Tayyip Erdoğan diyor ki “Seçilmişleri atanmışlara kurban etmem!” Geçmişte de “Terörle mücadele siyasetle müzakere!” diyordu. Bu iki söylemin toplamı AKP’nin hem Türkiye’nin genel sorunları hem de Kürt sorununu tahlil etmede ne kadar öngörüsüz ve samimiyetsiz olduğunu gösteriyor. Bu sözlerin kaynağına indiğimizde ise karşımıza Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından Doç. Dr. Yalçın Akdoğan karşımıza çıkıyor.
AKP’nin Kürt sorunu konusundaki siyasal aklını, temel taktiklerini daha iyi anlamak için Erdoğan’ın en yakınındaki Yalçın Akdoğan’ın bu argümanlarını incelemek gerekiyor. Akdoğan, AKP’nin kuruluş sürecinde AKP’nin siyasal kimliğinin “muhafazakar demokrat” olduğunu ortaya koymaya çalışıyordu. Giderek Kürt meselesi konusunda AKP’nin aklını ve argümanlarını oluşturdu. Akdoğan, AKP’nin Kürt meselesi üzerinden “açılım”ını, inşaa edilen “Yeni Türkiye”nin özelliklerini yazıp durdu. Bunları yazarken AKP iktidarının dayandığı birçok dinamiği homojen olarak gösterdi. Devletin iç ahengi yakaladığı; yasama-yürütme-yargı düzleminde artış işleyişin tıkırında gittiğini söyledi. Akdoğan daha da ileri gitti. Devletin savcısı, askeri, polisi ve MİT’i ile arasında artık eşgüdüm, ortaklık vb özelliklerin yaşamsallaştığını; böylelikle de Kürt meselesine ister siyasal, ister askeri çözüm seçeneğinde AKP’nin istediği gibi at koşturabileceğini savundu. Ama gelinen durum ortadadır.
Müzakere edeceği siyasi alanı bitirmek için polisiye ve askeri operasyonları durmadan artırdırlar. Bu operasyonlar o kadar büyüdü ki, KCK operasyonu gelip AKP’nin bürokratlarına hatta danışmanlarına kadar uzadı. Devletin öyle melodik bir ahengi de olmadığı ortaya çıktı. Polis ve yargı alanı aynen geçmişte olduğu gibi siyasal iktidar alanında başka güçlerin vesayetini oluşturma gayretinde çıktı. AKP devletinin iktidar bloklarının da klasik TC devletinin alışkanlıklarını daha da incelterek devam ettirdiği ortaya çıktı. Sonuç olarak sivil siyasetin, seçilmişlerin hatta Tayyip Erdoğan’ın bile bir numarasının olamayacağı çarpıcı hamlelerle kendisini gösterdi. Devlet içinde parallel cemaat çetelerinin nasıl bir şebekeleşmeye gittiği açığa çıktı. Malum işte bütün bunları anlayabilmek için PKK öncülüklü Kürt siyasal hareketinin karakterini iyi bilmek gerekiyor. Yüzeysel ve gündelik iktidar alışkanlığı ve hazzı ile meselenin anlaşması mümkün değil. Hele Yalçın Akdoğan gibi sadece iktidarın argümanlarını siyasal alanda dolaşıma sokmakla da bu olmuyor. Bunun için PKK’yi iyi bilmek gerekiyor.
Çünkü PKK’nin ortaya çıkışı ile Kürt sorununun aldığı biçim ve içerik Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısını belirliyor ve biçimlendiriyor. 1970’lerden itibaran Apocular Kürt siyasetini ve Türkiye’yi etkileyip gündemi belirliyordu. PKK, 1978’de resmen kurulduktan sonra 12 Eylül askeri darbesinin işlevsizleştirdi. Bunu 1980’li yıllarda önce cezaevlerindeki direnişi ile daha sonra 15 Ağustos 1984’de başlattığı gerilla hamlesi ile sürdürdü. Askeri cunta iktidarı sivillere devretmek zorunda kalmıştı. Turgut Özal’lı yıllarda da Kürt meselesi aynen böyle gündemdeydi. Özal sorunu çözmek için bazı girişimlerde bulundu. Yeterince cesaretli ve hızlı değildi. TC devletinin derinliklerinden nedeni hala tartışmalı bir ölüme kurban edildi.
Yıllar geçti. PKK kendisini ve gücünü korudu. Hatta daha da gelişti. Devlet AKP’nin bugünlerde yaptığı gibi “güvenlikçi” politikalarla askeri ve siyasi operasyonlara girişti. Tansu Çiller, Süleyman Demirel, Doğan Güreş vb bir zevat, bu politikaların altında kaldı. Çünkü PKK ile başetmek o kadar kolay değildi. Yılların siyasetçisi Necmettin Erbakan da sorunu çözmeye çalıştı. Ama net değildi. 28 Şubat darbesindeki genel argümanların altında da bu mesele vardı. Ona da postmodern darbe ile el çektirildi. Son nefesini verene kadar da siyaseten süründürüldü. 2000’li yılların ilk yarısında Bülent Ecevit de yarı güvenlikçe yarı ekonomik ve siyasi çözümle soruna yaklaştı. Küresel ve bölgesel gelişmeleri de iyi okuyamayan Ecevit de hastane odalarında süründürülerek bu meseleden el çektirildi.
Sonra AKP geldi. İşte AKP bütün bu gerçekleri atlayarak, ya da kendi aklına uyarlayarak bugünkü politikaları uyguluyor. İşine gelen söylemi ortaya koyarak sorunu çözmeye çalıştığını sanıyor. Ama durum hiç de onun istediği gibi gitmiyor, gitmeyecek de. Çünkü AKP sorunun temel kaynağını, temel temsilini, temel dinamiğini atlayarak kendine göre sorun tanımlaması ve muhataplık yaratarak PKK’yi bitirebileceğini sanıyor. Ama bunu yaparken kendisi çözülme sürecine giriyor. Zaman bunu çok daha iyi gösterecektir.