Erdoğan’ın başdanışmanlığı ile epey ün yapmış, Oslo görüşmelerinde hükümetin masayı devirmesi ve tekrar savaş konseptine dönmesinin baş sorumlularından biri. Binlerce Kürt siyasetçinin tutuklanması, üçbine yakın can kaybı ve yaşanan binbir acıya yol açanların başında gelen bir kişi. Erdoğan’a tutkuyla bağlı. Vur deyince öldüren cinsten. Başbakan hala ona danışıyor mu bilmiyorum. Bildiğim, hükümetin ve başbakanın başına sürekli iş açtığı...

Huylu huyundan vazgeçmiyor ve Yalçın Akdoğan yanlışlarında israra devam ediyor. Star gazetesinde kaleme aldığı son makalesinde BDP’ye verdiği akıllardan, temel bazı noktaları hala hiç anlamadığı ve yeni acılara yol açarak, sonuçta sevgili başbakanının zaten belada olan başını daha da ağrıtacak süreçleri hazırlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Şu hatırlatmaları yaparak oynamakta olduğu negatif ve yanılgılı yolu biran önce terketmesini dileyelim.
Yalçın Akdoğan, artık Kürt Özgürlük Hareketi bileşenleri arasında çatlak yaratma amaçlı köhnemiş stratejisinden süratle vazgeçmeli ve sonuç almaya daha yakın yeni bir yaklaşımı benimsemelidir. Belki farkında değildir ama her yazdığı ile Kürtlerde bir kızgınlık hissi yaratıyor. Tuhaf olan Kürt cephesinde hiç inandırıcı bulunmayan ve giderek zerre kadar değer biçilmeyen önermelerindeki fanatikçe israrı. Belki de Erdoğan’ın prensi olarak kalmayı ancak bu şekilde garantiliyebiliyor.
Kürt Özgürlük Hareketi son müzakere sürecinde gücünün zirvesinde olarak masadaki yerini almıştır. Akdoğan 2012 yılında gerillanın sergilediği etkinlik düzeyini aklından bir nebze olsun çıkarmamalıdır. Erdoğan’ın yakın geçmişte ‘bölgeye gönderecek subay bulamıyoruz’ sözleriyle itiraf ettiği çaresizliktir ki hükümeti tekrar masaya oturmaya zorlamıştır. Dediğim dedik tarzını benimsemiş ve bu yolda pek çok tasfiyeyi başarıyla sonlandırmış olan bir başbakanın sonuçta kendi çaresizliğini görerek böyle bir manevraya girişmiş olduğunu en iyi bilenlerden biri olması gereken Akdoğan’ın Kürt Özgürlük Hareketine şimdi ucuz akıllar vermeye kalkmasının yaratabileceği en ufak bir pratik değer de yoktur.
Kürtler, tırnaklarıyla kazıya kazıya geldikleri bu aşamada hükümetin oyalama siyasetine çeşitli yollarla dur diyeceklerdir. Onlar açısından barış, kendi kaderlerini tayin edecekleri ve kendilerinin nasıl yönetileceğine dair kendilerinin karar vereceği bir sürecin kansız gerçekleşme iradesidir. Kürtler açısından savaş da, barış da aynı siyasal ve sosyal hedeflere varmanın iki ayrı yoludur. Dolayısıyla sürecin hükümetin oyalama siyasetine mahkum olacağını sanmak çok büyük ve sonuçları katlanılamayacak derecede derin yaralara sebep olacak bir aymazlık ve öngörüsüzlüktür.
Akdoğan’ın geliştirmeye çalıştığı sayın Öcalan’a pres uygulayarak çözümü hükümetin kabul sınırları içinde oldu bittiye getirme amaçlı planlar da bizzat Kürt Halk Önderi’nin girişimleriyle çoktandır işlevsiz kılınmıştır. Kürt halkının hükümetin tıkamaya kalktığı bütün yolları açma iradesi vardır. Akdoğan’ın ‘gerilim siyaseti’ adını verdiği de esasında bu iradenin şimdilik en hafif belirtileridir.
Kalekol inşaatlarına son hızla devam etmek ve buna karşı yapılan eylemleri tam bir mantık ucubeliğiyle PKK’nin işini zorlaştıracağından dolayı istenmediğinden bahsetmek esasında tersinden bir okuyuşla ‘ben özel savaştan vazgeçmedim, şimdi kendimi tahkim ediyorum ve hazır hissettiğimde harekete geçeceğim’ anlamına gelmiyor mu? Eğer gerçekten bir barışa inanılıyorsa bu hazırlıklar neden? Silahlı güçlerini geri çeken ve barışın önünü açan ve onun lafzına uygun bir atmosfer adına kendi üzerine düşeni hızla ve fazlasıyla yerine getiren Kürt Özgürlük Hareketi’ne hükümetin verdiği cevap kalekol inşaatlarına devam ve korucu kadrolarını genişletmek yanı sıra her vesilede Anadilde eğitim hakkının tanınmayacağını vurgulamaktan ibaret ise Kürtlerin bu sürece inanmaları nasıl beklenebilir?
KCK tahliyelerini neredeyse durdurmak ve Kürt siyasetçilerini gerekçesiz olarak hapishanelerde tutmaktan tutalım da gerillanın geri çekilme yollarına pusu atmaya kadar varan bir devlet pratiğinin Kürtler açısından son derece tanıdık olduğu ve bunun ne pahasına olursa olsun kabul edilmeyeceği aşikar değil midir? Bütün bunlara direnmek meşrudur ve şimdi bu meşruiyet kullanılmaktadır. Şimdilik hafif esen bu rüzgar, hükümetin kör, sağır ve dilsizi oynayan tavrı nedeniyle tam bir fırtınaya dönüşecektir.
Erdoğan’ın özellikle Gezi Parkı direnişinden sonra iyice belirginleştirdiği milliyetçi, muhafazakar ve ırkçı cephe siyasetinin artık neredeyse işlemez hale getirdiği barış sürecini tekrar anlamlı kılacak reformlara hız vermek yerine hala Kürt siyasetini boş öğütlerle yönlendireceğini sanan bir zihniyetin pek de danışılacak bir yanı kalmamıştır. Anlaşılan o ki Akdoğan sağa sola akıl vere vere kendisinde akıl bırakmamıştır. Acilen kendisine bir danışman bulması tavsiye edilir.