Geçtiğimiz günlerde yerel bir internet gazetesinde bir haber servis edildi. Habere göre Tour’lu Aziz Martin günü vesilesi ile çocukların her yıl oluşturduğu fener alaylarında kullanılmak üzere, fakir ve zenginler arasındaki uçurumları yansıtan ve okulda saatlerce uğraştıkları el yapımı afişler yasaklanmıştı. Bir Zaytung haberi gibi görünen yasağın gerekçesi ise bu ‘yürüyüşün bir gelenek olduğu ve siyasal bir gösteri olmadığı’ olarak gösterildi. Duisburg’ta bulunan okulun öğretmenleri de kararı oldukça şaşkınlıkla karşılıyor, her yıl düzenlenen karnavalın bir gelenek olduğunu ama politik figürlerin bulunduğunu söylüyordu. Okulun öğrencileri de hazırladıkları pankartları alamadıkları için üzgün olduklarını belirtiyordu. Olayın absürtlüğünü anlamak için biraz daha açalım. 

Aziz Martin günü vesilesi ile çocuklar okullarda eski süt paketlerinden ya da kullanılmış plastik paketlerden yaptıkları fenerler ile bir yürüyüş gerçekleştiriyor. Aziz Martin günü olarak kabul edilen gün de Romalı Aziz Martin’in paltosunu soğuktan donmak üzere olan bir dilenciyle paylaştığı kabul edilir. Gün vesilesi ile zengin ve fakirler arasındaki uçurumu konu edinen pankartlar hazırlayan 6 ve 7. sınıf öğrencileri pankartlara “Paylaşan kazanır”, “Herkes için Adalet” yazarak yürüyüşü tamamen politikleştirmek (!) istemişler. 

İşte çocukların adaletli bir dünyaya dikkat çekmek istedikleri el yapımı pankartlar polis tarafından fazla politik bulunarak yasaklandı. 

Yasaklar Almanya’nın önemli bir gündemi. Bu yasaklardan kaç Zaytung haberi çıkar o ayrı bir konu. 

***

Almanya’da özellikle son dönemlerde başta Kürtler olmak üzere muhaliflere karşı uygulanan yasaklar da artarak devam ediyor. Elbette ki durumun Türkiye ile ilişkilerin gidişatı ile yakından ilgisi var. 

Bildiğiniz gibi 27 Kasım Pazartesi günü 51 kurumun imzasının yer aldığı Êdî bes e (Es reicht-Artık yeter) mottosu ile Alman hükümetinin başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçlerine yönelik baskıcı politikasına son vermesi çağrısıyla uzun soluklu bir kampanya başlatıldı. Kampanya’nın Berlin’de bir açıklama ile başlayan startında, “Almanya’da temel demokratik haklarımız olan yürüyüş ve mitinglerimize, düşünce ve fikir açıklama hakkımıza yönelik getirilen yasakları ve saldırıları kabul etmiyoruz” denildi. 

26 Kasım 1993’te getirilen PKK yasağı kapsamında, birçok faaliyet yasaklanırken Kürt siyasetçiler Anti-terör” yasasının 129b maddesi uyarınca “Yurt dışında bir terör örgütüne üye” olmak gerekçesiyle yargılanıyor. Geçtiğimiz aylarda Türkiye ile olan ilişkilere paralel olarak yasakların kapsamı genişletilerek, YPG/YPJ ve PYD’nin de sembolleri yasaklandı. Öcalan posterlerinin yasaklanmasındaki kafa karışıklığını ise geçtiğimiz haftalarda çokça dile getirdik. 

Diğer taraftan “Öcalan Kütüphanesi-Öcalan ve Tüm Tutuklulara Özgürlük” şiarıyla 9 Ekim günü Strasbourg’tan yola çıkan otobüs turu Berlin, Hamburg, Frankfurt gibi şehirlerde sorunsuz şekilde mola verirken, Hannover ve Dortmund’ta engellerle karşılaştı. Yer yer polis şiddeti de yaşandı. Eyaletler arasında yaşanan farklı uygulamalar durumun sadece hukuk zemininde açıklanamayacağı, siyasal ayağının da olduğunun göstergesi. Nihayetinde bu yasaklar etkinliklerde yemek ve içecek, kitap ve kültürel sembollerin yasaklanmasına kadar vardırıldı. Görünen o ki biyolojik ihtiyaçlar bile artık mesele Kürtler olduğunda tehlike olarak görülüyor.

27 Kasım’da ilan edilen kampanyaya ses vermek gerekiyor. Zira Almanya ile Türkiye arasında siyasal atmosfere de birebir yansıyan ekonomik ilişkilere bağlı olarak Kürt kurumlarına, devrimci, demokratik göçmen kurumlarına yönelik geliştirilen engelleme ve yasaklar artık üst boyutlara tırmanmış durumda. 

Yine Almanya’da artan ırkçılık ta yasaklar zeminini elverişli hale getiren bir olgu. 

Aşırı sağdaki yükseliş mülteci ve göçmenlerin hayatını tümden çekilmez hale getirdi. Nitekim Almanya’nın Nordrhein Westfalen’a bağlı Altena kasabasında kapasitesinden fazla mülteci alan, dolayısıyla bu sağduyusu ile tanınan Belediye Başkanı Andreas Hollstein bir dönercide bıçaklı saldırıya uğradı. Irkçılığın geldiği nokta maalesef bu.Dolayısıyla başta Kürtler olmak üzere demokrasi güçlerine müdahalelerin arttığı, aşırı sağın giderek yükselme zemini bulduğu bu ortamda “Êdî bes e” mottosuyla yapılan bu kampanya oldukça önemli.