Hakikat ile olay kavramları arasındaki ilişkiden söz ettik. İlk olay, iki askerin dehşetle diri diri yakılması ve ayran içerek “oralı” olmayan ‘Başkomutan’ Tayyip Erdoğan’ın cevabıydı.
Toplum, yakıcı hakikatine dönüp bakamayacak kadar korkak hale getirilmiş. Yakılan askerlerin (insanların) görüntülerinden sonra da selfiye, çekime ve birbirimizi karelere koymaya devam ettik. Oysa asıl kendi görüntülerimizi yaymamalıydık. Çok kötü görünüyoruz çünkü. Burada birbirini görüntüleri yaymakla suçlamadaki “hümanizma”, faşizmle sözleşme yapan bir örgütlü kötülük gibidir. Eğer herkes askerlerin açıkça yakılarak katledilmesini öğrenirse “psikolojisi” bozulacaktı memleketin! Herkes kendi görüntülerini birbirinin yüzüne baka baka paylaştı ama o görüntüleri paylaşmadı.
Bence aynı vahşeti gerillalara uygulayan asker görüntüleri de saklanmamalı, insan kırılabilir ama bazen toplumun infiali sağlıklıdır ve belki de hayra alamettir. O görüntüler asabiyete dönüşse öfke yaygınlaşsa ve insanlar uyarılsa neler olurdu kim bilir?
Duyguların politik örgütlenmesi zor geleceği için girmedik o topa. Tersine bunu yapan da gene AK faşizm oldu. HDP binalarını yakmak infial değil, örgütlü bir saldırıydı. Tecavüz yasasına olduğu gibi bir tepki lazımdı bünyelerimize.
İkinci olay ise Kayseri “Şehitlere saygı mitingi”dir. Mitingde neşeyle oynayan ve göbek atan yoksul insanlar görülmektedir. 12 Eylül zindanlarında evlatları işkence tezgahlarında can veren toplum, tek kanallı o yıllarda Dallas dizisindeki “Ceyar” için beddua okumuş, Lucy için kahrolmuş, Küçük Ev dizisiyle kederlenmiş ve bunalıma girmişti. Askerlerinin “Kobanê’de IŞİD’çiyiz” dedikleri o insanlık düşmanı cellatlarca diri diri yakılmasını da, Kayseri Mitingi’nde olduğu gibi göbek atarak anmış oldular böylece.
Kahkaha, kavrayışımızın gözünden kaçan hakikate verdiğimiz yanıttır. Bu kadar aşırı gülen bir toplum olmamız biraz ilginç geliyordu, yine Flash TV’de sürekli dans edip göbek atan onca kadını ve adamı nereden buluyorlar diye merak ediyordum. Sanırım kendi hakikatimiz, hep gözümüzden kaçıp durdu.
Gerçekleşen sıra dışı, iç içe olaylar ve karşılaşmalar, bazen gülünç görünür. Kavrayıştan kaçan öyle çok şey var ki. Çünkü hakikat mutlaka gerçekliğe temas eder, bazen ayağına takılır insanın; ama gene hiçbir şey olmamış gibi kalkıp hızla “hakikat” mahallinden uzaklaşır. Hele savaş zamanlarında Churchill’in dediği gibi “o kadar değerlidir ki, ona dayalı yalanlardan oluşan bir muhafız birliğiyle eşlik etmek gerekir.” Bizde bu “yalanlardan oluşan muhafız birliğinin” etrafını sardığı hakikati, Yeni Şafak adlı “gazetenin” manşetinde gördük mesela...
Bu yüzden iki olaydır bugün “kahkaha” konusu olan. Birincisi yakılan askerlerin hiç unutulmayacak görüntüleri. Diğeri de Kayseri’deki “Şehitler Mitingi“nde göbek atan “korkunç” güzel insanlar...
Bu içerikli hakikat, hoppidi göbek atan zavallı yoksulların gözünden kaçınca gülme ve oynama dürtüsü meydanlara akıyor. Ama gerçekleşen dramın kendisi, yaşamın inkarıdır. Zira henüz niçin yaşadığımızı değil ama niçin öldüğümüzü iyi biliyoruz...