
Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun "Türkiye'de basın özgürdür" iddiasında bulunduğu saatlerde son 2 ay içinde 21 kez internet sitesi kapatılan, onlarca çalışanı gözaltına alınan DİHA ile Kürt kurumları korsanvari bir biçimde basıldı, binadakiler fiziki saldırıya uğradı, tehdit edildi, gazeteciler 'barut testi'ne tabi tutuldu.
Amed'in Kayapınar ilçesine bağlı Huzurevleri mahallesinde aynı binada bulunan DİHA, Azadiya Welat, KURDİ-DER ve Aram Yayınları'nın büroları önceki akşam 'makul şüphe' gereksiyle basıldı. Özel harekat timleri tarafından üzerlerine silah doğrultulan gazeteciler ve kurum çalışanları darp edilerek gözaltına alındı. Müjdat Can, Dicle Müftüoğlu, Reşit Bayram, Ömer Çelik, Devran Toptaş, Mazlum Dolan, Nurettin Akyıldız, Serhat Yaruk, Ercan Bilen, Ferah Kılıç, Meltem Oktay, Ramazan Ölçen, Zafer Tüzün, Zeynel Abidin Bulut, Besalet Yaray, Ferit Köylüoğlu, Mahmut Rubanas, Aziz Oruç, Ayşe Nevroz, Suzan Toprak, Nazemin Çap, Diyar Balkaş, Mehmet Alî Ertaş, Esra Aydın, Kadri Kaya, Ertuş Bozkurt, Che Guevara Dargın'ın da aralarında bulunduğu 32 kişi polis araçlarıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.
Korsanvari baskın
Kürt basın ve kurumları korsanvari bir operasyonla önce baskın yapıldı, ardından savcılıktan arama kararı çıkarıldı. Polislerin iki saat sonra tebliğ ettiği baskın kararında, gerekçe olarak kurumların bulunduğu bina yakınında gerçekleşen çatışma gerekçe olarak gösterili. Olay 17.40'da gerçekleşirken, arama kararının ise bundan 10 dakika önce yani 17.30'da alınması dikkat çekti. Tüm kurumların bulunduğu 5 katlı bina derneğe ait olduğu için valilik onayıyla gerçekleşmesi gereken arama kararını savcılık hukuksuz bir biçimde tek başına karar verdi. Karar, gözaltını içermediği halde binada bulunanların tamamı gözaltına alındı.
Kapı-pencereler kırıldı
Arama yapılırken avukatların binaya girmesi ise polis tarafından engellendi. Polis, avukatlara gaz bombası ve plastik mermilerle saldırdı, zırhlı araçları avukatların üzerine sürdü. Tepkilerin artması ve bina önünde yapılan oturma eylemi ardından HDP'li vekiller, avukatlar ve gazeteciler binaya girebildi. İçeride ilk karşılaşılan manzara kırılan cam ve kapılar oldu. Tek tek bütün katlarda arama yapan polisler, Azadiya Welat gazetesinin giriş kapısını kırarak, yemekhaneyi dağıttı. Aram Yayınları'na ait katta da kapılar kırıldı. Polislerin araması saatler sonra avukatların itirazıyla durduruldu.
Barut izi aradılar!
Emniyet bahçesinde saatlerce bekletilen 32 kişi skandal bir uygulamaya imza atılarak el ve yüzlerinde “barut izi” araması yapıldı. Bunu yaparken ise çalışanlara "Bugün hiç ateşli silah kullandınız mı?" diye ilginç bir soru soruldu. Emniyetteki işlem ardından Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçen 31 kişi serbest bırakılırken, yaşı küçük olan Che Guevara Dargın ise eski bir davadan dolayı hakkında çıkan arama kararı gerekçesiyle Çocuk Şube'ye götürüldü.
Özgür basın susmayacak
Serbest bırakılan gazeteciler hastane önünde açıklama yaptı. Özgür Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Ertaş, 7 saat boyunca hukuksuz bir şekilde gözaltında tutulduklarını vurgulayarak, "Bu hukuksuz gözaltıların asıl amacı özgür basın çalışanlarını susturmaktır, ancak özgür basın asla susmayacak" dedi. Azadiya Welat Gazetesi editörü Ramazan Ölçen de, özgür basının susturulamayacağını ve sonuna kadar gerçeklerin takipçisi olacaklarını vurguladı.
Gerçeklerin üstü örtülmek istendi
DİHA Sorumlu Yazıişleri Müdürü Dicle Müftüoğlu, "Aslında yapılmak istenen buradaki gerçeklerin üstünün örtülmesiydi. Bu yüzden gözaltına alındık. Dün gerçekler gözaltına alınmak istendi. Bizde buna karşı yıllardır mücadele ettiğimiz gibi bugünde mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz" dedi.
Savaş politikasının parçası
DİHA Editörü Ömer Çelik ise Kürt basın kurumlarına yapılan saldırının Saray'ın başlattığı savaştan bağımsız olmadığını söyledi. "Barut izi" aramasına tepki gösteren Çelik, "Arkadaşlarımızın elinde bulacakları mürekkep ve klavye tozundan başka bir şey değildir. Bizler gazeteciliğin ötesinde yaşanan savaş suçlarının belgelerini topluyoruz aslında. Her ne kadar baskılara ve sansürlere maruz kalsak ta bu savaş suçlarının yargılanması için belge toplayıcılığına devam edeceğiz" diye konuştu.
Linç kampanyası örgütlendi
Yaşananların bir de basın boyutunun olduğunu söyleyen Çelik, havuz medyasının baskın yapıldığı sırada 'PKK'nin haber ajansında roketler çıktı' diye haber yaptığını ve fotoğraf yayımladığını kaydetti. Çelik, "Daha savcılık kararı, ifadeye başvurulmadan havuz medyası daha önce KCK operasyonlarında olduğu, diğer davalarda karşılaştığımız gibi bir linç kampanyası örgütlemeye çalıştı" diye belirtti.
Gerçeklerden taviz vermeyeceğiz
Baskın sırasında polisler tarafından darp edilen DİHA muhabiri Devran Toptaş ise "Bizler tüm baskılara rağmen Apê Musa ve Mazlum Erenci gibi değerlerin bize bıraktığı mirası, gerçeklerimizden asla taviz vermeyerek sürdürmeye devam edeceğiz" dedi.
Meslek örgütleri kınadı
Özgür Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Günedoğu Gazeteciler Cemiyeti yetkilileri, gazeteciler ile HDP'li vekillerin aralarında bulunduğu kalabalık bir grup, baskın esnasında bina önünde oturma eylemi yaptı. "Özgür basın susturulamaz" sloganları atılarak, gözaltındakilerin serbest bırakılması istendi. Gözaltılarla gazetecilere gözdağı verilmeye çalışıldığını belirten Özgür Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Hakkı Boltan, "Hükümet bölgede yaşananların yansıtılmasını engellemek için operasyon gerçekleştirmiştir. Yaşananların halk tarafından görülmemesine yönelik bir operasyondur ve bu saldırılarla özgür basına gözdağı vererek susturmaya çalışmaktadır. Ancak hükümete çağrımızdır; bir zahmet özgür basının geçmişine bir kez daha bakın" dedi. "Apê Musa'dan bu güne özgür basın geleneği mücadeleyi sürdürmüştür" vurgusunda bulunan Boltan, "Özgür basın çalışanları canları pahasına da olsa gerçekleri yazacaktır. Özgür basın gerçeğin sesi olmaya devam edecektir" şeklinde konuştu.
Katliamları deşifre ettiler
Türkiye Gazeteciler Sendikası adına Cumhur Daş, "Bu elbette sürdürülen sürecin basın ayağı. Cizre, Silvan ve Beytüşşebap'ta insanlar katledilirken, bu binada görev yapan gazeteci arkadaşlarımız orada hayatlarını ortaya koyarak tüm gerçekleri yansıtmaya yönelik bir çaba sarf ettiler. İktidarın katliamlarını deşifre çabaları gözaltına alınan arkadaşlarımızın omzunda yürüdü ve birçoğunu da deşifre ettiler" dedi.
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Yöneticisi Mücahit Ceylan ise gazetecilerin 'makul şüphe'yle gözaltına alınmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek, gazetecilerin can güvenliklerinden endişe duyduklarını söyledi.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay ise şu açıklamayı yaptı: "Bu tür baskınlar sadece DİHA’ya değil bütün basına yönelik olduğunu biliyoruz. DİHA’ya yapılan bu baskın herkese, muhalif olan herkese gözdağıdır. Gazeteci arkadaşlarımız ve DİHA ile dayanışmaya devam edeceğiz."
Baluken: Siyasi bir karar
Polis baskını ardından DİHA, Azadiya Welat, Aram Yayınları ve KURDÎ-DER'e aralarında HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, HDP milletvekilleri Sibel Yiğitalp, Nursel Aydoğan, Gülser Yıldırım, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, KJA aktivisti Ayla Akat Ata, DTK, KJA, HDP ve DBP il eşbaşkanları, İHD, MEYA-DER, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nin de bulunduğu çok sayıda siyasetçi ile STÖ temsilcisi destek ve dayanışma ziyaretinde bulundu. HDP Grup Başkan Vekili Baluken, yapılan operasyonun siyasi bir operasyon olduğunun altını çizerek, "Basını susturma, sindirme operasyonudur" dedi. Baluken, özgür basına yönelik operasyonu Meclis gündemine taşıyacaklarını ve takipçisi olacaklarını söyledi. Belediye Eşbaşkanı Kışanak, "Demokratik bir ülkede hukuktan, adalet ve özgürlükten söz ediliyorsa, en dokunulmaz hak düşünce ifade ve basın özgürlüğüdür" derken, Eşbaşkan Fırat Anlı ise kanunsuz ve gayri insani gördüğünü söylediği saldırıyı kınayarak "Büyük bir oyun sahneye konuldu. Artık hiçbir yerde hiç kimsenin can güvenliği yok. Artık sadece özgür basın değil, Türk basınında bile kimse 'ben özgürüm' diyemiyor. 30 yıldır hep söyledik, ama kulaklar söylemlerimize sağır, gözler kördü. Şimdi gelinen aşamada yarım diktatöryal bir düzene geçmiş bulunmaktayız."
Hukuk ayaklar altında
Kürt kurumlarına yönelik operasyon hukuk çevreleri tarafından da kınandı. Mezopotamya Hukukçular Derneği Eşbaşkanı Gülşen Özbek, baskınla Anayasa'nın temel ilkelerinden biri olan basın ve yayın özgürlüğünün ihlal edildiğinin, hukukun ayaklar altına alındığının altını çizerek,"Son zamanlarda Kürdistan’da yaşanan olaylar ve güvenlik güçleri tarafından yapılan katliamları, hak ihlallerini kamuoyunu taşıyan basın organları hedef alınmıştır" dedi. Özgürlükçü Hukukçular Derneği İstanbul Şube Eşbaşkanı Sinan Zincir, "AKP suçlarını örtmek için özgür basını susturmaya çalışıyor" derken, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ise uzun bir süredir özgür basın üzerinde baskının olduğunu ve tarihin tekerrür ettiğini dile getirdi. 1990’lı yıllarda Özgür Ülke gazetesine yapılan bombalı saldırının halen hafızalarda olduğunu hatırlatan Elçi, “Bir kez daha gerçeklerin açığa çıkmasını engellemek ile işe başlıyorlar. Ancak gerçekleri gizleyemeyecekler" dedi.
Gerçekleri gizleyemeyeceksiniz
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve özgür basın çalışanları korsan polis baskınını, DİHA İstanbul Büro önündeki basın açıklamasıyla protesto etti. "Özgür basın susmayacak" pankartı taşınan açıklamada konuşan DİHA İstanbul Büro Haber Şefi Zuhal Atlan, "Savaş hükümeti AKP ile onun lideri Erdoğan, Kürt coğrafyasında işlediği savaş suçunu kadın, çocuk, genç, yaşlı sivil ölümlerini, hak ihlallerini gizlemek amacıyla Kürt basını üzerinde kurdukları baskı, sansür, karartma ve kapatma dozunu silahlı baskınla arttırmıştır" dedi. DİHA'ya yönelik baskı ve sansürle Türkiye'de basın özgürlüğüne bir kez daha darbe vurulduğunu kaydeden Atlan, "Biz biliyoruz ki bu baskın Roboskî Katliamı'nı dünyaya duyurmamızın bedelidir. Bu baskın iktidar uşağı basının kirli yalanlarına karşı Cizre'de, Silopi'de, Diyadin'de ve daha birçok yerde gerçekleri gün ışığına çıkarmamızın bedelidir. Biz biliyoruz ki biz varsak bu kirli savaşın gerçekleri gizlenemeyecek. Biliyoruz ki, biz varsak Kürdistan'ın hiçbir yerinde istedikleri gibi seçim hileleri ve sahtekarlıkları yapamayacaklardır. Tam da bu yüzden seçim öncesinde özgür basını susturmak istiyorlar" ifadelerini kullandı. "Tarihimiz ve geleneğimiz bu türden baskı ve şiddet politikalarına boyun eğmediğimizi kanıtlamıştır" diyen Atlan, "Hükümetin baskısına uğrayan tüm meslektaşlarımızı ortak mücadele ve dayanışmaya çağırıyoruz" dedi.
TGS Genel Başkanı Uğur Güç, "DİHA olmasaydı buzdolabının içine konulan ölü çocukları bilmeyecektik. DİHA'yı bu yüzden susturmak istiyorlar. Bu yüzden biz DİHA'nın yanında olmaya devam edeceğiz" diye konuştu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto da dayanışma mesajını iletti.
Açıklamaya, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, HDP İstanbul Milletvekilleri Hüda Kaya ve Levent Tüzel, gazeteci Celal Başlangıç, Basın-İş, Özgür Gündem, JINHA, DİHA, Özgür Gelecek, Kızıl Bayrak, Demokratik Modernite, Özgür Halk, Evrensel, Yarın Gazetesi, ETHA, Atılım çalışanları da katıldı.
Gazeteciler: Biz de DİHA'yız
Yandaş medya tarafından gizlenen devlet katliamlarını aydınlatan, mağdurların, ezilenlerin, yok sayılanların, baskı görenlerin sesi olan DİHA'ya yönelik baskına tepki gösteren, aralarında Özgür Gündem, Özgür Gün Tv, İMC, Sendika.org, Halkın Günlüğü, Direnişteyiz.net gibi çok sayıda basın-yayın kuruluşu "Hepimiz DİHA'yız, bürolarımız DİHA bürosu, muhabirlerimiz DİHA muhabiridir" diyerek destek açıklamasında bulundu.
Barış Bloku, DİSK, KESK, İHD ve TTB temsilcileri de özgür basınla dayanışma çağrısında bulundu.
kutu
Katledilenlerin yakınları:
DİHA'nın yanındayız
DİHA'nın aydınlattığı devlet katliamların mağdurları da "DİHA'nın yanındayız" dedi. Roboskî Katliamı'nda 17 yaşındaki oğlu Serhat'ı kaybeden Halime Encü, "Katliama maruz kaldığımızda imdadımıza ilk DİHA muhabirleri yetişti. Bu gazeteciler adalet ve vicdani duygularla buraya gelip, sesimizi dünyaya duyurmuşlardı. Bu katliam zihniyetli devlet gazetecileri derhal serbest bırakmalıdır" dedi.
Suruç'ta 20 Temmuz'da canlı bomba eyleminde yaşamını yitiren Uğur Özkan'ın ağabeyi Süleyman Özkan ise "Özgür basını baskınlarla susturamayacaklar. Suruç Şehitleri'nin yakınları olarak DİHA'nın yanındayız. Saldırılar bizi yıldırmayacak" diye konuştu.
Davutoğlu 'basın özgür' derken basıldı
Kürt basını ve kurumlarına yönelik operasyon, Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Birleşmiş Milletler toplantısında "Türkiye demokratik bir ülke, gazetecilere baskı yok" iddiasında bulunduğu saatlerde gerçekleşti. Türk basını operasyonu 'PKK'nin yayın organı DİHA basıldı' diyerek meşrulaştırmaya çalışırken, Davutoğlu da konuşmasında, "Gazetecilere kısıtlama yok ama ağer bazı terörist propagandalara ait olunursa buna karşı çıkarız, terör örgütlerinin propagandasına müsamaha edemeyiz" ifadelerini kullanmıştı.
Baskına paralel 21. kapatma
AKP’nin savaş konseptinin bir parçası olarak son 1 aydır 20 kez Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafındankapatılan DİHA’nın internet sitesi, polis baskınının ardından ise 21’inci kez kapatıldı.
Neden DİHA?
"Gerçeklerden asla taviz verilmez" sloganıyla 4 Nisan 2002'den bu yana hizmet veren, karartılmak istenen gerçekleri gün yüzüne çıkaran Dicle Haber Ajansı (DİHA), yaptığı objektif habercilik nedeniyle AKP'nin hedefi oldu. Kürt halkına dönük 24 Temmuz’da devreye koyulan topyekün savaş konsepti ardından 21 kez TİB tarafından erişim engeli getirilen DİHA'nın haber takibi yapan muhabirlerine 9 ayrı saldırı gerçekleşti, 35 çalışanı gözaltına alındı. Tüm saldırılara rağmen gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyen, havuz medyasına karşı gerçeklerin sesi olan DİHA'nın iktidarın tüm çarpıtmalarına rağmen açığa çıkardığı ve kamuoyuna duyurduğu haberlerden sadece birkaçı şöyle:
* 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak'ın Uludere (Qilaban) ilçesi Roboskî köyünde, "Yapılan hava bombardımanı ile 34 PKK'li öldürüldü" denilen haberde katledilenlerin sivil köylüler olduğu DİHA tarafından servis edilen haberler ile açığa çıktı.
* 11 Nisan 2015 tarihinde Ağrı'nın Tendürek Dağı’nda askerleri ölüme gönderen AKP'nin gerçek yüzü DİHA tarafından halkın yaralı askerleri taşıdığı görüntüleri servis ederek halkların önüne serildi.
* 8 Ağustos 2015 tarihinde Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde bir şantiyeyi basan özel harekat polislerinin amirinin "Size Türk'ün gücünü göstereceğiz" dediği görüntüleri DİHA servis etti.
* 12 Ağustos 2015 tarihinde Ağrı'nın Diyadin ilçesinde “PKK'li” denilerek katledilen Orhan Aslan (16) ve Muhamed Aydemir (15) adlı çocukların, sivil ve fırın çalışanı olduğunu DİHA açığa çıkardı.
* 7 Eylül 2015 tarihinde Hakkari'nin Dağlıca bölgesinde HPG'lilerin yaptığı eylemde yaşamını yitiren askerlerin cenazelerinin halk tarafından taşındığını gösteren görüntüler DİHA tarafından servis edildi.
* 9 gün süren Cizre ablukasında aralarında 35 günlük Muhamed'in de bulunduğu öldürülen 21 sivil, Silopi, Varto, Sur, Silvan, Nüsaybin ve daha birçok yerde polisler tarafından öldürülen siviller DİHA tarafından kamuoyuna duyuruldu.
* 26 Eylül 2015 tarihinde Şırnak'ın Beytüşebap ilçesinde ambulans şoförünün polisler tarafından katledildiği yine DİHA tarafından halka duyuruldu.