Son zamanlarda hükümet başta olmak üzere çeşitli çevreler Kürt sorununun çözümüne ilişkin tartışmalara yeniden hız verdiler. Oslo görüşmeleri sanki yeni gerçekleşmiş gibi CHP’nin görüşmelerin sonuç belgesini gündeme getirip AKP’yi sıkıştırmaya çalışması, görüşmelerin yeniden başlatılması konusunda görüşlerin dillendirilmesine neden oldu. Söz konusu belge gerekçe yapılarak görüşler dile getirildi. Aydın çevrelerin yanı sıra siyasi partiler de, ister karşısında ister yanında yer alsınlar, kendi yaklaşımlarını dile getirdiler. Siyasi partilerin başlattığı tartışmalar, çatışmalı ortamın yarattığı sonuçlardan beslenerek, toplumun da bu tartışmalara dahil olmasına imkan sundu.
Tartışmayı başlatan CHP üyesi, sözde deşifre ettiği sonuç belgesine dayanarak, Oslo’da yaşanan gelişmelere karşı olduğunu açıkladı. CHP Genel Başkanı ise görüşmeye karşı olmadıklarını, ancak silah bıraktırmak kaydıyla görüşmelerin gerçekleştirilebileceğini ifade etti. Başbakan Erdoğan da konu hakkında açıklamalarda bulundu: Gerektiğinde Oslo’da, gerekirse İmralı’da görüşmelerin yeniden başlayabileceğini söyledi. Hatta hızını alamayan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç daha da ileri giderek, “Belki de görüşmeler oluyordur” iddiasında bulundu. Bu konuşma ve tartışmalarda dile gelen temel yaklaşım ‘silah bırakılacaksa görüşmelerin yapılabileceği’ yönündeydi.
Aklı başında her insan, adeta kangren halini almış bir sorunu çözme konusunda yapılacak bir görüşmenin böylesi dayatmalar üzerinden yürütülemeyeceğini çok iyi bilir. Derin tarihsel kökleri olan ve yüzyıllara yayılan bir sorunu çözüme kavuşturmak için halkın sürekli eylemlilik halinde olduğu, geniş bir alan üzerinde etkili bir gerilla savaşının yürütüldüğü bir dönemde ve ortamda, silahların bırakılması önkoşuluyla görüşmelere gidilebileceğini söylemek, bu olmazsa görüşmelerin yapılmayacağı anlamına gelir. Bu yaklaşım sahiplerinin sorunun varlığı ve çözümü konusunda bir fikir ve anlayış sahibi olduklarını söylemek zordur. Böylesi güçlerin tarih bilincinden ve toplumsal sorunları çözme yaklaşımından uzak olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Hem CHP’nin hem de AKP’nin söylemlerinde bu yaklaşım rahatlıkla görülebilir. Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir bakış ve yaklaşım sahibi olduklarını iddia etseler de, bu yaklaşım bunun tamamen yalan olduğunu ve Kürt halkını aldatmayı içerdiğini, CHP’nin Kürtlerin yokluğu üzerine yükselen kuruluş felsefesinden bir milim bile uzaklaşmadığını, AKP’nin de inkar ve imha siyasetini devam ettirdiğini gösterir.
Sorunu çözmeyi dillendirmeyen ve çözüm içermeyen, sadece görüşebilmek için silahların bırakılmasını ya da bıraktırılmasını şart koşan bu yaklaşım karşısında söylenebilecek şey, “O lanet yüzünüzü görme heveslisi değiliz” demekten başka bir şey olamaz. Bu noktada Kürt gerillasının öfkesini duyar gibi oluyorum: Biz ne silahlara ne de yüzünüzü görmeye meraklıyız. Elimize silah almışsak, Kürt sorununun çözümünde bize başka yol bırakılmadığı içindir. Silahlı direniş tercih ettiğimiz bir yol değil, zorunlu olarak başvurduğumuz bir seçenek olmuştur. Silahları bırakmamız koşuluyla bizimle görüşebileceklerini belirtiyorlar. Bu güçler silahların hangi koşullarda susturulup bir kenara bırakılacağını acaba kendilerine sormuşlar mıdır? Sorun çözülmüş müdür? Kürt halkı üzerindeki yok etme tehdidi ortadan kaldırılmış mıdır? Kürt halkının varlığı yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmuş mudur? Silahları elimize almamızın gerekçeleri ve nedenleri ortadan kalkmış mıdır ki, bizden silahları bırakmamızı isteyebiliyorsunuz? Biz bizimle görüşesiniz diye silahları elimize almış değiliz. Kusura bakmayın, sorun çözülmeden, sadece yüzünüzü görmek için silahlarımızı bırakmak gibi yaklaşıma sahip değiliz. Sorunun çözümü yerine bu yaklaşımı dillendirmek, yaşanan savaşın derinleştirilmesini istemekten başka bir anlama gelmeyecektir.
CHP kendisini devletin gerçek sahibi gibi gördüğünden ve öyle yaklaştığından, bu tür bir yaklaşım içinde olması kaçınılmazdır. Her ne kadar farklı söylemleri dillendirse de, CHP’nin çözüm yönlü herhangi bir niyetinin olmadığı bu yaklaşımından da bellidir. Elbette bu tartışmalarda daha da önemli olan iktidar partisi AKP’nin yaklaşımıdır.
Şimdi AKP de görüşmelerin yeniden başlatılabileceğini söylüyor. İktidar partisinin yaklaşımları kuşkusuz önemlidir. Ancak daha da önemli olan, bu yaklaşımın hangi ortamda ve koşullarda dile getirildiği ve dayandığı politikaların ne olduğudur. AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme göreviyle iktidara getirildiği ve tüm politikalarının da bu temelde oluşturulduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Bu partinin çözüm adına dile getirdiği tüm yaklaşımların özü halkımızı aldatmak olmuştur. AKP bir yandan sahte çözüm yaklaşımlarını dillendirirken, diğer yandan inkar ve imha siyasetini sürdürmüştür.
Yüzüne demokrasi maskesi geçiren AKP kendisinden başka kimsenin Kürt sorununu çözemeyeceğini çokça dillendirmiş, Kürtlerin bir kesimini buna inandırıp teveccühlerini kazanmıştır. Demokrasiyi geliştireceğine ve Kürt sorununu çözeceğine dair kullandığı dille Kürt sorununun çözümü yönünde Kürt halkında, demokrasiyi geliştireceğine dair de demokratik çevrelerde umutlar yaratmış; böylece on yıllık iktidarın sürdürücüsü olabilmiştir. Köklü sonuçlara varmak ve iktidarını süreklileştirmek isteyen AKP bunun için ne gerekiyorsa onu yapmış, Önder APO ve Özgürlük Hareketi ile görüşmeleri de esasında bu yaklaşım temelinde gerçekleştirmiştir. Bu görüşmelerle hareketin eylemsel yaklaşımlarını zayıflatmayı ve buna dayanarak iktidarını kurumlaştırmayı esas aldığı inkar edilmez bir gerçektir.
AKP’nin Kürt sorununu çözme gibi bir niyetinin bulunmadığı aslında görüşmelerin gerçekleştiği ortamdaki yaklaşımlarında da ortaya çıkmıştır. Nitekim bir yandan sorunun çözümünü dillendirmiş, adına müzakere denilmese de sorunu çözme kapsamında Önder APO ve Özgürlük Hareketi ile görüşmelerde bulunmuş, diğer yandan halkın demokratik örgütlülüğü için mücadele eden binlerce insanı zindanlara doldurmuştur. Görüşme ortamının bir yansıması olarak gelişen ateşkesi de kullanarak 12 Haziran seçimlerine gitmiş, seçimlerin sonunda herhangi bir şey olmamış gibi yapılan görüşmeleri reddeden bir yaklaşım içerisine girmiştir. Ne hazırlanan protokollere bir yanıt vermiş, ne de sorunun çözümü yönünde herhangi bir adım atmıştır. Önder APO üzerinde eşi benzeri görülmemiş ağır bir tecridi devreye sokmuş, kitlesel tutuklamalara hız vermiştir. AKP gerçeğini tanımlayan bu gelişmelerdir, yoksa bugün yeniden dillendirmeye başladığı görüşmelere devam edilebilir yaklaşımı değil.
AKP bugün neden yeniden bu yaklaşıma başvuruyor? Neden Önder APO ve Özgürlük Hareketi ile görüşülebileceğini dillendiriyor? Bunun bir manevra olduğu ve halkımızı bir kez daha kandırma ve pasifleştirmeyi ifade ettiği kesindir. Kürt halkı geçen sürede AKP’nin sorunun çözümü konusunda samimi olmadığını anlamış, kendi iktidarını kalıcılaştırmaktan başka bir şeyi düşünmediğini görmüş, bu zamana kadar vermiş olduğu desteği geri çekmiştir. AKP on yıllık iktidarında Kürt halkı nezdinde ilk kez bu kadar itibarsızlaşmış, Kürdistan’da ilk kez bu kadar desteksiz kalmış ve güven kaybını yaşar hale gelmiştir.
AKP’nin ima ettiği “Belki de görüşülüyordur” iddiası da doğru değildir. KCK Başkanlığı kendileriyle böyle bir görüşmenin olmadığını açıkladı. Başkanlığın bu açıklaması da AKP’nin niyetini anlamaya yetmektedir. AKP’nin bu söylemle önemli ve kapsamlı bir eylemsellik sürecine girmiş olan Kürt halkını pasifize etmeyi, sadece Kürt halkını değil gerillayı da pasifleştirmeyi hedeflemektedir. Yaratmak istediği imaj, “Madem Önder APO ile görüşülüyor, o halde sorun çözülebilir, durumu riske etmeyelim” yaklaşımıdır. Böyle düşünen gerillanın da, halkın da eylemsizlik sürecine gireceğini hesaplayarak bu yaklaşımı geliştirmiştir. Bundan dolayı bu söylemin ciddiye alınır bir yanının olmadığı ortadadır.
Önder APO’yla görüşmeler yapılıyor mu? Sanmıyorum. Görüşmenin gerçekleşmesini gerektirecek herhangi bir gelişme var mı? Hayır. Sorunun çözümü konusunda gözle görülür bir gelişme var mı? Hayır. Önder APO’nun aradan çekilmesine gerekçe olarak gösterdiği nedenler ortadan kalmış mıdır? Hayır. Önder APO’nun sağlığı, güvenliği ve rahat hareket etme imkanları sağlanmış mıdır? Hayır. Önder APO’nun hazırlayıp sunduğu Kürt sorununun çözümünü içeren üç protokol hayata geçirilmiş midir? Hayır. Belgelerle sabit olmasına rağmen, bugün AKP Hükümeti bu protokollerin varlığını bile inkar edebiliyor. Bu koşullarda bir görüşmenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu protokoller kabullenilip hayata geçirilmeden ve Önder APO’nun tutulduğu koşullar değişmeden yeni bir görüşmenin gerçekleşmesini istemek, hele bunu silahların bırakılması şartına bağlamak gerçeklerle alay etmektir. Önder APO’nun bunu kabul edeceğini sanmak ve beklemek de safdillikten başka bir şey değildir.
Yeni bir görüşme hangi koşullarda gerçekleşebilir? Yukarıda saydığımız ve olumsuz yanıtlar verdiğimiz nedenler orta yerde dururken bir görüşmenin yapılması gerçekçi değildir. O zaman yeni bir görüşmenin gerçekleşebilmesinin asgari koşulları, olumsuz yanıt verdiğimiz yukarıdaki nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilir. Önder APO’nun içinde bulunduğu koşulların değişmesi, sağlık, güvenlik ve serbest hareket imkanlarının sağlanması, hazırlanan ve sorunun çözümünde anahtar konumunda olan her üç protokolün hayata geçirilmesi ve sorunun çözümü doğrultusunda gözle görülür somut adımların atılması gerekir ki, yeniden görüşmeler gerçekleşebilsin ve gerçekleşen görüşmelerin de bir anlamı olsun. Aksi durumda sadece görüşmüş olunur ki, bu da anlamlı değildir. Görüşmüş olmak için görüşmenin ne siyaseten ne de sorun çözme anlamında bir değeri vardır. Kendi başına yeni bir görüşme diye bir şey de yoktur ve olamaz. Yaşanacak görüşme önceki görüşmelerde varılan kararların pratikleştirilmesi ve bu kararların tamamlanması temelinde olabilir. Ancak o zaman görüşme istemlerinin bir oyun içermediğine ve samimi olduğuna inanılabilir ve görüşmeler anlam kazanıp sonuç yaratabilir.