
Türkiye yargısı, verdiği kararlar ve uygulamaları nedeniyle adil yargılanma, etkin soruşturma ve tarafsızlık gibi evrensel ilkelerini ihlal ediyor. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AHİM) taşınan her 10 davanın 9'unda da Türkiye haksız bulunarak, tazminata mahkum ediliyor. AKP Hükümeti ise peş peşe çıkardığı yargı paketleri ile sorunları gidermeden ziyade, yaşanan hukuksuzluğu örtbas etme arayışında. Avukat Canan Uçar, İzmir'deki davalarda "gizli tanık" uygulamasını, bilirkişi kurumunu, yargıdaki sorunları ve nedenlerini, çarpıcı örneklerle değerlendirdi.
Açlık greviyle kararlar sertleşti
Avukat Uçar, 3. Yargı Paketi olarak bilinen 6352 Sayılı Yasa çıktıktan sonra özel yetkili mahkemelerdeki yargılamaların daha olumsuzlaştığına dikkat çekti. Uçar, 6352 Sayılı Yasa'da yer alan güvenlik tedbirleri, ev hapsi, adli kontrol tedbirleri gibi iyileştirmelerin yargılanmalarda uygulanmadığını belirtti. Açlık grevinden sonra özel yetkili mahkemelerde yapılan yargılamalarda verilen kararlarda "anlaşılmaz bir sertleşme" gördüklerine işaret eden Uçar, "Yargılamalara konu olan fiiller, eylemler, makul olmayan ölçülerde bölünerek, her aşaması ayrı ayrı cezalandırılmaya başlandı. Hal böyle olunca eskiden 12-13 yıl ceza beklediğimiz aynı nitelikteki davalarda, şimdi 35 yıllara varan cezalar verilmeye başlandı" diye aktardı.
Propagandaya örgüt üyeliği cezası
6352 Sayılı Yasa ile birlikte 31 Aralık 2011 tarihine kadar işlenen propaganda suçları ertelenmesine rağmen, bu suçu birden fazla işleyenlerin "örgüt üyeliğiyle" cezalandırıldığına dikkat çeken Av. Uçar, uygulamaya yönelik şöyle konuştu: "TMK kapsamında şöyle bir mantık var; örneğin bir öğrenci ya da bir siyasi parti yöneticisi birden fazla kez basın açıklamasına katılmış ve propaganda suçu işlemiş. Kanun koyucu 'propaganda suçları çeşitlilik ve süreklilik gösteriyor artık bu bir üyeliktir, üyelik halini almıştır' diyor. Propagandalar suç değil ama sen örgüt üyesisin deniliyor. Benim üye olduğumu nasıl anladın? Bu propaganda suçları sayesinde! Aynen böyle uygulanıyor."
Gizli tanık çalıştırılıyor!
Avukat Uçar, "Gizli tanık" uygulamasının da patlamaya hazır mayın gibi ihtiyaç neredeyse orada kullanıldığına işaret ederek, gizli tanıklara tutanakların okutularak, vereceği ifadeler üzerinde çalıştırıldığını vurguladı. Uçar, "Tanık Koruma Kanunu'nun 8. maddesinde, tedbir uygulanan tanığın yani gizli tanığın beyanı tek başına hükme esas teşkil etmez der. Ama girdiğimiz birçok dosya var ki, gizli tanık beyanından başka hiç bir delil, görgüye, bilgiye, duyuma dayalı ya da kriminal bir laboratuar bulgusu yok; ancak gizli tanığın beyanı tek başına ceza vermesine yeterli oluyor" dedi.
Düşman hukukunun uygulamaları
Mahkemelerin atadığı bilirkişilerin de ideolojik davrandığına dikkat çeken Uçar, Adalet Bakanlığı'nın kurum görevlileri ya da bakanlıktan maaş alan kişilerin bilirkişi olarak tayin edildiğini belirtterek, bu kişilerce verilen kararların taraflı ve objektif olmadığını kaydetti.
Avukat Canan Uçar, Ağır Ceza Mahkemeleri ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin (DGM) "düşman hukukunun uygulamaları" olduğunu ifade etti. Uçar, İzmir'de bahçe sınırları dışındaki ağaçlardan zeytin topladıkları için aylarca tutuklu kalan Amedli bir ailenin örneğini vererek, "Eğer o zeytini toplayanlar Diyarbakırlı değil de, Kemalpaşalı olsaydı tutuklu yargılanırlar mıydı? Kesinlikle tutuklu yargılanmazlardı. Bu bir potansiyel suçlu bakış açısıyla belli yöresel kesimler, siyasi kesimler, belli inanç gruplarına karşı hukuk ihlal edilebilir, daha sert uygulanabilir, görmemezlikten gelinebilir. Düşman ceza hukuku mantığıdır" şeklinde konuştu.
Devlet politikasının ünitesi
Yargının ülke gündemindeki siyasal gelişmelere göre kararlar verdiğine dikkat çeken Uçar, şu değerlendirmeyi yaptı: "Yargı mevcut yaşamın yansıdığı bir ünite. Kürt meselesinden kaynaklı ortaya çıkan çatışmalı ortam çözüme kavuşturulmaksızın yargıdan istikrarlı, sağlığa uygun kararlar beklemek mümkün değil. Şu kadar yılki deneyimim ve gözlemim bana şunu çok net bir şekilde gösterdi; bugün sistem yargıyı da Kürt meselesiyle mücadelede, Kürt sorunuyla başa çıkmada bir enstrüman olarak kullanıyor. Oysa yargı bir savaş aleti, silah değildir. Kürt sorunu mahkeme salonlarında çözülmez, yok edilmez, bitirilmez, tasfiye edilmez. Ama bunu yapmak istediklerini görüyorum. Hatta bunu söylememek için kendimi zor tutuyorum. Kanunların düzenlenmesi, uygulanmasına baktığımızda anlıyorum ki yargı, Kürtleri susturmada bir enstrüman gibi düşünülüyor. Bunun sıkıntılarını yaşıyoruz."
DENİZ TEKİN / DİHA/İZMİR