Sakarya’da 14 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunan, içinde devletli emniyet amirlerinin de bulunduğu 34 kişi, yine devletli hakimler tarafından 29 Ağustos’ta serbest bırakılmıştı.
Tecavüz sanıklarının elini kolunu sallaya sallaya aramızda dolaşmasına izin verilmesi bir yana, bir çocuğa cinsel işkenceyi reva gören sapıkların, görevi adalet dağıtmak olan yargı kurumlarınca masum ilan edilmesi, vicdanı olan herkesin yüreğini sızlatmıştı.
Sadece düşündükleri için binlerce insanın hapislere tıkılmasından ve yargılama sürecinin yıllara yayılıp, ağırdan alınmasından hiç de rahatsızlık duymayan devletli mahkemeler, adaletsizliğin teminatı olarak varlığını koruyor.
Aynı devletli mahkemelerin tecavüzcüleri alelacele aklamayı görev bilmesi, insanları rahatsız etmiş olabilir ama anlaşılan devletlilerimizin takdirini toplamaya devam ediyor.
Tahliyelerin ardından yarım ağız bir açıklama yapan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, taciz sanıklarının tutukluluğunun kaldırılması kararına bakanlık olarak itiraz ettiklerini söylese de uygulamada 'bildik yasalar’ işlevselliğini sürdürüyor.
Hizbullah ve Bahçelievler katliamı suçlularında olduğu gibi Türk yargı tarihinde onlarca örneği olan, devletin "tetikçilerini" bilinçli salıvermesinde tanık olduğumuz üzere, bir daha bu sanıkların da gözaltına alınmayacağını biliyoruz.
Bunun için tamamen göz boyama amaçlı yapılan açıklamaların bizim nazarımızda hiçbir değeri yok.
Kaldı ki daha olayın üzerinden bir hafta bile geçmeden, devletli mahkemelerin benzeri bir yargı skandalına imza atarak bir tecavüz suçuna daha ortak olduklarını gördük.
Bu sefer Edirne’de, 14 yaşındaki işitme engelli kız çocuğu, beş kişinin cinsel istismarına uğradı. İhbar üzerine yakalanan sanıklar, çocuğun onları teşhis etmesine rağmen mahkeme tarafından yine serbest bırakıldılar.
Bu yetmiyormuşçasına, çocuğun tecavüze uğrama riski devam ettiği halde, buna karşı bir önlem alınmadığı gibi onun koruma altına alınması için de hiçbir işlem yapılmadı.
Yasalara göre güvenli bir kurumda korumaya alınması gereken çocuğun, tekrar tecavüzcülere teslim edilmesi, en iyimser tanımla "devlet izni ve onayıyla tecavüz" olarak adlandırılabilir.
"Yasaların mağdurun lehine işletilmesi" ilkesini yok sayan sözde hukukçu hakimlerin, tecavüzcüleri serbest bırakması, onlara yaptıklarının devamını getirmek için fırsat tanımak demektir. Bundan böyle tecavüzcülere karşı bu denli toleranslı olan bir hukuk(suzluk) sisteminden beklenebilecek en hayırlı iş; teşvik amaçlı plaket yaptırıp onlara dağıtması olabilir ancak!
İstismara uğramış işitme engelli bir çocuğu, sokakların şiddet dolu insafsızlığına terk etmekte hiç tereddüt etmemek, hangi akıl, nasıl bir insan vicdanı, ne tür bir yasayla gerekçelendirebiliyor, akla zarar doğrusu?!
Üstelik psikologların terapisi ve sözüm ona devletin himayesi altında olması gereken dönemde, çocuğun tekrar takrar tecavüze uğraması ve bu tecavüzler sonucunda hamile kalmasının iğrençliği de devletlimizin hiç mi hiç ilgisini çekmiyor.
Çünkü doktorlar tarafından çocuğun psikolojisinin belirgin bir şekilde bozulduğunun tespit edilmesine rağmen, kürtaj yaptırılabilmesi için halen mahkemeden izin kararının çıkması bekleniyor.
Mahkemenin tecavüzcüleri sokağa salmakta ortaya koyduğu aceleci tavırla, kürtaj izninin verilmesinde sergilenen vurdumduymaz tutum ne kadar tanıdık değil mi?
Kadınlarının özgür iradelerini hiçe sayarak, onlara rağmen kürtajı yasaklamaya heveslenen hükümetin mahkemeleri, böylesi korkunç bir durumda dahi gebeliği sonlandırma kararı almakta hiç acele etmiyorlar. 
Onlar da biliyor ki; Türkiye ülke olarak, o kadar çok sayıda katille gurur duydu ki, bir kere de tecavüzler sonucu doğan çocuklardan oluşan nüfusuyla gurur duyar; kimse de buna şaşırmaz artık!