
Türkiye’de insan, demokrat, aydın, gazeteci, kadın ve Kürt olmanın bedelleri ağır.... Fakat zamanında bu bedelleri göze alarak mücadele etmek yerine sineye çekmek, ölümleri görmezden gelmek bir yandan insanlığımızı bitirirken diğer yandan da bedelleri gün be gün artıracak. Kim ki AKP çetelerinin Kürdistan’da kadın, çocuk, yaşlı, sağ, ölü demeden uyguladığı vahşeti sesssice, hatta bazen de alkış tutarak izleyebileceğini sanıyorsa yanılıyor. Bedeller günbegün artacak! Evet, ama "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyen sessizlerin de bu bedellerden olmayacağının garantisini kim verebilir?..
Türk devleti, 12 Ağustos’ta demokratik öz yönetim ilanı yapan Kürdistan şehirlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edip tankı, topu ve DAİŞ’çi polisleriyle saldırarak Kürt'ün iradesini kırmaya çalışıyor. AKP’nin Varto, Gever, Silvan, Cizre, Şırnak, Beytüşşabap, Nusaybin ve Bismil vb. Kürdistan il ve ilçelerinde öldürmeye motive olmuş özel harekatçı DAİŞ’çi polislerle uyguladığı vahşet sınır tanımıyor. Fakat Kürdistan 7’den 70’e direniyor.
Çocuklarının cenazelerini buzdolabında saklayarak direnişe devam eden analarımız, keskin nişancılara hedef olma pahasına sokaklara çıkarak sıkıyönetimi protesto eden dedelerimiz, nenelerimiz, direnişten vazgeçmediği için cenazesi panzerlerin arkasında sürüklenen gençlerimiz, ibreti alem olsun diye kameraların önünde polisin başına silah dayamasına, her gün bombardımanların ortasında kalmasına rağmen görevine devam eden onurlu meslektaşlarımız bu direnişin süreceğini ve daha da gelişeceğini gösteriyor.
Peki ya Türkiye cephesi?
Bu suskunluk... Bu suskunluk, kefeni kendi kafasına geçirme değil midir? Ağır ağır bu kefen ne zaman benim de başıma geçecek diye beklemek değil midir?
20-24 Temmuz tarihlerinden itibaren PKK gerillaları ve Türk devleti arasında yeniden tırmanan savaşın şu ana kadar temel mekanı Kürdistan oldu. Peki ya hep böyle mi sürecek? Bu savaşın hep Kürdistan’da süreceğini sanmak saflık olmaz mı? Dahası Kürtlerden ve Kürdistan gerillalarından bu savaşı sadece Kürdistanla sınırlamaları beklenebilir mi?
Kendi kimliğine, geleceğine dönük en ufak bir hak talebinde bile Kürtlere “Türklerin kırmızı çizgileriyle oynamayın” diyenler acaba Kürtlerin hassasiyetlerini görebiliyorlar mı? Peki Kürtlerin kırmızı çizgileri yok mu?
Kürtler şimdiye kadar da her türlü saldırı karşısında "Yaşasın halkların kardeşliği’’ sloganını attı ve verdikleri demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle halkların, kadınların ve emeğin mücadelesine güç verdiler. Ama şunu iyi bilmek gerekiyor ki Kürtler kardeşlik söylemini en fazla sorguladıkları bir süreçten geçiyorlar.
Şimdi bu kardeşliğin içeriğini doldurması gerekenler Türkiyeliler, Türkiyeli aydın demokrat, yazar, gazeteci, kadın ve halklar...
Aksi taktirde Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının Türk devletine karşı verdiği mücadele daha büyük bedeller pahasına gürleşecek ve bu savaşın temel mekanı Kürdistan olmayacak. Her ne kadar iktidar tarafından Türkiye halklarından gizlenmeye çalışılsa da Kürt gerillasının şu ana kadar geliştirdiği eylemlerin sonuçları da bu gerçeği ortaya koymakta.
Bir de diğer bir boyut var. Türk devletinin tankı topu ve teknik üstünlüğüyle Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ni yenilgiye uğratacağını ve Türkiye’de yeniden bir sükunetin gelişeceğini sananlar yanılıyorlar. Aslında bu konuda son sokağa çıkma yasağı ve katliam girişimi sürecinde Silvan’da yaşananlar oldukça çarpıcı, ki benzeri örnekler diğer katliam girişimlerinde de yaşanmıştı. AKP’nin DAİŞ’çi polislerinin telsizlerden "Vurun kafirleri’’, "Allah, Muhammed, şehitlerimiz için vurun’’ sözlerini kim unutabilir? Bu sözler, kendileri de Müslüman olan Amed-Silvan halkına saldıran polis telsizlerinde geçti ve haberlere konu oldu. Bu bile ortaya koyuyor ki AKP DAİŞ’tir, polisi DAİŞ’tir ve özel harekatçıları DAİŞ’tir. AKP Rojava’da DAİŞ’le Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı Kuzey Kürdistan’a yine bizzat DAİŞ’çi teşkilatıyla taşımıştır. Böyle bir gücün yarın Türkiye’de Alevilere, kadınlara, demokratlara, en ufak bir hak talebinde bulunan emekçilere yapacaklarını düşünmemek elde mi?
Kürdistan direnmektedir. Gün Türkiye açısından sorumluluk, demokrasi, özgürlük ve halkların kardeşliği için seferberlik günüdür. Başta Türkler olmak üzere Aleviler, demokratlar, kadınlar, sosyalistler en fazla da kendi gelecekleri için öz yönetim direnişini geliştiren Kürdistanlıları yalnız bırakmamalıdır. Askere gitmemekten tutalım, serhıldanlara, gerçeği ortaya koymaya, iş durdurmaya, tanklarla toplarla vurulan Kürdistan illerinin etrafında barikatlar örmeye ve birlikte direnmeye kadar gösterilebilecek pek çok onurlu ve kardeşçe tutum vardır. Gün erteleme ve bekleme değil, harekete geçme günüdür.
Aksi taktirde yarın geç olabilir.