
Almanya’da 26 Kasım 1993’te getirilen PKK’nin faaliyet yasağı 20. yılını geride bırakıyor. Bu zaman zarfında, çok sayıda Kürdistanlı, gözaltına alındı, tutuklandı, kendisine bütün kriterleri yerine getirmesine rağmen vatandaşlık verilmedi, para cezalarıyla kendi kimliği ve kişiliğinden uzaklaşması son derece sistemli bir şekilde dayatıldı. Ancak, Kürtler bu haksız ve anlamsız yasağa boyun eğmedi. Görüşlerine başvurduğumuz Kürdistanlılar, Alman devletinin kendilerine yönelik uygulamalarından dolayı geri adım atmadıkları ve bu uğurda verdikleri bedel nedeniyle de pişman olmadıklarını belirtiyor.
Aşağıda örneklerini verdiğimiz bireyler, 20 yıllık PKK yasağından mağdur edilmiş binlerce Kürdistanlıdan sadece bir kaçı. Ancak fedakarlık, yasağa olan tepki ve cezası ne olursa olsun göstermiş oldukları kararlılık ise Almanya’da yaşayan Kürdistanlıların duruşunu göstermesi açısından da son derece önemli ipuçları veriyor.
‘PKK’li diye okuldan attılar’
Êzîdî bir Kürt olan Keleş Kiwex, 1989 yılında Türk devletinin koruculuk dayatmasını kabul etmediğinden dolayı, Almanya’ya gelmek zorunda kalır. Ancak Kiwex, Almanya’ya iltica etmenin kurtuluş olmadığını kısa süre sonra karşılaştığı uygulamlardan anlayacaktır.
Almanya’ya geldiği günden itibaren Kürt Özgürlük Hareketi ile ilişkilendiğini söyleyen Keleş Kiwex, henüz 13 yaşındayken PKK yasağından dolayı mağdur olur. Kiwex başına gelenleri şu şekilde anlatıyor: “Almanya’ya geldiğim günden itibaren Kürt Özgürlük Hareketi’nin içindeyim. Dernek faaliyetleri içinde çoklukla yer alıyordum. Hemen hemen tüm etkinliklere katılıyordum. O zaman henüz 13 yaşımdaydım. 7. Sınıf öğrencisiydim. PKK’nin yasaklanması ile yürüyüşler artmıştı. Yürüyüşler ve protestolar hep hafta içi yapılıyordu. Ben de derslerimi, okulumu bırakıp yürüyüşlere katılıyordum. Bir gün polisler okuluma gelerek öğretmenlerimle görüşerek benim için ‘bu çocuk PKK terör örgütünün bir üyesidir’ dediler. O tarihten sonra beni okuldan attılar. Çocuktum ve Almanya’da okulsuz kalmıştım. Artık Bielefeld’de yapılan tüm eylemler sonrası polisler eveimize gelip beni sorumlu olarak suçluyorlardı. Ev baskınları ile aileme psikolojik baskı yaptılar. Ama ailem taviz vermedi, geri adım atmadı. Çok kez gece sivil polisler evimizin yakınında arabalarını park ederlerdi.”
PKK terör örgütü değil
Keleş Kiwex, Alman vatandaşlığına yaptığı başvuruya ret cevabı almasından sonra 14 yıl beklemek zorunda kalıyor. 14 yıl boyunca verdiği hukuk mücadelesi sonuç alan Kiwex şöyle devam ediyor: “Yürüyüşlerde slogan attığımdan dolayı (Bijî Serok Apo) farklı yerlerde çalışma cezası verirlerdi. Daha farklı cezayı yaşım küçük olduğu için vermediler. 1998’de, 18 yaşımdayken afiş asmadan dolayı beni yakaladılar. Dortmund Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktım. Bielefeld polisi de hazır bulundu. Hakim bana ‘Sen PKK fanatiğisin. Neden bu terör örgütü için bu kadar çaba harcıyorsun’ diye sormuştu. Ben kendisine ‘PKK terör örgütü değil insani bir örgüttür’ dedim. Sonuçta bana o zaman 1700 Mark para cezası verdiler. 2002 yılında ise gençlik sorumlusu olduğum gerekçesi ile beni Bielefeld polis karakoluna çağırdılar. Bana ‘sen gençlik sorumlususun. PKK için çalışıyorsun’ dediler. O zamanlar biraz kendimizi korumasını öğrenmiştik. Onlara ‘Ben size burada ifade vermek zorunda değilim, beni mahkemeye verin bir daha da buraya çağırmayın’ dedim.
Sonrasında 2006 yılında Osnabrück kentinde düzenlediğimiz futbol turnuvasında büyük bir ERNK bayrağı asıldığı için 500 DM para cezası verdiğimi hatırlıyorum. Çocukluğumda yarım bıraktığım okuluma, 2008 yılında gece okuluna başlayarak devam ettim ve liseyi bitirdim. Meslek yaptım. Bielefeld’de o zamanlara terör estiren polis şefi Skowski, 2004 yılında emekli olduğuktan sonra biraz rahatladık. 1999 yılında Alman vatandaşlığına başvurmuştum. Bana güldüler ‘Senin gibi biri nasıl Alman vatandaşı olabilir. Başvurunu yap, fakat cevabımız hayır olacak’ dediler. Sonunda 2013 yılında Alman vatandaşlığını aldım. Uzun süreli bir hukuk mücadeelsi verdim. Bana ‘Sen okulu bitirmişin meslek sahibi olmuşsun artık sana güvenebiliriz diyerek’ pasaport verdiler.
‘Bu yasak Almanya’ya yakışmıyor’
Alman devletinin 20 yıldır uyguladığı PKK yasağını kabul etmeyen Kiwex, son olarak şu temennide bulunuyor: “Aslında PKK yasağı, 93’den önce de başlamıştı. Çünkü baskınlar, polislerin tavrı yasağı gösteriyordu. Umarım Almanya gibi bir ülke kendisine yakışmayan bu PKK yasağı bir an önce kaldırır. Benim gibi binlerce Kürdistanlı bu yasaktan dolayı mağdur durumda.”
‘Slogan için 1500 DM ödedim’
Hawa Şenpınar, Alevi bir Kürt kadını… Bir defasında ‘Bijî Serok Apo’ sloganı attığı için 1500 Mark ödemiş. Ancak, aile olarak ödedikleri ceza tutarının 15 bin Mark’ı bulduğunu söylüyor. Şenpınar, yaşadıkları o yılları şu şekilde bizimle paylaşıyor: “Ben Kürdistanlı Alevi bir Kürt kadını olarak PKK yasağından dolayı çok baskı gördük ve cezalar aldım. Şu an hatırlamakta zorlanıyorum. O kadar çok ki! Örneğin 1997 yılında Bielefeld’de yapılan Newroz yürüyüşüne katılmıştım. Bu yürüyüşte ‘Bijî Serok Apo’ dediğim için 1500 Alman Markı para cezası aldım. Bu karara itiraz ettim. Üst mahkeme bana cevap olarak ‘Ya bu cezayı ödersin ya da seni içeri atarız’ cevabını verdi. Sonuçta bu parayı ödemek zorunda kaldım. Yine bir gün Bielefeld’de yapılan bir halk toplantısına -1999 yılı olsa gerek- katıldığım için 1000 Markın üzerinde para cezası verdiler. Gerekçe ise; ‘yasak bir toplantı‘, yine üst mahkemeye itiraz ettim. Üst mahkeme, yine bana olumsuz cevap verdi. O toplantıya yaklaşık 500 kişi katılmıştı hemen hemen hepsi ceza ödedi. Ben, eşim ve oğlum o toplantı nedeni ile ayrı ayrı ceza ödedik.”
Ölü bir insana ceza verdiler
Kendisi gibi eşi Kazım Şenpınar’ın da yıllarca Özgürlük Mücadelesi’nde yer aldığını söyleyen Hawa Şenpınar, eşi öldükten sonra bile Alman devletinin kendilerine ceza faturası yolladıklarını üzülerek anlatıyor. Şenpınar “Eşim Kazım da, çok ceza ödedi. 2005 yılında hayatını kaybetti. Eşim otoban eylemine katıldığı gerekçesiyle o zamanlar 5000 DM ceza ödedi. Yine farklı farklı eylemler nedeni ile 2 yıl hapis yattı ve aynı dosyadan 2500 Mark para cezası ödedi. Hatta 2006 yılında eşimin vefatından sonra bir ceza daha geldi. Ölmüş insana bile ceza verecek kadar rayından çıkmıştı Alman devleti” şeklinde düşüncelerini dile getiriyor.
‘Hiçbir zaman pişman olmadım’
Yaşadıklarını hatırlamakta zorlandığını söyleyen Şenpınar konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kısacası aile olarak PKK yasağından dolayı yaklaşık 15 bin DM Para cezası ödedik. Alman polisi bizi sürekli takip etti. Gece vakitlerinde evimizi bastı. Psikolojik baskı yapıyorlardı. Bu baskılar nedeni ile 1999’da iş yerimizi kapatmak zorunda kaldık. İşyerimizin kapanmasından sonra çocuklarıma ajanlık teklifinde dahi bulundular. Tüm bu baskı ve yıldırmalara rağmen halkım için yaptıklarımdan ve yapacaklarımdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Alman yasalarını çiğnemiş değilim. Bu mücadele insani, doğal hakkımızdır. Almanya’nın 20 yıldır uyguladığı bu karar insani bir karar değildir. Almanya’ya yakışmıyor. Kürtler tüm insanlık için mücadele veriyor. Almanya artık bu yasağı kaldırmalıdır.”
‘Her çalışma illegal görülüyor’
Yıllardır Almanya’da yaşayan Fatma Sulu, Alman vatandaşlığına başvuru yapması sonucu Almanya’nın PKK yasağı engeline takılan bir diğer Kürdistanlı. Fatma Sulu yaptıkları her legal -kültürel, politik, sosyal- çalışmanın Alman devleti tarafından illegal olarak görüldüğüne dikkat çekerek yaşadıklarını bizimle şu şekilde paylaştı:
“Ben yıllardır Almanya’da yaşayan biri olarak Alman vatandaşlığına başvurudan sonra, ‘illegal biri’ olduğumu fark ettim. Kendi kendime ‘ya ben neymişim’ dedim. Bielefeld Belediyesi’nde temizlik işçisi olarak çalıştığım dönemde başvuru yaptım. Başvurum reddedildi. Gerekçe ise şuydu; ‘Dernek yönetiminde yer alıyorsun, dernek üyesisin, YEK-KOM’un düzenlediği etkinliklere katılıyorsun. YEK-KOM PKK’ye bağlı, bu nedenle sana vatandaşlık veremeyiz. Bu karara karşı kendileri ile tekrar görüşmek için randevu aldım. Kendilerine ‘benim katıldığım etkinlikler evrensel etkinliklerdir. YEK-KOM’un bünyesinde yapılan çalışmalar legal çalışmalardır. Alman devletinin verdiği izinler doğrultusunda etkinliklerimizi yapıyoruz’ dedim. Bana ‘Yaptıklarından dolayı pişman mısın’ şeklinde sordular. Ben ise pişman olmadığımı söyledim, konuşmalarımızı bir tutanak olarak bana imzalattılar.”
‘PKK yasağı kınanmalı’
Sulu devamla tüm demokratları, Alman kamuoyunu PKK yasağına karşı duyarlı olmaya çağırarak şunları sözlerine ekledi: “Almanya’nın bu yasak kararını, haksız bir karar olarak görüyorum. Bu kararın Almanya’nın Türkiye ile yaptığı pazarlık sonucu aldığını düşünüyorum. Bir an önce Almanya bu insanlık ayıbından kurtulmak için PKK yasağını kaldırmalıdır. Yıllardır barıştan yana gösterdiği evrensel ve insani tavrı ile tüm dünyaya kendini ispat etmiş bir örgütün halen yasaklı olması utanç verici bir durumdur. Başta Alman demokratları ve tüm dünya devrimcileri bu kararı kınamalıdır.”
Bir kaç Serxwebûn için 3 bin Mark...
Türkiye’de Kürdistan Ulusal Demokratik mücadelesinden dolayı birçok baskıya maruz kaldığını, tutuklandığını, ağır işkencelerden geçirildiğini belirten bir diğer Kürdistanlı Tahir Koçer, Kürdistan’da cezaevinde yattıktan sonra 1996’da Almanya’ya geldip siyasi iltica talebinde bulunan PKK yasağı mağdurlarından sadece bir tanesi.
Almanya’ya geldikten sonra siyasi faaliyetlerine devam ettiğini belirten ve şu an Bielefeld Bölge Halk Meclisi olarak çalışma yürüten Tahir Koçer yaşadığı mağduriyetini şöyle anlatıyor: “Almanya’da Kürt toplumu içerisinde siyasi faaliyetlerimi devam ettirdim. Fakat hani derler ya ‘yağmurdan kaçarken doluya yakalandım’ işte benimkisi de o hesap oldu. Almanya’da da siyasi faaliyetlerimden dolayı birçok defa polis tarafından evim basıldı. Çeşitli cezalara çarptırıldım. Bu cezalar genelde para cezaları oldu. Bunlardan ilki 1996 yılında Hannover’de son anda yasaklandığı söylenen bir protesto yürüyüşüne katıldığım için gözaltına alınıp serbest bırakıldım. Ardından açılan davada 700 Mark para cezasına çarptırıldım. Ve bu parayı ödedim. Yine 1998’de Bielefeld polisinin arabamda yaptığı arama sonucu buldukları bir kaç Serxwebûn dergisini gerekçe göstererek hakkımda dava açmaları oldu. Dortmund Mahkemesi’nde açılan davada, o dönem 3 bin Mark para cezasına çarptırıldım. Ben o zaman mahkemeye bu parayı Heyva Sor a Kurdistan’a ödemek isteğim ilettim. Fakat anında reddedildi. Daha sonra bu cezayı taksitle ödemek zorunda kaldım.”
‘Kafama çuval geçirdiler’
Tahir Koçer’in yaşadıkları bunlarla bitmiyor. Kendisine verilen siyasi iltica hakkını elinden alan Alman devleti, Koçer’i davasından vazgeçiremedi. Koçer anlatmaya devam ederek şunları dile getiriyor: “1999’da Med TV’nin yasaklanmasını protesto etme etkinliğinde polis ile karşı karşıya gelmemiz nedeni ile yine 700 Mark para cezasına çarptırıldım. 1999’da Önderliğimizin komplo sonucu Türkiye’ye teslim edilmesi nedeniyle Osnabrück Derneği’nden halkın dışarı çıkıp izinsiz eylem yapması sonucunda polis ile karşı karşıya gelmemiz sonucunda yaşanan kavgalar nedeniyle gözaltına alındık ve açılan dava sonucunda 2 yıl dışarda gözetim cezasına çarptırıldım. O dönemler evim sık sık polis tarafından basıldı.
En son 2006 yılının Ocak ayında arabam ile seyir halindeyken çok kalabalık polis grubu ile yolum kesildi. Yere yatırıldım. Kafama çuval geçirilerek gözaltına alındım. Aynı saatlerde eş zamanlı olarak internet kafe olarak çalıştırdığım iş yerime ve evime de operasyon yapılmıştı. Bu operasyon sonucunda arabama el konuldu. Yine işyerimdeki tüm bilgisayarlara el konulmasından dolayı, işyerim 5 buçuk ay kapalı kaldı. Ayrıca bu dava nedeniyle arabama da 6 ay el konuldu. Bunlardan dolayı büyük maddi zarara uğradım. Tarihlerini hatırlayamadığım çeşitli zamanlarda onlarca defa polis evime baskınlar yaptı. Bana kesilen para cezalarının hepsini ödedim. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi 2007’de siyasi ilticam, geçersiz sayıp oturumum elimden alınmak istendi.”
Herşeye rağmen siyasi çalışmalara devam ettiğini söyleyen Tahir Koçer, Alman devletine çağrıda bulunarak bu yasağı artık kaldırmasını istiyor. Koçer, “Bunların hepsi Alman devletinin kendi demokratik ilkelerini çiğneyerek PKK’yi yasaklaması sonucu tüm Kürdistanlılara yapıldığı bilinmektedir. Bu yasak nedeni ile bana karşı da pisikolojik baskı yapıldı. Yürüttüğüm siyasi çalışmalardan uzak durmam için bu baskılar yapılıyordu. Ama ben inandığım davamdan geri adım atmadım ve çalışmalarımı bugüne kadar sürdürdüm, sürdürmeye de devam edeceğim. Alman devleti artık bu yasağı kaldırmalıdır. 20 yıl oldu. Kürtler bu kadar mağdur olmalarına rağmen erdemli bir sabır gösterdiler” şeklinde anlatımına son verdi.
‘Kimse beni mücadelemden döndüremez’
1993’ten beri Almanya’nın Kiel kentinde mülteci olarak yaşayan Kürdistanlı Sait Kürekçi’nin hayatı Alman polisi tarafından adeta kabusa çevrilmiş durumda. 1966 Cizre doğumlu, evli ve 4 çocuk babası Sait Kürekçi, siyasi oturuma sahip olmasına rağmen Schleswig-Holstein İçişleri Bakanlığı’nın gönderdiği mektupta siyasal faaliyetlerinden dolayı pasaportunu elinden alınmak istenildiğini belirtiyor.
PKK adına faaliyet yürütüğü gerekçesiyle oturumunun elinden alınmak istendiğini söyleyen Kürekçi şunları belirtiyor: “Bütün bu baskılara karşı direneceğim. Polis beni geçici bir oturumla yani ‘duldung’ ile sınırlamaya çalışıyor. Ayrıca her gün en yakın karakola gidip imza vermemi istiyorlar. Daha önce de evim polis tarafından basıldı. Eşim ve çocuklarım Alman vatandaşıdır, ancak benim vatandaşlık talebim geri çevrildi. Vatandaşlık başvurusu yaptığımda bana ‘10 sene boyunca Kürtler adına siyaset yapmayacaksız, PKK’nin düzenlediği etkinliklere katılmayacaksın’ şartı getirildi. Ben bunu asla kabul etmem. Yaptığım tüm çalışmalar yasal çalışmalardır. Alman anayasanın vermiş olduğu haklardan yararlanıyorum. Ancak biz Türk devletinin zulmünden kaçarken burada bir zulümle karşılaştık. Oysa biz Kürdistan’da kirli savaşın mağdurları olarak buraya geldik. Eğer Kürt sorunu barışçıl bir şekilde çözülürse bir gün dahi burada kalmam.”
Avukatı Alexander Hoffmann aracılığıyla karara itiraz ettiğini dile getiren Kürekçi, “Ne pahasına olursa olsun kimse beni bu haklı mücadelemden alıkoyamayacaklar” dedi. Baskı ve yıldırma politikalarının Kürt ve yurtsever kimliğinden kaynaklandığını belirtten Kürekçi, kendisine Kiel kentinin dışına çıkmama için karar iletildiğini söyledi. Kürekçi konuşmasını şu ifadeyle sonlandırıyor: “Kürt halkının bir ferdiyim ve onun özgürlük mücadelesine yasal çerçevede katılıyorum. Bundan daha normal ne olabilir ki?”
YARIN: * YEK-KOM Başkanı Yüksel Koç ve Kurum temsilcileri yasağı değerlendiriyor.
MURAT MANG/M.ZAHİT EKİNCİ/KIEL