
Zaman tünelinden geçiriyor
Mezopotamya Sinema Kolektifi’nde çalışmalarını sürdüren „Silo Qiz“ belgeselinin yönetmeni Bülent Boral, neden böyle bir çalışma yürüttüğüne dair şunları söylüyor: „Silo Qiz çocukluğumdan beri duyduğum, bildiğim bir isimdir. Hemem hemen her Dêrsimlinin hatta çevre illerde her evde mutlaka Silo Silo Qiz’ın kasetleri vardır. O kasetlerden çıkan sesin beni büyüleyen bir yanı vardı. Silo Qiz’ın kasetleri çalmaya başladığında kendimi birden bir zaman tünelinde bulurdum. O zaman tünelinde, şarkıda geçen o olayın içinde bulurdum kendimi. Müthiş bir duyguydu. Benim için çok etkileyiciydi.“
12 Eylül’den sonra Silo Qiz kasetleri dahil nedeyse her şeyin yok olduğunu ifade eden Boral, „Bu tarihten sonra uzun yıllar bu kasetlere ulaşamadım. Ancak benim Silo Qiz’la olan duygusal bağım hep devam etti. Sinemayla tanıştıktan ve bu işleri yapmaya başladıktan sonra da Silo Qiz’ın belgeselini yapmaya karar verdim“ diyor.
Ozan toplumsal hafızadır
Dünyanın neresinden olursa olsun, hangi kültürden olduğu, hangi dili kullandığı hiç önemli değil her ozan kendi çağının en büyük aktarıcısı ve taşıyıcısıdır. Yaşadığı coğrafyanın insanlarını, o insanların yaşam biçimlerini, yemeklerini, sevinçlerini, hüzünlerini tüm renk ve motifleriyle hafızasına kazır. Tüm bunları bir ezgi ya da şiir haline getirerek geleceğe taşır. Hele bir de, bir dil yasalar tarafından susturulmaya, baskı altına alınıp yok edilmeye çalışılır ve o dili konuşanlar bile cezalandırılırsa geriye sadece o dilin ozanları kalır. Yasaklı bir dil, bir ozan tarafında kullanılıyorsa, her şeye rağmen ozan susmamışsa o dil de susmamıştır, yaşıyor demektir. İşte bu yüzden bütün Kürt ozanlar gibi Silo Qiz çok değerlidir ve eserleri çok şey ifade eder Kürtler için.
Soykırımın tanığı ve gözlemcisi
Belki de hiçbir fotoğraf, hiçbir video kaydı, hiçbir imzalı belge ozanın yaptığı bir beste kadar inandırıcı, gerçekçi ve açıklayıcı olamaz. Belgesel yönetmeni Boral, Silo Qiz’ın Dêrsim tarihindeki önemini şu sözlerle ifade ediyor: „Silo Qiz hala Dêrsim’de yaşayan yüz yaşını aşkın ünlü bir dengbej. Kurmanc kökenli ancak müziğini Kurmanckî icra ediyor. Dêrsim’in yüz yıllık geçmişini, ilerlemiş yaşına rağmen hafızasında dipdiri tutabilen biri. Dengbej kimliğinin yanısıra son asrın önemli bir tanığı ve gözlemcisi. Söylediği parçalarda geçen birçok olaya bizzat tanıklık etmiştir.“ Boral, Silo Qiz’ın soykırıma da tanıklık ettiğini kaydederek, „1938’de evli ve iki çocuk babasıdır. Öldürülmekten de dengbejliği sayesinde kurtuluyor. Askerler Silo Qiz’ı yakalayıp kurşuna dizmek üzere götürüyorlar. Askerlerden biri onu tanıyor ve keman çalabildiğini söylüyor. Bu sayede soykırımdan kurtulabiliyor“ diyor.
Yüzleşme fırsatı
Silo Qiz ise şöyle anlatır Dêrsim 38’i: „Soykırımı dün gibi hatırlıyorum. Büyük bir kıyım yaşandı. İnsanları Munzur nehrinin kenarına getirip kurşuna diziyorlardı. Munzur günlerce kan aktı.“ Silo Qiz 1938 öncesinde daha çok aşiret kavgalarını, aşkları, kavuşamama gibi temaları işler ancak 1938’den sonra soykırımı anlatan şarkılar söyler. Dêrsim Soykırımı’nın tartışıldığı ve neredeyse herkesin bir söz söylediği bu kadar önemli bir konuda Silo Qiz’ın yaşamı ve anlattıkları tarihle yüzleşmenin fırsatlarından biri. 1938’de ve sonrasında yaşananların tüm gerçekçiliğiyle anlatan Silo Qiz’ın stranlarından biri şöyle başlar:
„Haldir haldir
Halimiz yamandır
Orduyu sürmüşler üstümüze
Her yanımız kapalıdır
Asker çoktur vermez bize çıkış
Gidin Laç deresine, vuruşuyor yiğitler
Her yanımız toz ile dumandır
Fermandır fermandır...“
YUNUS KELEŞ