23 yıldır her hafta Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri’nin 701’inci oturumu da polis tarafından engellendi. Bütün yolları bariyerlerle kapatan polis, açıklama yapılmasına izin vermedi.
Ancak bütün engellemelere rağmen, İstiklal Caddesi’ne çıkan Büyük Parmak Kapı sokağında toplanan kayıp yakınları 20 Ağustos 1992’de gözaltından kaybedilen Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu. Aileler, 702. haftaya hazırlanıyor:
“Bugünkü engelleme 23 yıldır süren adalet arayışımızın yeni bir aşamaya geldiğini gösteriyor. Saldırı ve tutuklamalarla gerçeği, hakikatı örtmeye çalışıyor. Biz de inatla, ısrarla hakikati dillendirmeye devam edeceğiz.”
Cumartesi Anneleri’nin 701’inci hafta etkinliği için yolu kesen polis, yürüyüşe izin vermedi. Anneler ve katılımcılar, yolun kesildiği noktada oturma eylemi yapıp her hafta yaptıkları gibi gözaltında kaybedilen bir kişinin hikayesini paylaştı. Hem aileler hem de onları destekleyenler, gelecek hafta için sözleşti.
'Faili meçhul cinayet' adı adı altında devlet güçlerince katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 701'inci hafta için önceki gün sabah saatlerinde İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde bir araya geldi. Burada pankart ve dövizler hazırlandıktan sonra meydana gitmek için yola çıkıldı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Garo Paylan Saruhan Oluç, Erkan Baş, Züleyha Gülüm, Hüda Kaya, Serpil Kemalbay, Murat Çepni ve Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Milletvekilleri Ali şeker, Sezgin Tanrıkulu, İHD Ebaşkanı Öztürk Türkdoğan, katledilen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in eşi Rakel Dink ve oğlu Arat Dink de annelere eşlik etti.
Meydan ablukaya alındı
Galatasaray Meydanı’na çıkan İstiklal Caddesi dahil olmak üzere bütün yolar ve ara sokaklar TOMA ve gözaltı araçlarıyla kapatıldı. Sadece Galatasaray Meydanı’nda 4 TOMA, 10’u aşkın gözaltı aracı ve 100’lerce polis İstiklal Caddesi’nde hazır bekletildi. Cumartesi Anneleri ile dayanışma gösteren, geçen hafta polisin saldırdığı Hazzopulo Pasajı’nın kepenkleri de kapatıldı. Pasajın önü, polis bariyerleri ile çevrelendi.
Önlerine bariyer çekildi
Pankart ve dövizler ile İstiklal Caddesi’nden Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyen yüzlerce kişinin en önünde Cumartesi Anneleri yer aldı. Ellerinde karanfiller ile meydana doğru yürüyen kitle, katledilen ve kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıdı. Meydana çıkmak isteyen kitlenin önü İHD'nin 100 metre ilerisindeki İstiklal Caddesi'ne çıkan sokakta polis tarafından kesildi. Polisler eylemin yasaklandığını belirterek, açıklama yapılacaksa İHD'de yapmalarını söyledi. Milletvekillerin tartışmalarına rağmen meydana çıkarılmasına izin verilmedi.
Bunun üzerine oturma eylemi
Bunun üzerine Cumartesi İnsanları, oturma eylemi başlattı. Galatasaray’a izin verilmediyse eylemelerini oldukları yerde yapacaklarını belirten Cumartesi Anneleri, 20 Ağustos 1992’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu. Açıklamayı Maside Ocak yaptı.
Yasımız bitmiyor
701 haftadır gözaltında kaybedilen sevdiklerini aradıklarını ve kaybedenlerden hesap sorduklarına dikkat çeken Ocak, 701 haftadır neden Galatasaray Meydanı’nda olduklarını şu sözlerle açıkladı: “701 haftadır, kayıplarımızın akıbeti açıklanmadığı için, mezar yerleri gizlendiği için, suçlular bilinmelerine rağmen cezalandırılmadıkları için Galatasaray’dayız. 701 haftadır, hak talep edenlere yönelmiş her türden şiddeti bertaraf etmekle ve adaleti sağlamakla görevli olan devletin, kendi yarattığı inkar, baskı ve şiddet ortamında hukuka, hakikate ve adalete ulaşamadığımız için Galatasaray’dayız. 701 haftadır, eksilmeyen yasımız, bitmeyen bekleyişimiz, tükenmeyen umudumuz, solmayan karanfilimizle Galatasaray’dayız.”
Daha sonra Mehmet Ertak’ın kaybedilişini anlatan Ocak, sorumlu olanları sıralayarak, “Mehmet Ertak’ın akıbeti açıklanıncaya ve onu kaybedenler evrensel hukuka uygun olarak yargılanıncaya kadar bu dosya bizim için kapanmayacak. Bu davanın avukatı Tahir Elçi de Mehmet Ertak gibi katledildi ve 143 haftadır dosyasında hiçbir ilerleme kaydedilmedi. Mehmet Ertak ve Tahir Elçi için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Açıklama yapıldığı esnada polisler sık sık “Dağılın yoksa müdahale ederiz” şeklinde anons yaptı. Açıklamanın ardından kitle tekrardan İHD’ye geçti. Eyleme destek için gelen çok sayıda siyasi parti temsilcisi ve yurttaşlar İHD önünde bekleyişlerini sürdürerek destek mesajlarını iletti.
Amed ve Batman’da da yasak
Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerinin yasaklanması ile birlikte Amed ve Batman’da da kayıp yakınlarının eylemlerine valilik kararlarıyla yasak getirildi.
Amed’de kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) üyelerinin 499’nci haftasında bugün merkez Bağlar ilçesinde yer alan Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde düzenlemek istedikleri oturma eylemi, Valilik tarafından yasaklandı. Valiliğin yasak kararı ile birlikte kayıp yakınlarının eyleminin yapılacağı Koşuyolu Parkı’nın çevresi polisler ve zırhlı araçlarla ablukaya aldı. Parkta bulunan tüm yurttaşlar, polisler tarafından “parkı boşaltın” denilerek dışarı çıkarıldı.
Karara rağmen kayıp yakınları ile birlikte parka girmek isteyen HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan, HDP milletvekilleri Musa Farisoğulları, İmam Taşçıer, Dersim Dağ, Saliha Aydeniz, Feleknas Uca, Diyarbakır Baro Başkanı Ahmet Özmen, İHD Diyarbakır Şubesi, HDP ve DBP, Tabip Odası yöneticileri, Sunay Caddesi’nde polislerce durduruldu.
Grubun geçişine izin vermeyen polis müdürü ile İHD Genel Başkan Yardımcısı Raci Bilici arasında tartışma yaşandı. Açıklama yapılmasına izin verilmeyen grup, zılgıtlar ve alkışlar eşliğinde dağıldı.
Kayıp yakınları ve İHD Batman Şubesi'nin, Gülistan Caddesi'nde düzenlemek istediği 405'inci "kayıplar bulunsun failler yargılansın" eylemi valilik tarafından “güvenlik” gerekçesiyle yasaklandı. İnsan hakları aktivistleri ve kayıp yakınları, Turgut Özal Bulvarı üzerinde yer alan İHD Batman Şubesi binasından eylemin gerçekleştirileceği Gülistan Caddesi'ne giderken polislerce engellendi. Zırhlı araçlar ve TOMA’larla Gülistan Caddesini ablukaya alan yüzlerce polis, kayıp yakınlarının oturma eylemi gerçekleştirilmesine izin vermedi.
Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, daha sonra İHD Batman Şubesi'ne geçti. Dernek binasında yapılacak eylem öncesi kayıp yakınları, yasak kararını bir dakikalık alkış eylemi ile protesto etti. "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" pankartının açıldığı açıklamada, kayıpların fotoğrafları taşındı.
Mehmet Ertak’ın devletçe kaybedilişi
Şırnak'a bağlı Rezuk mezrasında yaşayan 32 yaşındaki 4 çocuk babası Mehmet Ertak, bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışıyor. Mehmet Ertak daha önce 2 kez gözaltına alınarak ağır işkenceler gördükten sonra serbest bırakılmıştı. 20 Ağustos 1992’de, aynı iş yerinde çalıştıkları 3 akrabası ile birlikte işten eve dönmek üzere yola çıktı. Bindikleri araç kontrol noktasında resmi giyimli polislerce durduruldu. Kimlik kontrolü sonrasında Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Beraberinde bulunan 3 akrabası Mehmet Ertak'ın gözaltına alındığına, 6 kişi de gözaltında işkence edilirken gördüğüne tanıklık etti.
Baba İsmail Ertak savcılığa başvurdu ve tanıkların gördüklerini savcıya anlattı. Olay, soru önergeleriyle Meclis'e taşındı, ancak ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldığı ve Ertak’ın gözaltına alındığı inkar edildi.
JİTEM elemanı itiraf etti
Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde ‘sorgu elemanı’ olarak çalışan JİTEM personeli Murat İpek, 1997’de itiraflar bulunarak ‘Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Mehmet Kaplan'ın emriyle öldürüp gömdük’ dedi. Yaptıkları tüm infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini söyledi.
AİHM Türkiye mahkum etti
İç hukukta sonuç alınamayan dosya Avukat Tahir Elçi tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Ertak’ın gözaltında ölümünden ve bedeninin kaybedilmesinden Türk hakametinin sorumlu olduğunu ve devlet yetkililerinin neden olduğu sonucuna vararak Türkiye'yi oybirliğiyle mahkum etti.

23 yıldır buradayız
Kayıp yakınları, yıllardır sürdürdükleri adalet arayışlarının yasaklarla engellenmek istenmesine dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.
23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Bu engelleme ile devlet gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Üstelik bugün Dünya Barış Günü’ydü. Faşizan bir şekilde engellenmeye çalışıldı. Tabi onlar engelleyecek ama biz gene ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz” dedi. Yıldız, haftaya yine açıklamalarını yapacaklarını ifade etti.
Taşkaya: Mutlaka toplanacağız
6 Aralık 1993’te kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın eşi Sultan Taşkaya da kayıplarını aramak için 23 yıldır Galatasaray Meydanı’nda olduklarını hatırlattı. Ancak iki haftadır devletin eylemlerine izin vermediğini söyleyen Taşkaya, buna dair tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Biz kayıplarımızı arıyoruz. Ne yapacaksa yapsın biz yine gideceğiz. Çünkü bizim içimiz yanıyor, kayıplarımızı arıyoruz. Her hafta mutlaka toplanacağız. Orada izin vermezse başka yerde toplanacağız. Ne kadar gaz da atsalar zulüm de etseler, bu işin peşini bırakmayacağız.”
Eren: Akıbetlerini soracağız
21 Kasım 1980'de gözaltına alınarak kaybedilen Hayrettin Eren'in kardeşi İkbal Eren de “O meydanı açmadılar. Bundan sonraki haftalarda da her koşul altında kayıplarımızın akıbetini aramaktan, faillerinin yargılanmasını istemekten vazgeçmeyeceğiz" dedi.
Tosun: Mezar taşı versinler
19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise her şeye rağmen Galatasaray Meydanı’na çıkmaya çalıştıklarını ifade etti. Tosun, maruz kaldıkları yaklaşıma karşı tepkisini şu sözlerle gösterdi: “Bizim yolumuzu kestikleri yerde oturup açıklamamızı yapma kararı almıştık. Bundan sonraki haftalarda da aynen devam edeceğiz. Her hafta Galatasaray’a varmak için uğraşacağız. İlk gün ne diyorsak yine aynı şeyi tekrar ediyoruz. Bize bir mezar taşı versinler Galatasaray’dan vazgeçelim.”
Ocak: Gerçeği örtemezler
Yasağa tepki gösteren bir diğer isim 21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak. Ocak, “Bugünkü engelleme 23 yıldır süren adalet arayışımızın yeni bir aşamaya geldiğini gösteriyor. Bunlar saldırılarla, tutuklamalarla gerçeği, hakikatı örtmeye çalışıyorlar. Biz de inatla, ısrarla elimizden geldiğince bu yaşananları, hakikati dillendirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Karakoç: Sözümüzde duracağız
Yine 20 Şubat 1995’te gözaltına alındıktan sonra cenazesi bulunan Rıdvan Karakoç’un ağabeyi Hasan Karakoç ise şunları söyledi: "Devlet 23 yıldır bizim sesimizi susturmaya çalışıyor. Şimdi bütün güçlerini alana yığdı. Sokağın yarısına geldiğimizde bizim yolumuzu kestiler. Sorumluların yargılanmasını istiyoruz. Devlet tam tersini yapıyor. Biz her şeye rağmen mücadelemize devam edeceğiz sözünü vermiştik. Yine böyle yaptık. Bundan sonra da ısrarla alana gitmeye çalışacağız. 23 yılımızı oraya adadık. Bundan sonra da vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar haftaya yine burada olacağız.”
AKP 'derin devleti' sahipleniyor
AKP hükümetinin Cumartesi Anneleri’nin eylemini yasaklanmasını, “derin devleti sahiplenmesi” olarak yorumlayan insan hakları savunucuları ve milletvekilleri, kayıp yakınları ile birlikte o meydanda olmaya devam edeceklerini vurguladı.
Katledilen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, yasakların acıları daha da katmerleştirdiğini dile getirdi. Barışı sağlamanın önemli olduğunu vurgulayan Dink, “Barış, adaleti sağlayarak yerine getirilebilir. İnsanların yüreğine su serpebilirler. İnsanların beklentilerine cevap verebilirler. Hükümet niçin var? Bütün bu sorunlara çözüm bulmak için var” diye konuştu.
Fincancı: Meşru hakkımız
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da Cumartesi Anneleri’nin barışçıl eylemine yönelik saldırıyı öncelikle “hukuk dışı” olarak tanımladı. ‘Biz failleri koruyoruz, yargılamayacağız’ denilmesinin aslında faillerle işbirliği yapma anlamına geldiğini söyleyen Fincancı, “Cumartesi Anneleri 90’lı yıllarda kayıpları durdurabilme gücüne sahip, son derece meşru bir hak kurumu olarak değerlendirilirken, bugün yeniden kayıpların başladığı dönemde çok önemli bir yere sahipler. Anayasayı tanımadıklarını biliyoruz. Son derece meşru hakkımızı korumaya devam edeceğiz” dedi.
Ersoy: 1071 hafta da olsa
HDP Milletvekili Oya Ersoy ise hükümetin yasaklama kararını tanımayarak, 701. haftada bir kez daha alanlarda olduklarını dile getirdi. Ersoy, şöyle konuştu: “701 değil, 1701 hafta da olsa bu meydanda olmaya devam edeceğiz. İktidarın bu kararı çok net ki 90’ların kayıp politikasının savunulması, arkasında durması anlamına geliyor. Cumartesi Anneleri’nin eylemine yönelik bu karar, memlekete giydirilmek istenen durumu göstermektedir. Bunun adı açıkça faşizmdir. Faşizme asla boyun eğmeyen bir geleneğimiz var. Biz bunların ağababalarına boyun eğmedik. Soylu denilen insanın kim olduğunu biz çok net biliyoruz. Ağar’ın yetiştirmesidir. Biz Ağar’a boyun eğmedik, ona meydan okuduk. Onun suretine asla boğun eğmeyiz.”
Tanrıkulu: 90’ların geleneği
CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da “23 yıldır bu meydanda oturan anneler ne oldu da 700’üncü haftada terörist oldular?” diye sordu. Bu sorunun cevabının İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun vermesi gerektiğini belirten Tanrıkulu, “Bunun arkasında çok daha derin bir siyasi etki var. Süleyman Soylu’nun devam ettirdiği bir siyasi gelenek var. Süleyman Soylu bu siyasi gelenekten geliyor. O siyasi geleneğin, 90’lı yılların uygulamalarını AKP 2002’de reddetti ve faili meçhuller konusunda bir duvar ördü. ‘Bizim dönemimizde olmayacak’ deyip, derin devleti reddettiler. Ancak AKP döneminde de kayıp vakaları, işkenceler oldu” dedi. Süleyman Soylu’nun geçen hafta yaptığı açıklamasıyla aslında ‘Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bu eski derin devlete sahibiz. Bunu daha da derinleştireceğiz’ mesajını verdiği kaydeden Tanrıkulu, Cumartesi Anneleri’nin eyleminin yasaklanmasının tek gerekçesinin bu olduğunu söyledi.
Barış Günü’nün Türkiyesi
Dünyada 1970’li yıllara dayanan kayıp mücadelesi, ilk olarak Arjantinli annelerin askeri darbe sonrası gözaltında kaybedilen evlatları için 13 Nisan 1977’de Plaza de Mayo Meydanı’nda oturmasıyla başladı. Üzerlerindeki bütün baskılara rağmen çocuklarını aramaktan bir an olsun vazgeçmeyen Plaza de Mayo Anneleri, 30 yılın ardından diktatör Jorge Rafael Videla’nın yargılamasını sağladı.
Türkiye’deki kayıp yakınları da 27 Mayıs 1995’ten itibaren Galatasaray Meydanı’nda kaybedilen yakınlarının akıbetini sormaya başladı. 21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın ailesi ve 20 Şubat 1995’te gözaltına alındıktan sonra cenazesine ulaşılan Rıdvan Karakoç’un ailesinin de aralarında bulunduğu 4 aile tarafından başlatılan eyleme dönük ilk polis saldırısı, 1998’de yapıldı.
Buna rağmen Galatasaray Meydanı’nın yolunu tutmaya devam eden Cumartesi Anneleri, yaklaşık 7 ay boyunca polis saldırısına maruz kaldı. Kimi zaman yerlerde sürüklenen, kimi zaman darp edilen ve kimi zaman günlerce gözaltında bekletilen anneler, 13 Mart 1999’a gelindiğinde eylemlerine 200’üncü haftasında ara vermek zorunda kaldı.
10 yıl boyunca gerekli mercilere yaptıkları başvurular ve çeşitli etkinliklerde seslerini duyurmaya devam eden anneler, 31 Ocak 2009'da tekrardan Galatasaray Meydanı’na çıkarak, eylemlerine devam etti.
Dönemin Başbakanı Erdoğan, Cumartesi Anneleri ile 2011’de Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisi’nde görüştü. Yaklaşık 2 saat süren görüşmede Erdoğan’ın, Cumartesi Anneleri’ne haklarında sarf ettiği “Ne iş yaptıklarını bilmiyorum, Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor” ifadelerinin yanlış anlaşıldığını, böyle bir şey söylemediğini ifade ettiği yansıdı. Bu görüşmede Erdoğan’ın, hükümetin gözaltında kayıp gerçeğini kabul ettiği ifade ediliyor.
16 anne yaşamını yitirdi
Bu görüşmede 13 Eylül 1980’de gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır da yer aldı. Kırbayır, oğlunun kemiklerini istediğini Erdoğan iletirken, görüşmeden 2 yıl sonra oğlunun kemiklerine kavuşmadan yaşamını yitirdi. Oğlunun kemiklerine kavuşmadan yaşamını yitiren sadece Berfo Kırbayır değil. Cumartesi Anneleri eyleminin başlamasından bu yana 16 anne evlatlarının kemiklerine ulaşamadan yaşamını yitirdi.
Torunlar da sormaya başladı
Annelerin mücadelesi devam ederken, 23 yılda kayıpları arama mücadelesini evlatlar ve torunlar da devralarak 3 kuşak kayıpları aramaya devam etti. 700’üncü haftada da 3 kuşak Galatasaray Meydanı’na çıkarak taleplerini sıralamak istedi. Ancak eylem polis engeline takıldı. Bu durum karşısında “Bu meydan sizin aynanız. 23 yıldır biz burada kayıplarımızı arıyoruz” diyerek tepki gösteren Cumartesi Anneleri’ne yapılan saldırıda 47 kişi darp edilerek, gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar aynı gün serbest bırakıldı.
Eyleme ilişkin açıklama yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “İzin vermedik çünkü bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik” açıklamasında bulundu. AKP Sözcüsü Ömer Çelik de Cumartesi Anneleri'nin eylemlerine bundan sonra izin verilmeyeceğini söyledi.
Bütün bunlara rağmen 701’inci hafta için biraz da 1 Eylül Dünya Barış Günü olması nedeniyle meydana çıkmalarına izin verileceğine dair umutlu olan Cumartesi Anneleri’nin önüne polis dikildi.