Türkiye’de yasa bolluğu var. Kimi Osmanlıdan kalmış ve raflarda üstünü toz kaplamış, kimi de Cumhuriyet devrinde yapılmış tonlarca yasa. Cumhuriyet devrinde yapılanların da kimi tek parti devrinde, kimi de darbe dönemlerinde yapılmış. Her gün el çabukluğuyla yeni bir yasa yapıldığını ya da yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. AKP iktidarı da, günü birlik çıkarlarına göre yasa değiştiriyor ya da yeni yasalar yapıyor. Ortalık adeta bir yasa çöplüğüne dönüşmüş durumda. Örneğin çoğu insanın ne olduğunu bile anlamayacağı bir yasa: Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat (Kabul Tarihi: 04.02.1329) Osmanlıdan kalmış bir geçici yasa ama 100 senedir hala yürürlükte.

 Öyle ki tozlu raflarda, herkesin mahkum edilebileceği yasa maddeleri de icabında kullanılmak üzere hazır bekletiliyor.
Yasalardan önce gündeme alınması gereken bir de anayasa sorunu var. Anayasa diye geçerli olan metin, 12 Eylül faşizminin yadigarıdır. 12 Eylül darbecileri güya yargılanıyor ama hepimiz onların anayasa dedikleri cenderenin içindeyiz. Yıllardır, bütün hukukçular, bu metni anayasa olarak değil, askeri kışla nizamnamesi olarak nitelemekte ve yeni bir anayasa yapılmasını önermektedir. Siyasetçiler de yeri geldiğinde bu gerçeği itiraf etmektedir. Ama hiçbiri de yeni bir anayasa için kolları sıvamamaktadır. Tam tersine, hepsi de işine geldiği ölçüde bu anayasa denen metni ve yasa denen ucubeleri kullanmaktadır. Sonuçta görünen bir anayasa ve yasalar bolluğu vardır ama hukuk yoktur. Yapılan her şey yasalara uygundur ya da uydurulmaktadır ama hukuka uygunluğu tartışmalıdır. Hatta çoğu ve özü hukuk dışıdır diyebiliriz.
Cemaat-hükümet çatışmasının ortaya koyduğu skandalvari gerçeklere bakalım. Bir kere bu cemaat nedir? Anayasa ve yasalarda yeri olan bir devlet kurumumu dur? Bir siyasi parti midir? Bir meslek örgütü müdür? Kimin adına, hangi yasaya dayanarak hükümet ile kavgaya girmektedir? Cumhurbaşkanı ve hükümetle cemaat arasında hangi hukuka göre elçiler gidip gelmektedir? Bunun üzerinde kimse durmamakta ve cemaati meşru bir kurummuş gibi değerlendirmektedir. Sanki hükümetle diğer partiler ya da devlet kurumları arasında ya da meslek örgütleri arasında, gençlik örgütleri arasında bir çelişki varmış gibi yaklaşılmaktadır. Yine, hükümetin her gün yeni bir yasa çıkarıp kendisine yakın bürokratları korumak ve karşı olanları tasfiye etmek çabası olağan görülmektedir. AKP liderleri, sanki iktidarda hep kendileri kalacak zannetmektedir. TMK vb. yasalar, yeni MİT ve internet yasaları buna son örnek olmuştur. Ankara’da ilan edilen fiili OHAL buna örnektir.
Bütün bunlar gösteriyor ki, devlet yasa devleti-kanun devleti olsa da, asla bir hukuk devleti değildir. Hukuk olmayan yerde, ne adalet ne de barış ve özgürlük olur.
Bütün bunlar mevcut sistemin hukuk dışı-keyfiliğe dayanan bir yapı olduğunu gösteriyor.
Onun içindir ki ne Roboskî katliamı ne de Paris Katliamı aydınlatılıyor.
Onun içindir ki faili meçhul denen katliamlardan sanık olanlar yargılanamıyor. Cinayet sanığı olarak yargılanan Korkut Eken, mahkeme huzurunda mağdur ve davacı olan milletvekili Pervin Buldan’a küfredebiliyor. Herkes de seyrediyor.
Onun içindir ki Gezi Direnişinde ve sonrasında insanları katleden, sakat bırakan güvenlik görevlileri kahraman ilan edilip yargı önüne çıkarılmıyor.
Bu kargaşa ve kavga içinde seçimlere gidiliyor.
Seçimlere giderken ne AKP, ne de CHP ve MHP ülkenin geleceği üzerine net projeler açıklıyorlar. Günü kurtarmak ve her ne pahasına olursa olsun oylarını arttırmaktan başka bir amaçları yok. Çünkü esas olarak bu çürümüş sistemi değiştirmek diye bir dertleri de yok. Bu nedenle, aralarındaki kavgada her ne pahasına olursa olsun üste çıkmaktan başka dertleri yok. Bu kuralsız kavgada gizlice ve yasadışı olarak kaydedilmiş olan kasetler, çözüm projelerinden, yasalardan ve anayasadan daha etkili oluyor. Bu da sistemin iflasının açık göstergesidir.
Bu durumda vakit kaybetmek, oyalanmak çok tehlikelidir. AKP Hükümeti hala zamana oynama yerine çözüm yoluna girmelidir. Çürümüş sistem yama tutmaz, onun yerine bütün vatandaşların özgürlüğüne dayanan, temel insan haklarına saygılı bir hukuk düzenine geçmek için acele edilmelidir. Hasta tutsaklardan başlayıp Öcalan ve tüm siyasi tutsaklara özgürlük, çözüm sürecinin açık ve yasal bir zemine kavuşturulması bunun ilk adımı olmalıdır.
AKP ve sözde muhalefet olan CHP-MHP’den umut yok. Onlar ne yaparsa yapsın tüm ezilenler yeni bir hukuk düzeni için mücadelesini yükseltmelidir. HDP-BDP’nin seçim mücadelesi bu demokrasi mücadelesinin önemli bir alanıdır. Bu mücadele bir bütün olarak başarıya ulaşmadıkça kalıcı bir adım atılmış olmayacaktır.