Kürt Halk Önderi açlık grevlerinin amacına ulaştığını düşünerek eylemlere son verilmesini istemiştir. Kamuoyunun açlık grevcilerin taleplerine sahip çıkması, bu taleplerin karşılanması gereken kamuoyu talepleri haline gelmesi Kürt Halk Önderini böyle bir karar almaya sevk etmiştir. Bu kararla hem hükümete hem de bu taleplerin arkasında duran kamuoyuna bu taleplerin karşılanmasını bir an önce gerçekleştirin mesajı vermiştir. Dolayısıyla bu bıraktırma bu taleplerin karşılanması yönündeki çaba ve mücadelenin arttırılması çağrısı olarak görülmelidir. Yoksa açlık grevlerini bırakın çağrısı dışarıdakilerin bu taleplere yönelik mücadeleyi gevşetmeleri anlamına gelmemektedir. Bu çağrıyı mücadeleyi gevşetme ve mücadelesizlik çağrısı olarak görmek Kürt Halk Önderinin yaklaşımlarını kendine göre ele almak ya da çarpıtmak olur.
Kürt Halk Önderi 12 Haziran seçimleri sonrası tutumunu sürdürmektedir. AKP’ye “senin hükümetine yeterince fırsat verdik, artık bu sorunun çözümü için adımını at” denilmiştir. Benim rolümü oynamam için de sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarımın sağlanması gerekir demiş ve aradan çekilmiştir. Bu çağrısı hem hükümet hem Özgürlük Hareketi’ne yönelikti. Hükümete çağrısı, “ben ancak böyle rolümü oynarım, bu koşullarda benden fazla bir şey beklemeyin” biçiminde olmuştur. Örgüte de “siz de çözümün gerçekleşmesi için rolümü oynamamı istiyorsanız mücadelenizle bunu sağlarsınız” denmiştir. Dolayısıyla 12 Haziran sonrası mücadele çözümsüzlükte ısrar eden AKP Hükümetine karşı çözümün gerçekleşmesi için koşulları sağlama mücadelesidir. Bununla paralel olarak çözümsüzlükteki ısrarın kırılması için çözümün bizzat bugünden gerçekleşmesini sağlama mücadelesidir. Zaten açlık grevcileri de çözümün sağlanması için bir yol haritası niteliğinde olan talepler için direnişe geçerek bu sürecin parçası olmuşlardır. Bu, bir yönüyle de hükümete adım at, dışarıdakilere de daha fazla mücadele edin çağrısı olarak anlaşılmalıdır.
Açlık grevleri Kürt sorununun çözümü için koşulların olgunlaştığını göstermiştir. AKP’nin açlık grevlerini bıraktırmak için birçok yol ve yöntem denemesi bu nedenledir. Bir yıldır ailesinin görüşme başvurusunu reddeden AKP Hükümeti, kongre öncesi ortamı yumuşatmak için aile görüşünü birçok hile ve düzenbazlıkla sağlaması ve açlık grevi süresince aile görüşünü yaptırmak istemesi bunu göstermektedir.
AKP açlık grevleriyle birlikte kamuoyunda Kürt sorunu çöz baskını daha fazla hissetmiştir. Açlık grevcilerinin taleplerinin geniş bir kamuoyu tarafından sahiplenildiğini görmüştür. Bu nedenle Tayyip Erdoğan ikide bir “biz şantaja ve baskıya boyun eğmeyiz” diyerek bu gerçeği itiraf etmiştir. Devlet Bahçeli’nin de birkaç defa “devlet cezaevlerine teslim olmamalıdır” demesi de bu gerçeğin ifadesiydi. Kürt Halk Önderi AKP’nin bu sıkışıklığını ve kamuoyunun çözüm için duyarlılığını görerek açlık grevlerinin son bulmasını istemiştir. Ama bu mücadelenin geliştirilmesi gerektiğini de yine “bu görev esas olarak dışarıdakilere aittir” diyerek oluşan bu zemin üzerinden mücadelenin dışarıda devam ettirilmesi yaklaşımını ortaya koymuştur. Nitekim zindan direnişçileri de yaptıkları açıklamada bu duruma vurgu yapmışlardır.
Açlık grevlerinin direnişi çözümün yakıcılığını ortaya koymuştur. Artık çözümün gecikmemesi gerektiği düşüncesiyle ölümüne direnişe girmişlerdir. AKP’nin çürütme ve çatışmaları kaçınılmaz kılmasına karşı mücadelenin sonuç alıcı biçimde geliştirilmesi tutumunun ortaya konulması çok anlamlı ve önemlidir. Bu sadece AKP Hükümeti için değil; kamuoyu, Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi açısından da önemli mesajlar içermiştir. Nitekim gecikmeli de olsa kamuoyu ve Kürt halkı bu gerçekliği görmüş, açlık grevlerine sahip çıkarak tutumunu almış ve mücadeleyi yükseltmiştir. Hatta mücadelenin daha da yükseltileceği ortaya konulmuştur.
Açlık grevcilerinin ortaya koyduğu gerçekler mücadeleyi geliştirme ve çözüm için çok önemli olmuştur. Zaten bu nedenle geçen hafta zindan direnişçilerinin daha şimdiden başarılı olduklarını belirtmiştik. Önder Apo bu başarının daha da ileri götürülmesi için bir yaklaşım ortaya koymuştur. Zindan direnişçilerine teşekkür etmesi tabii ki en başta da ortaya koyduğu talepler doğrultusunda yarattıkları toplumsal zemin ve siyasal ortamadır. Bu, belki de onlarca tutsağın kalıcı hastalıklar ve sakat kalması pahasına gerçekleşmiştir. Yetmişinci günlerden sonra ölümler gerçekleşecekti. Çünkü ölüm oruçları için limit altmışıncı günlerdeyken, süresiz açlık grevleri için limit yetmişinci günlerdir. Bu açıdan oluşan toplumsal zemin ve siyasal ortamın ağır bedeller karşılığında yaratıldığını hiç kimse unutmamalıdır.
Bu taleplerin karşılanmasını sağlama kuşkusuz çözüm için ilk adımlardır. Bu adımlar Demokratik Özerklik statüsüyle tamamlandığındaysa Kürt sorunu kalıcı çözüme kavuşacaktır. Kuşkusuz bu aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamına gelecektir.
Bu açlık grevleri süresince Türkiye kamuoyunun Kürt sorununun çözümünün Türkiye’nin demokratikleşme sorunu olduğunu daha iyi anlamıştır. Kürt sorununun çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesi olarak görüldüğünden açlık grevlerine çok geniş destek verilmiştir. Bu konuda kamuoyunun duyarlılığına teşekkür etmek gerekmektedir. Önceden de bu yönlü bir bilinç vardı. Ancak bu bilincin bu açlık grevleri süresince toplumsallaşması gerçeği görülmüştür. Bu da Türkiye halkıyla Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin birleştirilmesi zemininin de çok güçlü olduğunu ortaya koymuştur. Bu yönüyle zindan direnişi önümüzdeki dönem örgütlenmeleri ve mücadele karakterini de etkileyen bir direniş olarak tarihe geçecektir.
Yaratılan değerlere mücadeleyi geliştirerek sahiplenmek