İsa’nın Sanhedrin’de dövüle dövüle yargılanıp çarmıha gerilmesinden bu yana pek fazla şey değişmedi yani. Onu yargılayıp ölüme gönderen üzerindekileri yırtıp cemaate “Daha ne kadar bunu izlemek zorundayız? Küfrü duydunuz, ne düşünüyorsunuz” diye bağıran bir şarlatandı.
19 yaşında Jean D’arc’ı yakarak öldürmelerinin temel suçlaması sapıklıktı. Nedeni de Jean D’arc’ın İngiliz gardiyanlarının tacizlerinden korunmak için erkek kıyafetleri giymesiydi. Yoksa Jean D’arc daha öncesinde mahkemeye çıkmış ve ömür boyu hapse mahkum olmuştu.
Tarihin en ilginç mahkemelerinden biri ise, 1600 yılında yakılarak öldürülen Giordano Bruno’nunkidir. Bruno güneşin bir yıldız olduğunu, her yıldızın da kendi gezegenlerinin güneşi olduğunu söylüyordu. Evrende başka yaşam formlarının olabileceğine inanan Bruno tam yedi sene yargılandı ve sonunda yakılarak idama mahkum edildi. Ve ilginç bir şekilde 2000 yılında bir İtalyan kardinal Bruno’yu yakanların “Özgürlüğü ve kamu düzenini korumayı amaçladığını” ve onun hayatını kurtarmak için her şeyi yaptıklarını söyleyecekti.
Emile Zola’yı ‘Gerçeği söyleyeceğim. Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak’ diye bağırtan, adaletsizliğin kurbanı Alfred Dreyfus’u mahkeme beraat ettirmemiş daha büyük bir toplumsal çatışmaya neden olmamak için affedilmişti.
Bunlar ilk anda aklımıza gelen ünlü davalar sadece. Toplumların bir hiç uğruna yargılayıp ölüme, tasvir edilemeyecek işkencelere, acılara mahkum ettiği bireylerin hikayeleri milyonlarla ifade edilir.
***
Bağımsız yargı denilen şey yok. Türkiye’de, Ortadoğu’da falan değil, dünyada yok. Ne hakimler, ne savcılar, ne de jüriler bağımsızdır. Ve bu çark içinde kendini kurumlaştıran sistemin kurduğu çerçevenin dışında düşünme yeteneğine sahip pek az insan vardır.
Evinin kömürlüğünde molotof kokteyli yapıldığı için kadıncağızın birini “silahlı terör örgütüne üyelik” ve “terör örgüte silah sağlama” suçlarından mahkum eden salaklar (ki salak değil militanlardır) da kutsal yargıyı temsil ediyor. (kadının suçu ispatlayan kanıtların yokluğunu bir tarafa bırakın, suçsuzluğunu ispatlayan kanıtların varlığına rağmen ceza veriliyor)
Bu en basit örnekten en karmaşık, en tarihi davalara kadar hepsinin arkasındaki prensip aynıdır: İktidarı, devleti var eden toplumsal gerçekliği korumak.
Yargıya güven(memek)
Aklı başında olan birinin en son yapacağı hata, yargıya güvenmektir. Unutmamalıyız ki her iktidar ve onun oluşturduğu hukuk sistemi kendini, üzerine bina ettiği gerçeklere şu ya da bu şekilde saldıran, onu değiştirmek isteyenlere karşı acımasızdır.