf yanı ise faşist şef’in bu tehdit ve şantajına AB devletlerinin yeterli tepkiyi göstermemesi ve sesiz kalmasıdır. Erdoğan açıkça Avrupalılara “DAİŞ’i kafanızı koparması için üzerinize salarım” demektedir.

Normalde savaş gerekçesi olacak böylesi bir tehdit karşısında basiretsiz ve onursuz bir siyaset izleyen AB devlet yetkilileri şunu biliniz ki DAİŞ lideri Erdoğan’ın ne istekleri ne de tehditleri biter. Çünkü aç bir gözü dünya dahi doyurmaz. Yol yakınken evrensel değerlerin savunucusu YPG ve YPJ savaşçılarının kutsal mücadelesinin saflarına destek verin. Ve tehdit sahibine sert yaptırımlar uygulayın. Çünkü biricik yaşam alanı olan gezegenimiz Hitler örneğin de görüldüğü gibi böylesi faşist bir yalan makinesini artık kaldırmıyor.

Erdoğan diktatörüne karşı savaşmak insanlığın dünyayı savunmasıdır. Yıllardır ülkesi ve toprağı için savaşan, bu uğurda binlerce genç kız ve oğullarını feda eden ve halen DAİŞ’le savaşta olan Rojava halklarına saldırma cüretini gösteren bu kişinin gerçekliğini ifade edecek söz herhalde insan zihninin dağarcığında bulunmamıştır. Fakat artık bu açgözlü diktatörün maskesi düştü. Kral, Rojava’da çıplak.