Türk yargısı, 2019’da da iktidarın eline yapışan bir sopa olarak kullanıldı; tamamen tetikçilik yaptı.

Konuşmaları, katıldıkları toplantı ve basın açıklamaları bile baz alınarak yüzlerce Kürt siyasetçisi gözaltına alındı, tutuklandı. Haklarında açılan kovuşturmalarda onlarca yıla tekabül eden hapis cezaları verildi. Hak ihlallerini görmezden gelen yargı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamamaya, Anayasa ve Anayasa Mahkemesi ile çelişen kararlar dahi verdi.

Yargının içerisinde bulunduğu durumu açıkça gözler önüne seren bazı davalar ve kararlar şunlar oldu:

‘KCK Ana Davası’

 Kürt legal siyaseti hedef alınarak ‘KCK/Türkiye Meclisi’ adıyla 14 Nisan 2009’da başlayan siyasi soykırım operasyon sonucu açılan ”KCK Ana Davası”, 2018’de Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce karara bağlandı. Yerel mahkemenin 99 kişiye verdiği bin 109 yıl 10 ay 22 gün hapis cezası ile 55 kişiye verdiği beraat kararının İstinaf Mahkemesi’nde onanması ardından dosya Yargıtay’a taşındı. Yargıtay, 59 kişiye toplamda verilen 475 yıl hapis cezasını onarken, diğer cezaları ise bozdu.

4 Kasım Darbesi

 Meclis’in milletvekili dokunulmazlıklarını 20 Mayıs 2016’da kaldırmasının ardından HDP’ye 4 Kasım 2016’da darbe yapıldı. 4 Kasım gecesi gözaltına alınan HDP Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklandı. Devam eden bu yönelimlerle 27 milletvekili gözaltına alınırken, bunlardan 16’sı tutuklandı. Açılan onlarca dava hızla sonuçlandırılarak milletvekillerine hapis cezaları verildi. Demirtaş hakkındaki 32 ayrı davanın birleştirilmesiyle Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Yüksekdağ ise 10 ayrı davanın birleşimiyle Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya devam ediyor.

Yüksekdağ’a 10 ay, Demirtaş’a 4 yıl 8 ay, Sırrı Süreyya Önder’e 3 yıl 6 ay, Abdullah Zeydan’a 8 yıl 1 ay 15 gün, Çağlar Demirel’e 7,5 yıl, Selma Irmak’a 10 yıl, İdris Baluken’e 16 yıl 8 ay, Lezgin Botan’a ise 19 yıl 10 ay 15 gün hapis verilmesi gibi birçok milletvekiline hapis cezaları verildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve yerel mahkemelerin milletvekilleri için verdikleri tahliye kararları uygulanmayarak savcıların itirazlarıyla engellendi. İdris Baluken ile başlayan bu durum, Demirtaş’ın AİHM kararı ve yerel mahkeme kararlarına rağmen tahliye edilmemesiyle devam etti.

İkinci kayyum devri

 Hükümetin 31 Mart seçimleri sonrası yeniden başvurduğu kayyum politikası ile 19 Ağustos’ta belediye eşbaşkanı gözaltına alınıp tutuklanmaya başlandı. Tutuklu isimlerden Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, Kayapınar Belediyesi Eşbaşkanı Keziban Yılmaz, Kocaköy Belediyesi Eşbaşkanı Rojda Nazlıer, Kulp Belediyesi Eşbaşkanları Mehmet Fatih Taş ve Fatma Ay, İpekyolu Belediyesi Eşbaşkanları Azim Yacan ve Şehsade Kurt hakkında davalar açıldı. Belediye eşbaşkanları hakkında açılan davalarda ise her biri için 7 yıl ile 15 yıl arası değişen hapis cezası isteniyor.

Selçuk Mızraklı davası

 Görevinden alındıktan sonra Hicra Berna Ayverdi isimli şahsın ifadeleriyle tutuklanan DBB Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı hakkında ”örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla yürütülen soruşturma tamamlanarak dava açıldı. Mızraklı’nın bir örgüt mensubunu ameliyat ettiği iddialarında bulunan Ayverdi’nin, ameliyatın orada yapıldığını ileri sürdüğü hastanede çalıştığına dair Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaydının ise olmadığı daha sonra ortaya çıktı.

Yine görevinden alınarak tutuklanan Kocaköy Belediyesi Eşbaşkanı Rojda Nazlıer’in gözaltına alınmasından 13 gün önce iki açık tanığın, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildiği gün ise bir gizli tanığın ifadesiyle 7 yıl 6 ay ile 15 yıla kadar hapsi isteniyor.

   

İnsanlığa karşı suçlar

 ‘Diyalog süreci’nin bitmesiyle bombalar ardı ardına patlamaya başladı. Bir yandan HDP’ye siyasi baskılar sürerken, diğer yandan Kuzey-Doğu Suriye’de kaybeden DAİŞ, MİT’in marifetiyle Türkiye’de Kürtlere ve muhaliflere dönük bombalı saldırılar gerçekleştirdi. DAİŞ’in HDP’nin Amed’de 5 Haziran mitingine gerçekleştirdiği ilk saldırının ardından Suruç’ta Kobanê’ye oyuncak götürmek isteyen 33 gence, Mersin ve Adana il örgütü binalarına, son olarak ise HDP’nin de yer aldığı 10 Ekim 2015’teki Ankara Garı önündeki mitinge yönelik gerçekleştirdiği bombalı saldırılar sonucu yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Saldırılara ilişkin açılan davalarda Suruç ve 10 Ekim davaları sürerken, 5 Haziran Davası ise derinliğine inmeden tetikçilerle yetinip sonuçlandı.

Ankara cezasız bırakıyor

 Tüm bunların gerisinde 1990’lara ışık tutacak, faili meçhul cinayetleri aydınlatacak davalar 2019’da cezasızlıkla sonuçlandı. Kulp Davası, Vartinis Davası, Musa Çitil Derik Davası, Kızılağaç Davası, Görümlü Davası, Cizre Davası 2018’de cezasızlıkla, Ankara JİTEM, Kızıltepe JİTEM davaları da 2019’un son aylarında sanıkların beraatıyla sonuçlandı. Amed Baro Başkanı Tahir Elçi soruşturmasında ise Londra Üniversitesi’nce hazırlanan raporda işaret edilen şüphelilere rağmen bir gelişme kaydedilmedi.

Çocukların katledilmesi

 Türk güçlerinin kullandığı zırhlı araçlar ve açtığı ateş sonucu katledilenlere ilişkin etkili soruşturmalar yürütülmezken, açılan davalar ise devlet güçlerini aklayan kararlarla sonuçlanıyor. Amed’de 2006’da Enes Ata ve Mahsun Mızrak ile 2015’te katledilen Ömer Koç dosyaları cezasızlıkla sonuçlandı. 2013’te Medeni Yıldırım ve Şahin Öner, 2015’te Helin Şen, 2017’de Kemal Kurkut, 2019’da Recep Hantaş ve 6 yaşındaki Efe Tektekin’in katledilmesine ilişkin açılan soruşturma ve davalar ise halen sürüyor.

Kadın cinayetlerinde indirim 

Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliamlar da 2019’da yine durmadı. Kadın cinayetlerine ilişkin açılan davalarda namus, cinnet, kıskançlık kavramlarına sığınan erkeğe, mahkemeler haksız tahrik indirimlerini uygulamayı sürdürdü. Emine Bulut ve Fatma Şengül davalarından olduğu gibi.

Gazetecilere haber cezası

 Yine 139 tutuklu gazetecinin bulunduğu Türkiye’de haber takibi ve yazdıkları haberler nedeniyle gazeteciler gözaltına alınmaya ve tutuklanmaya devam ediliyor. İzmir’de 16 Kasım’da tutuklanan gazeteciler Ruken Demir ve Melike Aydın’ın tüm gazetecilik faaliyetleri suç sayıldı. Gazetecilerin hasta tutuklu aileleriyle görüşmesi, kadın cinayetleri ve Kaz Dağları’yla ile ilgili yazdıkları haberleri hazırlanan iddianamede “kurgu, ayaklanma ve talimat” olarak nitelendirildi.

Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 11 Nisan 2016’dan beri tutuklu Ziya Ataman, hakkında açılan davanın 24 Eylül günü görülen karar duruşmasında 14 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Olmayan gizli tanık

 İfade ve düşünce özgürlüğüne yönelik hak ihlalleri tavan yaparken, yargı da olmayan gizli tanıklarla, 11 yıl önce çekilen fotoğraflara, düğün görüntülerinin sosyal medya hesabında paylaşılmasına cezalar verdi. Silvan’da Kasım 2018’de Yıldız Elma (55) gözaltına alınarak tutuklandı. Gizli tanık “Venüs”ün verdiği ifadelerle Elma’nın “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla yargılandığı Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi ile Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü arasındaki yazışmalarla “Venüs” adlı bir gizli tanığın olmadığı ortaya çıktı. Ancak 5 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan Elma, olmadığı belgelenen tanık ifadesiyle ”örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 6 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

11 yıl sonra cezaevi

 Aydın’ın Germencik ilçesine bağlı Ortaklar Mahallesi’nde ikamet eden üç çocuk annesi Halime Alparslan (30), 21 Mart 2008’de katıldığı Newroz etkinliğinde sarı, kırmızı, yeşil renkli bir bayrak önünde çektirdiği fotoğrafı sosyal medya hesabında paylaştığı için “Örgüt propagandası”ndan hakkında Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Davanın Aralık 2018’de görülen duruşmasında 2 yıl hapis cezası alan Alparslan, onanan cezasının infazı 8 aylık hamile olduğu için ertelendi. Alparslan, doğum yaptıktan 8 ay sonra 26 Ağustos’ta henüz 8 aylık kızı Elif’le birlikte İzmir Şakran T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ne konuldu.

Halay videolarına ceza

 Hatay’ın İskenderun ilçesinde gittiği düğünleri sosyal medya hesabı üzerinden canlı olarak paylaşan Halil İncesoy hakkında “örgüt propagandası” iddiasıyla Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Mahkeme heyeti, İncesoy’a “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 2 ay hapis ceza verdi.

Yargı temel sorundur

 Amed Baro Başkanı Cihan Aydın, Türkiye yargısının 2019 yılını Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi. Hukukun temel sorununun yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı olduğunun altını çizen Aydın, yargının özellikle muhaliflere ve Kürtlere yönelik son derece kıyıcı ve tartışmalı birçok karara ve uygulamaya imza attığını söyledi. Türkiye’de yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı meselesini üç kademe şeklinde değerlendiren Aydın, hakim ve savcıların bir yılı aşan sınavsız atanma biçimleri, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelerinin tamamının iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı koalisyonu tarafından atanması ve Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sinin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor olmasının yargıda yapısal sorunlara neden olduğunu ifade etti.

AİHM’i tanımayan hakimler

 “Türkiye yargısının temel sorunu, iktidarla olan fiziksel ve zihinsel bağını koparamamasıdır” diyen Aydın, “İktidarın yargı üzerindeki tahakkümü, vesayeti aşılmadığı sürece Türkiye’de paketlerle bu işin düzeleceğini inanmıyorum. Yargının yapısal sorunu giderilmeden, yargı paketleri aslında tam olarak palyatif bir çözümdür. Çünkü hala Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın kararlarına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına direnen mahkemeler, hakimler var. Dolayısıyla bu zihniyeti değiştirmediğimiz sürece siz paketlerle bu işi kökten çözemezsiniz” ifadelerini kullandı.

TMK değişmeden olmaz

 İfade ve düşünce özgürlüğüne ilişkin hak ihlallerinin yapısal bir sorun olduğuna dikkat çeken Aydın, “Reform, TCK’nın 299, 301, 214, 215, 216 maddelerini kaldırırsanız ya da yeniden düzenlerseniz veya TMK’nin 7. maddesini ‘örgüt propagandası’ meselesini yeniden kaleme alırsanız mümkün olur” dedi.

Aydın, 2020 yılında beklentilerini ise şöyle sıraladı: “Yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığının mutlak suretle sağlanması, HSK’nin yapısının mutlak suretle değişmesi, Anayasa Mahkemesi’nin daha demokratik bir yapıya kavuşması, hakim ve savcıların temel hak ve özgürlükler, insan hakları konusunda mutlak suretle bir eğitime tabi tutulmaları, ‘örgüt propagandasını’ düzenleyen TMK maddesi ile ifade ve düşünce özgürlüğü konusundaki kanun maddelerinin revize edilmesi, örgüt üyeliği ve terör tanımının değişmesi, cezaevlerinde kötü uygulamalarından vazgeçilmesi gerekiyor. Avukatlara yönelik gerçekleştirilen saldırılar, tacizler, yargı tacizleri mutlak suretle sona ermeli, şiddetsiz saldırısız bir şekilde toplanma, örgütlenme hakkı mutlak suretle sağlanmalıdır.”

 

MA/AMED