
20.yılını geride bırakmak üzere olan Almanya’daki PKK yasağı, gerek Kürt kurum temsilcileri, gerekse de Kürt dostları tarafından bütün yönleriyle sorgulanıyor. Yasakla, Almanya’da Kürt toplumunun örgütlenmesinin önüne geçilmek istendi. Yasak, ayrıca uluslararası alanda kirli ilişkileri örtme, tekellerin silah satışını bir şekilde meşrulaştırılmasına yardımcı oldu.
Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) Başkanı Yüksel Koç, yasak nedeniyle, iş, eğitim, oturum alanında mağdur olan insanlardan örnekler veriyor. Koç, yasağın bir kesime ise büyük bir rant sağladığını belirtiyor.
Almanya’da Kürtlere ait en büyük sivil toplum örgütünün eşbaşkanısınız? 20 yılını geride bırakan yasağın, buradaki Kürtleri ne kadar mağdur ettiğine ilişkin gözlemleriniz kuşkusuz vardır. Kürtlerin günlük yaşamlarına bu yasak nasıl yansıyor?
Bu konuyu örneklerle anlatayım. Kurumlarımızda, derneklerimizin yönetimlerinde yer alan arkadaşlarımızın oturumları iptal edildi. Farklı nedenlerle açılan dava sayısı belki de binleri geçmiştir, ben bu davaları söylemiyorum. Fotoğraflarda, sembollerden veya yürüyüşlere katıldıkları için vatandaşlık verilmeyen ve oturumları ellerinden alınan insan sayısı oldukça yüksektir. Bu yasağın Kürtlerin yaşamlarını ne şekilde olumsuz etkilediğini bir kaç somut örnekle anlatayım: Federasyon yöneticilerimizden Bahattin Doğan ve çeşitli kurullarımızda yer alan arkadaşlarımızın oturumları iptal edildi.
* Lohne derneğimizin yönetiminde yer alan İbrahim Kahraman adlı arkadaşımız Alman vatandaşı olmasına rağmen, -burayı tekrar belirtmekte fayda var- vatandaşlığı elinden alındı. Bu arkadaşımızın şu anda oturumu yok. İlk defa Almanya’da böyle bir hukuksuzluk yaşanıyor. Bir kere bu yasakla insanlarımız oturumları ellerinden alınabiliyor. Bu onları mağdur ettiği gibi, içinde bulunduğu topluma adepte olmasını da engelliyor.
* Diğer bir örnek: Essen’de dernek yönetiminde yer alan Ferzender arkadaşımız, Düsseldorf Havaalanı’na iş için müracaat ediyor, kendisine: “Sen dernek yönetimindesin, iş güvenliği nedeniyle seni işe alamıyoruz” cevabı veriliyor. Ardından Nordrhein Westfalen Eyaleti İçişleri Bakanlığı’ndaki görevliler, arkadaşımızla görüşüyor ve kendisine “Seni bir şekilde işe alabiliriz. Ancak bunun bir karşılığı var o da bize ajan olarak çalışman lazım” diyorlar. Bu yasak, bu yönüyle iş piyasasında insanlarımızı etkiliyor. Daha önemlisi insanlarımıza ajanlık gibi bir onursuzluk dayatılıyor. İnsanlarımız bu onursuzluğu kabul etmiyor. Eğer kabul etmiş olsaydılar, ülkelerinden buralara çıkıp gelmek zorunda kalmazdılar.
* 2007’de Hannover’de yaptığımız merkezi Newroz yürüyüşü döneminde ilginç bir olay var. O Newroz’da Bremen Nord’da kalan bir Rojavalı ailenin 6 yaşındaki çocuklarının arabasında KCK bayrağı olduğu için dava açıldı. Tekrar altını çizmek gerekiyor, 6 yaşındaki çocuğa dava açıldı. Tabii çocuk reşit olmadığı için dava farklı bir şekilde yürütülüyor. Bu dava aileye açılıyor.
* Nürnberg’te Sultan Karayiğit isminde genç bir kızımız var. 16 yaşındayken iç güvenlik soruşturma adı altındayken ‘karanlık oda’ diye tabir edilen yerde sorgulanıyor. Ki bu bir skandaldır, çünkü 16 yaşında biri çocuk olarak kabul edilir ve kendisine yapılan yasadışıdır. Sultan’a çeşitli sorular soruluyor. Bu sorulardan biri de “Abdullah Öcalan’a birşey olursa ne yaparsızın”dır. Kızımız bir Kürt genci ve bir yurtsever olarak tepki gösteriyor. İşte bu konuşma gerekçe gösterilerek bu genç kızımızın oturumu iptal edildi. Oturumun iptali de onun okul hayatını iş hayatını etkiledi. Yani yaşamını bir bütün etkiledi. Şu anda ise sınırdışı edilmekle tehdit ediliyor. Oysa ailesi buradadır, yine burada büyümüş, burada okumuş ve burada çevresi vardır. Bu davadan sonra Sultan’a arkadaş çevresi içinde bazıları ‘terörist’ gözüyle bakmıştır. Ancak, kendisi için çalışan, didinen ve O’na yardımcı olmaya çalışan öğrenciler ve diğer demokrat insanlar da var. Bu örnek, yasağın bir insanın okul hayatını etkilemesine vesile olduğunu gösteriyor.
* Oldenburg’ta 13 yaşındaki bir Kürt çocuğu, ders esnasında defterine çeşitli semboller ve çeşitli yazılar yazıyor. Bir eğitimci bunu görüp, ‘terörist bir örgütün sembollerini çizdiği’ gerekçesiyle şikayet ediyor. Bu çocuğa okul arkadaşları ‘terörist’ gözüyle baktığı için okulu terkedip, başka bir yere gitmek zorunda kalıyor. Bu çocuğun okul hayatı etkileniyor.
* Yaşar adlı diş hekimi Dêrsimli bir arkadaşımız, 1999’da Almanya’ya gelmiş. Kendisi Dêrsim’de diş hekimliği yapmış, bu arkadaşımız diplomasını denkleştirip bir doktor olarak çalışmak istiyor. Yaptığı başvuru sırasında bir memur, “Özgeçmişini yazarak başvur” diyor. O da özgeçmiş yazısında siyasi özgeçmişini de anlatıyor. Memur verilen özgeçmiş yazısını okuduktan sonra “Ben burada olduğum sürece, sen diplomanı denkleştiremezsin” diyor. Şu anda doktor olan bir insan bulunduğu şehirde taksicilik yapıyor. Bu örnekler eğitim alanında yasağın insanlarımızı mağdur ettiğini gösteriyor.
* Yeni Özgür Politika Gazetesi’nin muhabiri İlyas Ersöz arkadaşımız vatandaşlığa başvuru yapılıyor. Mahkemede kendisine şu söyleniyor: Sen niye hep Kürtlerle ilgili haber yapıyorsun da, başka haber yapmıyorsun? İşte bu kadar saçma, bir dava, işte bu kadar saçma bir dava ve bu kadar saçma bir mahkeme. Yine bir gazeteciye sorulabilecek en çirkin soru ‘sen bu haberleri nerede ve nasıl buluyorsun’ gibi bir sorudur. Zaten bir gazetecinin görevi haber bulmaktır. ‘Bu haberleri yapma sana vatandaşlık verelim’ deniyor. Buna benzer örnekler çok.
Bu uygulamalar mevcut göç ve göçmen politikaları bile düşünüldüğünde aslında hukuk dışı değil mi?
Almanya Göç ve Uyum Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu bir broşürde şu ifadeler yer alıyor: “İnsanlar iki şekilde göç eder. Birincisi gönüllü, ikincisi ise zorunlu göçtür”. Eğitim ve iş amacıyla gelenler gönüllü göç olarak tabir edilir. Zorunlu göç çerçevesinde gelenler için ise “Bu şekilde gelenlerin, geldikleri ülke ile bağlarını koparmaz” deniyor. Bu benim değil, Göç ve Uyum Bakanlığı’nın değerlendirmesidir. Çok doğru bir değerlendirmedir. Çünkü insanlar, zorunluluktan çıktıkları o ülkeye karşı farklı duygular besler, terkettikleri için vicdan azabı da duyarlar. Uyum Bakanlığı’nın bu çok doğru tespiti, Kürtlere gelince bir türlü uygulamaya konulmamaktadır. Bu aynı zamanda Almanya Anayasası’nın 1, 3, 5 ve 8. maddesi ihlallidir. Bu maddeler, insanların doğuştan gelen dokunulmaz haklarını, yasalar karşısına eşitliği, örgütlenme ve ifade özgürlüğünü kapsıyor.
Zaman zaman polisin provokatif tutumu ve ölçüsüz şiddeti de görülüyor. Buna karşı Kürtler yasal haklarını biliyorlar mı? Örneğin, 2012’de Mannheim’da polis festival alanının etmek için elinden geleni yaptı, ama buna rağmen, polis gidip kendisini mağdur gösterdi. Polisin şiddetin maruz kalan hiç kimse suç duyurusunda bulunmadı…
Biz şunu aşmak zorundayız. Almanya’da demokratik kitle örgütleri, demokratik kamuoyu ve çevreleri bizim yaşadıklarımızı çok bilmiyor. Bizim bulunduğumuz alanda sorunlarımızı kamuoyu ile paylaşma sorunlarımız var. Hukuki yollara başvurma ve dava açma konusundaki zayıflığımızda ikinci eksikliğimizdir. Örneğin Berlin’de polis gençlere saldırmıştı. Biz arkadaşları ikna ederek raporlar aldırmıştık. Raporlara dayanarak da bir dava açmıştık. Mahkeme bizi haklı bulmuştu ama bize şunu söylemişti: “Tamam siz haklısınız ama siz polislerin yaka numaralarını alamadığınız için biz toplu olarak polisi yargılayamayız” demişti. Haklıydık, ancak memurun ismi ve yaka numarası olmadığı için bir sonuç çıkmadı. Bu konuda bir eksiklik bırakmamamız gerekir. Mannheim’da birçok genç mağdur edilmesine rağmen, rapor alıp şikayet etme noktasında zayıf kaldı. Hukuk mücadelesi çok önemlidir. Çünkü, bazı memurlar yasağı bahane edip çok keyfi bir şekilde yaklaşıyorlar.
Geçtiğimiz yıllarda Kürtlerin ayrı bir göçmen grubu olarak Kürt kimliği ile tanınması için bir kampanya başlatmıştınız. O kampanyada yasağın kaldırılması da talep ediliyordu. Gelinen aşamada durum nedir?
Kimlik kampanyasındaki taleplerimiz bu yıl kurulacak olan hükümete devredilmiştir. Anayasa Koruma Örgütü’nün 2012 yılı raporunda bizim Kimlik Kampanyasındaki taleplerimizı çarpıtılarak kamuoyuna yansımıştı. Biz YEK-KOM olarak bu konuda bir dava açtık. Şu anda da bu davamız yürüyor. Çünkü kamuoyu yanlış bilgilendiriliyor ve manüpile ediliyor. Şunu söylüyorlar ‘YEK-KOM bu kampanyayı PKK’den talimat alarak gerçekleştirmiş’ hem de çok geniş bir şekilde bu kampanyaya ilişkin değerlendirmeleri vardı. Oysa bu Kimlik Kampanyamızı, 2009’daki Berlin Konferansı’nın sonuç bildirgesini esas alarak başlattık. Biz de “O konferansa Berlin Eyalet Parlamentosu Başkanı katılarak açılış konuşmasını yaptı, talimat almışsak ondan almışız diyoruz.”
Ayrıca bu kampanyayı, 250’ye yakın sivil toplum kuruluşu yürüttü. Bu kampanyayı YEK-KOM tek başına organize etmemişti. Anayasa Koruma Örgütü, Alman kamuoyu ve Alman devletini yanıltmıştır. Bu konuda onlara karşı bir dava açtık ve bu dava devam ediyor.
Siz bu yasakla bir rant kesimini oluşturduğunu düşünüyor musunuz? Yasak rant kesiminin çıkarlarını saklamasına yardımcı oluyor mu?
İsmini vermeyeceğim ama bir Alman dostum bana “PKK yasağı, Almanya’da önemli bir gelir kapısı olmuştur” diyordu. Örneğin tercüme yapanlar var, dinleyenler var. Dinlemeleri tercüme edenler var, takibata uğrayanlar ve takip edenler var. Bu döngü bir bakıma çok önemli bir rant kapısı da olmuştur. Bir kesim, bu yasaktan önemli oranda para kazanıyor ve bu yasağın kaldırılmasını istemiyor. Nasıl ki, Türkiye’de rant kesimi savaşın durmasını istemiyorsa, burada da benzeri bir rant kesimi bu yasağın kaldırılmasını istemiyor.
YARIN:
* PKK yasağını hukukçular değerlerdiriyor.
* Yasak mağduru Kürtleri savunan avukatlar 129a ve b’yi anlattı.
SİDAR DERSİM
PKK yasağı Avrupa’nın ayıbı
Şükran Bitkin (Barış Annesi): PKK yasağının mağdurlarından biriyim. Alman devletine şunu söylemek istiyorum: Bu yasaklarla bir halkın haklı mücadelesini engelleyemezsiniz. Yıllarca bize yasaklar getirerek adeta kan kusturdunuz. Kürt halkını kendi ekonomik çıkarlarınıza kurban etmek istediniz. Verdiğiniz tankla, topla evlatlarımız katledildi. PKK’yi yasaklarken, bir yandan da insanlık suçu işlediniz. Yasaklanması gereken bir şey varsa, bu sizin katliamcı zihniyetinizdir. Kendinizi Kürt halkına affettirmek istiyorsanız, derhal bu yasağı kaldırın ve mağdur ettiğiniz insanlarımızın mağduriyetini giderin. Yoksa Kürt annelerinin elleri her zaman sizin de yakanızda olacak.
Elif Delibalta (Bensheim Kürt Toplum Derneği Eşbaşkanı): PKK yasağı kabul edilmez bir karardır. Yasağın kaldırılması Kürtlerin demokratik şekilde örgütlenmesinin yolunu açacaktır. Alman devleti bu yasakla umduğunu elde edemedi. Aksine Kürt halkı daha güçlü bir şekilde bu hareketi savundu. Alman istihbaratının kamuoyuna açıkladığı raporlar bunu kanıtlamaktadır. Kendi verdikleri bilgiler PKK’ye olan bağlılığı ortaya koymaktadır. Onlar ne kadar yasaklarsa yasaklasınlar, bizler bayrak ve sembollerimizi savunacağız. Çünkü bu semboller Kürtleri temsil etmektedir.
Emin Mungan (Rüsselsheim Kürt Halk Meclisi Başkanı): Aslında bütün Kürtler, kendini bu yasağın içinde görüyor. Ben de kendimi öyle görüyorum. PKK, Kürt demek, Kürt PKK demek. Bu yasak yüzünden insanlarımız kendini rahat ifade edemiyor, kültürünü yaşayamıyor. Mesela çocuklarım okullarda kendilerini tanıttıklarında ‘terörist’ olarak görülüyor. Ya da, ‘PKK terörist siz de, onu destekliyorsunuz’ deniliyor. O anlamda Kürtler hala kendilerini rahat ifade edemiyor. Örneğin Hessen Eyaleti’nde 20 kişi bir okulda rahatlıkla kendi anadilinde ders alabilir. Ama Kürt için yasak bunun önünde engeldir. Yine bir derneğe üyelik durumunda Frankfurt Havaalanı’nda seni işe almıyorlar. Avrupa Birliği ve Almanya devletinden isteğimiz bu yasağın kalmasıdır.
Ümit Çelik (Komala Çanda Kurd-Kürt Kültür Derneği Başkanı): Yasak Kürtlerin Alman devleti ve demokrasisine bakış açısını değiştirdi. ‘Demokratım diyorsun, evrensel insan haklarından, temel hak ve özgürlüklerden bahsediyorsun fakat sen Kürtleri yasaklıyorsun. Kürtler PKK’nin yasaklanmasını, kendilerinin yasaklanması olarak algılıyorlar. Hele hele Almanya’da yaşayan Kürtlerin yüzde 90’ı, PKK ile olan bağdan dolayı buradalar. Siyasi ilticacıdır. Yasakla toplumda bir baskı oluşturuldu. Örneğin insanlarımız derneğe üye olmak istiyor, ama bir şekilde çekiniyor. Halbuki bu yasak ve baskı, Alman anayasasına da karşıdır. Zira, kurulan dernekler yasaldır, ama üyesine baskı yapılıyor. Bu yasak artık kaldırılmalıdır.
Metin Yeşil (Rüsselsheim Kürt Halk Meclisi Dışilişkiler Komisyon üyesi): PKK yasağından sonra Kürtler, kovuşturma ve soruşturmalara uğradı ve çok ceza aldı. Mesela bir kuruma gittiğinizde şu ifadeyle de karşılaşabiliyorsunuz: “Devleti seni tanımıyor dolayısıyla da ben de tanımıyorum.” Bu durumu halen şu veya bu şekilde var. Yasak sosyal yaşamda da büyük sorunları getiriyor. Ayrıca bu ülkede uyumu engelliyor, asimilasyonu derinleştiriyor. Yani yarım kişilik ortaya çıkıyor. Tabi ki bu da sorunları daha da derinleştiriyor.
Abuzer Bilenler (Hamburg Kürt Halk Meclisi Başkanı): Sürdürülen PKK yasağını, Avrupa demokrasisinin bir ayıbı olarak görüyorum. Bu yasakla birçok insanımız mağdur edildi ve halen ediliyor. Para cezaları, tutuklanma, Avrupa’da yaşayan Kürt halkının olağan yaşamı haline geldi. Bu yasağı sürdürmenin hiç bir mantığı yoktur. Halkımızın daha fazla mağdur edilmemesi için bu yasağın derhal kaldırılması gerekiyor. Bu yasak, Kürt halkının mücadelesi ile zaten anlamını yitirmiştir.
Ahmet Kalender (Heyva Sor Hamburg): Antidemokratik yasaların Kürt halkının örgütlü mücadelesi ile boşa çıkacağına inanıyorum. Bu yasaktan önce birçok Alman’ın PKK’ye ve Kürt özgürlük mücadelesi’ne sempatisi vardı. Yasak ile bunun önü alınmaya çalışıldı. Yasaklama ve kriminalize çalışmaları sonucunda Kürt halkının haklı davası, ‘terörist bir faaliyet’ olarak algılandı. Aşırı dinci ve fanatik birçok örgüt bugün rahatlıkla Almanya’da faaliyet yürütmesine rağmen PKK’nin yasak olması Alman hukuku içinde bir handikaptır. Bu anlamsız yasağın kaldırılması ve Kürt halkından özür dilenmesi gerekir.
Nazan Ölgüt (Hamburg Kürt-Alman Kültür Derneği Eşbaşkanı): Bu yasağın ne insani, ne de ahlaki bir boyutu kalmıştır. Her ulus gibi Kürt halkı da özgürce kendini ifade etme ve siyaset yapabilme hakkına sahip olmalıdır. Almanya’daki bu yasağı Kürtlere hakaret olarak görüyorum. El Kaide ya da El Nusra Rojava’da halkımıza yönelik katliamlar yaparken, Almanya’da bunlara yakın örgütler rahat faaliyet yürütüyor. Almanya’nın destek pozisyonunda olması manidardır. Bir de insanlarımız, bu yasak nedeniyle eğer çekiniyor ve derneklerine gelmekten korkuyorsa, Alman devletinin ekmeğine yağ sürüyorlar demektir bu. Çünkü yasağın amacı da budur. Derneklerimiz yasal statüsü var, hiç kimse kendi kurumuna gelmekten çekinmemeli ve kurumlarına sahip çıkmalıdır.
Mahkeme ile ‘oturumu’ geri aldım
Recep Demirel (Hevya Sor a Kurdistan Rüsselsheim Temsilcisi): PKK yasağından dolayı bireysel olarak mağdur oldum. Oturum almak için süresiz oturum almak için yabancılar polisine gittim. Bana “Evet, süresiz oturum hakkına sahipsin ama önce bizim bir araştırma yapmamız gerekiyor” dediler. Daha sonra beni çağırdılar ve 53 soru sordular. Soruları cevapladım; çünkü yasadışı birşey yapmadım. Daha sonra oturumumu elimden alarak yerine Duldung (geçici oturum) verdiler. Ben de çalışmamı engellemediği sürece bir sorun olmayacağını söyledim. Ardından avukatım aracılığıya bu uygulamayı mahkemeye taşıdım. Bir buçuk yıl kısa oturumların ardından mahkemede davayı kazandım ve oturumumu geri aldım. Bir de bana “tespitli, sen 2012 Newrozu’na Düsseldorf’a gitmişsin” dediler. Ben de elimde delil olduğunu, çalıştığım için oraya gidemediğimi söyledim. Yalanları ortaya çıktıkça da tabi biraz da zorlarına gitti.
ŞAHİN BOZLAR/ŞERVAN UCAL/M.ZAHİT EKİNCİ