Yürütme Konseyi Başkanlığı tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, ilk etapta normal bir öğrenci olayı gibi cereyan eden Dicle Üniversitesi’ndeki durumun, kasıtlı bir biçimde sürece yaydırılmasının, bir planlama çerçevesinde geliştirildiğini gösterdiği kaydedildi. Geçmişi bilinen marjinal bir grubun polis desteğinde ve Rektörlüğün koruması altında piyasaya sürülmesi suretiyle yurtsever-demokratik gençlerin bıçaklanmasına kadar varan bu olayın, ciddi boyutları bulunduğu vurgulanan açıklamada, “Amed’deki demokratik kurumların sorunu çözme çabalarına rağmen, ısrarlı bir biçimde sürece yaydırılması ve birçok öğrencinin gözaltına alınarak işkenceye tabi tutulması, önemli bir durumdur. Polisin bu tutumuna ve öğrencilerin bıçaklanmasına karşı Türkiye’deki diğer bazı üniversitelerde devrimci-demokrat-yurtsever öğrenciler tarafından haklı olarak demokratik tepkiler konulmuştur. Ancak tepki gösterilen bu yerlerde de Amed’deki provokatif grubun devamı niteliğindeki grupların karşı çıkışları gerçekleşmiştir. Bütün bunlar, bir tertiplemenin olduğunu göstermektedir.”

PKK aleyhine sloganlar

Amed’de polisin koruması altında PKK aleyhine sloganlar attırılması ve olayların yaydırılmak istenmesi oldukça manidar bulunan KCK açıklamasında, 1990’larda polis ve devlet desteğinde tetikçi olarak kullanılan ve belleklerden silinemeyecek düzeyde gaddar ve sadist yöntemlerle yurtseverleri katleden bir grubun bugün farklı bir biçimde ortaya çıkıp geçmişteki kontra pratiğini anımsatan tarzda girişimlerde bulunması ve polisten güç alarak yurtsever-demokratik gençlikten insanları bıçaklaması, “çok tehlikeli bir durum” olarak nitelendirildi. “Umarız yanlış hesap peşinde olanlar, yanlışlarını kısa sürede görüp bu tehlikeli girişimden ve duruştan vazgeçerler” denilen açıklamada, şunun altı bir kez daha çizildi: “Kimse yanlış hesaplar yapmamalı, geçmişteki devlet desteğindeki tetikçilik, bugün devlet desteğindeki bir siyasi tetikçilik ve bıçakçılığa dönüşmemelidir.”

Tam da bu süreçte...

Öcalan’ın Newroz’da ilan ettiği ve başlattığı yeni sürecin, şiddetin tamamen bir tarafa verildiği, silah yerine fikirlerin ve düşüncenin konuşması gerektiği bir süreç olduğunu hatırlatan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, tam da böylesi bir dönemde bu tür olayların dayatılmasını “düşündürücü” buldu. Açıklamaya şöyle devam edildi: “Biz hareket olarak böyle bir dönemi pratikleştirme sürecine girerken bu tür girişimlerle bizi ve tabanımızı farklı tutumlara zorlama çabalarının sonuç almayacağını belirtmek istiyoruz. Ancak her koşul altında, herkes, hesabını doğru yapmak zorundadır. Bu konuda herkesin, kendi cephesinden, hayaller kurmadan gerçekçi davranması ve sorumlu yaklaşması önemli olacaktır.
Bu önemli süreçte halkımız bu tür olaylara karşı daha duyarlı davranmalı; Kürdistan gençliği, provakatif girişimlere meydan vermeden kendi örgütlenmesini ve mücadelesini demokratik yöntemlerle daha da yükseltmelidir.”

Devlet ve AKP’nin tavrı

 Burada devletin ve AKP Hükümeti’nin tavrının önemine işaret edilen KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı açıklamasında, şunlar belirtildi: “Daha sürecin başında iken polisin bu biçimde yurtsever-demokratik gençliği bastırmak istemesi, süreci oldukça zorlayan bir tutumdur. Geçmiş dönemler boyunca her yeni hamlede böylesine paravan grupların piyasaya sürülmesi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin darbelenmeye çalışılması, Türk sömürgeciliğinin geleneksel bir sindirme taktiği olarak süregelmiştir. Ancak gelinen noktada AKP Hükümeti gerçekten sorunu çözmeye karar vermişse, Türk sömürgeciliğinin öteden beri kullandığı bu tarz değişik grupları kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni yıpratma taktiğine son vermelidir. Dicle Üniversitesi’nde yaşanan bu olaylarda polisin provokatif bir grubu teşvik edici ve kollayıcı pratiği açıkça ortadadır. Yine Rektörlüğün olayların durdurulması yönünde çaba göstermek yerine aynı gruba sahip çıkması, sürece müdahale edilmesini ve olayların durdurulmasını engellemiştir.

Koruculuk niye geliştiriliyor?

Tarihi bir sürecin yaşandığı bugünlerde, bir taraftan geçmişte Kürt halkına çok acılar çektirmiş yöntemlerin yeniden devreye konulması, bu tür grupların polisçe desteklenmesi ve diğer taraftan Kürt toplumunda önemli bir dejenerasyona yol açan köy koruculuğu sisteminin de yeni bir süreç yokmuşçasına geliştirilmeye çalışılması, sürecin ruhuna ters durumlardır.  AKP hükümetini, Türk devletinin öteden beri Kürt halkına karşı kullandığı bu tür yöntemleri artık durdurmaya ve süreci sabote etmeye dönük bu gibi girişimlere karşı açık ve tutarlı bir tutum almaya çağırıyoruz.”

ANF/BEHDİNAN