Yazının başlığı atıldığında 31 Aralık Cumartesi saat 17:00 suları idi. Ardından da yazının 3 Ocak’ta (Bugün) yayınlanacağı düşünülerek altına şunlar yazıldı:
“Geride bıraktığımız 2016 Erdoğan çetesinin elinde bulundurduğu iktidar gücü ile sistemi değiştirme girişimine sahne oldu. Hedeflerinin bu girişimi 2017’de tamamlamak olduğu anlaşılıyor. Erdoğan’ın bir süredir birlikte hareket ettiği selefi Suudi sermayesine benzemede ciddi adımlar atıldı bu sürede. Suudi krallarının yetkilerinin parlamento kararı ve halk onayı bir kişiye devredilmesi amaçlanan.
Erdoğan demokrasiyi devre dışı bırakıp diktatörlüğünü dayattığı oranda Kürt Özgürlük Hareketi de demokrasiyi radikalleştirmek için mücadeleyi daha da zorlayacak. Sadece askeri alanda değil insanın yaşama değdiği her yerde mücadele örgütlenecek. Bunu görmek mümkün. 2016’nın son çeyreğinde Rojava devrimini bastırmak için harekete geçen Erdoğan’ın bu hesabı tutmadığı gibi Kuzey Kürdistan’da da büyük bir tepkiyle karşılanıyor. Erdoğan’ı başkanlığa kavuşturacak olası bir anayasa değişikliği referandumunda Kuzey Kürdistan’ın büyük bir bölümünde yüzde otuzu bulamayacağı kesin. Kürtler ciddi bir yol ayrımındalar. Demokratikleşemeyen bir cumhuriyetin devamına katkı sunmamak konusunda da çok kararlılar. Kürtler artık iktidarda kimin olduğu ile değil sistemin demokratikleşip demokratikleşememesi ile ilgililer. 100 yıllık bir milat doluyor. Bu arada sadece Kürtler değil birçok toplum kesimi de kendi içinde ciddi bir çatışma yaşıyor. Bugün yaşanan çatışmanın fikri bir çatışma olmadığı çok açık.
Toplum yarılıyor. Hiç bir dönem toplum kesimleri ortak yaşama bu denli yabancılaşmamıştı. İktidarı işgal eden gücün kendi dayattığı yaşam dışındaki tüm yaşam biçimlerine saldıran tavrı yarılmayı geri dönülmez bir biçimde parçalanmayla ortaya çıkarıyor. Sınıfsal özünden uzaklaşan AKP tabanı salt iktidar gücüne tapınarak kendi sınıfından olanlara saldırıyor. Yoksul Kürdün Newrozu’ndan sonra çok az sayıda kalmış Hıristiyan’ın Yahudi’nin Ermeni’nin kutsal değerlerine de dadanıyor.”
Daha sonra tamamlamak üzere yazıya ara verildi. Gece saat 23:30’u gösterdiğinde ilk haber “Ortaköy’de patlama” başlığı ile düştü internet sitelerine. Çok geçmeden İstanbul Ortaköy’de bulunan Reina isimli bir gece kulübünde sürmekte olan yeni yıl kutlamasına silahlı saldırı düzenlendiği ortaya çıktı. İlkel devlet refleksi ile ölü sayısı açıklanmadı. İktidarın denetimindeki Türk televizyonları ve gazete internet siteleri de resmi söylemin bir yansıması biçiminde habercilik yapmayı bırakıp resmi açıklamaları yayınlama işine soyundular. Ta ki İstanbul valisi çıkıp “1 polis şehit 34 ölü var” diyene kadar. O anda bile ölüler arasında ayırım yapabilecek bir soğukkanlılıktaydı vali. En az o silahın tetiğine defalarca basarak 39 (şimdilik) insanı katleden katilin soğukkanlılığı kadar.
Erdoğan iktidarının sivil resmi tüm kurumları ile hedef haline getirdiği Noel ve yeni yıl kutlamaları tam da onların beklediği oldu. Sokaklarda Antalya Demreli Noel Baba’yı sünnet edip bıçaklayanlar, Noel Baba kılığına girmiş bir soytarıyı başına silah dayayarak dövmeler. Bunların yanında 31 Aralık katliamından bir gün önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın camilerde okunan hutbesi. Adeta saldırıyı yapılmadan meşrulaştıran Diyanet İşleri Başkanlığı hutbede, “…bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayri meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz. Sevap-günah, hayır-şer konularında muhasebe yapılması gereken saatlerin, emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edilmesi üzücüdür…” diyor.
Hem kutlama yapanları hedef gösteriyor. Hem de hazineden payına düşen bütçesinde vergileri ile katkısı olan şans oyunlarını mahkum ediyor. Ahlaktan yoksun Diyanet “emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edenlerin” vergilerinden oluşturulan trilyonluk bütçesinden hiç vazgeçmiyor. Bu kurumun derdi ahlaki ölçüler değil ise provokasyondur. Bu kuruma el değdirmeyen iktidar da topluma dayatılan bu ayrımcılığı kendi bekası için gerekli görmekte.
Gerçek bir demokrasinin sağlayacağı özgürlüğü isteyen Kürde sömürgecilik, laik bir yaşam isteyene selefi sünni gericiliği zorlamanın çatışma noktasına getirdiği bir kırılma yaşanıyor. Son bir yıl içerisinde Almanya’ya iltica eden Türk kimliklilerin sayısı 5000 olarak açıklanıyor. Kürtlerin kendi vatanlarında başka gidecek bir yerleri olmadığına göre özgürlüğü kazanana kadar direnecekler.