Reina katliamından sonra yobaz çevreler (başta Akit, Milli Gazete olmaz üzere!) bu katliamın yaşam tarzına saldırı olmadığını, islamcıların zaten herkesin yaşam tarzlarına saygılı olduğunu, asıl ‘laik başı açıkların’ (!) dindarlara zulüm uyguladığını yazıyor ve söylüyorlar. Sormak gerekir: Türkiye’de kaç kişinin namaz kılması, oruç tutması veya camiye gitmesi engellendi? Sivas’da oruç tutanlar mı yakıldı? 6-7 Eylül’de insanlar Müslüman oldukları için mi katledildi, dükkanları yağmalandı? Deniz’ler, Mahir’ler, İbo’lar müslüman oldukları için mi asıldı, işkence gördü, katledildi? Bütün bu ‘dinci mağdur’ safsatalarını bir kenara bırakarak ülke gerçeklerine bakalım. 

Yaşam tarzı nedir?

‘[…]Ne giyip giymeyeceğimiz, nasıl giyip giymeyeceğimiz, kadınların kırmızı ruj sürüp sürmeyecekleri, etek boyları, yaka açıklıkları, kadınlı erkekli plaja gidip gitmeyecekleri acaba ‘yaşam tarzı’na girmiyor mu? Neyin konuşulup neyin konuşulmayacağı, neyin eleştiri olup neyin suç sayılacağı belli değilse, düşüncelerin açıklanıp açıklanamayacağı [...] acaba ‘yaşam tarzı’na girmiyor mu? ‘Yaşam tarzı’ dediğimiz kavram, sosyal ilişkilerin bütünüdür.’ (Erdal Atabek, ‘Satranç’, 9.1.2017, Cumhuriyet)

Özgür Gündem’in kapatılması, Cumhuriyet-BirGün-Evrensel’e uygulanan baskı, kapatılan Evrensel Kültür-Tiroj dergileri, kapatılan İMC-Hayat-Yol-TV 10 vs., bunlar ülkeyi yöneten IŞİD’çi zihniyetin onun gibi düşünmeyenlerin yaşam tarzlarına uyguladığı bir baskı değil mi? İslamcıların, milliyetçilerin yaşama şekillerine mi baskı uygulanıyor? 

En önemlisi, bir ülke şeriat kurallarına göre yeniden şekilleniyor, laik-seküler eğitimin kırıntıları bile yok ediliyor. 

Bizzat Erdoğan ne dedi 2012 yılında AKP Gençlik Kolları Kongresi’nde: ‘Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum’. Dindar ve kindar gençlik üzerinden geleceğin ‘Türkiye İslam Cumhuriyeti’ inşa ediliyor!

Milli Eğitim Bakanlığı kimlere yetki veriyor? İHH, TÜRGEV, Önder, Ensar, Kimse Yok Mu, Hayrat, İlim Yayma Cemiyeti ve bunun gibi nice İslamcı vakıflara (ki bu gibi vakıfların içinde çocuklar tecavüze uğruyor, ama üstü kapatılıyor) öğrenci yurtları yapma yetkisi verildi meselâ. Masrafları da Milli Eğitim Bakanlığı üstleniyor! Bilal Erdoğan’ın da başında olduğu bu vakıflar şehirlerde öğrenci yurtları açıyorlar. FETÖ diyorlar, ama bizce yaratılan TATÖ (Tayyip Terör Örgütü!). 

Devamı var. ‘Değerler Eğitimi Projesi’ adı altında Diyanet ve islamcı vakıflar, dernekler ders saatlerinde okullarda, üniversitelerde paneller, toplantılar düzenliyor, kendi ideolojilerini yayıyorlar. Üstelik ders verenlerin de hiç birinin eğitimci bir geçmişi yok. Yani anlayacağınız, imam, hoca, şeyh, şıh, tarikat lideri, sözcüsü, ne varsa, bunlar artık okullarda, üniversitelerde ders veriyor! Küçük çocukların da Kuran Kurslarıyla beyni yıkanıyor. 15-16 yaşından önce gençlerin dini eğitim alması sakıncalıdır diyor, aklı başında psikologlar, çünkü soyut düşünme yeteneğini henüz kazanmamıştır o genç, ne söylenirse, ezberci bir şekilde sorgulamadan içselleştiriyor. İstenilen de tam da budur! Şeriatçı ülkenin mümin askerleri yaratılıyor!

Bitmedi! Bütün bu islamcı dernekler, vakıflar okullarda yarışmalar düzenliyorlar. Ne gibi yarışmalar bunlar? Bilim, felsefe yarışmaları olacak değil ya. Kuran okuma, peygamberi anlatma adı altında ‘yarışmalar’ yapılıyor, ‘ödülü’ de hacca ya da umreye gitme oluyor!

Birde ‘Kutlu Doğum Haftası Proğramı’ var! 1 hafta boyunca aynı islamcı dernekler, vakıflar okullara imam yolluyor, mevlidler okutuluyor. 

Ayrıca İHH denilen islamcı vakıf (ki televizyonda bol bol duygu sömürüsü dolu bağış çağırılarını izleyebilirsiniz!) okullarda sınıflara kumbara dağıtıyor, buna da ‘Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var’ deniliyor. 2014-2015 yılında çocukların harçlıklarından 40 milyon TL toplanmış! Bu paraların kimlere verildiğine dair CHP ve HDP’lilerin soru önergeleri cevapsız bırakıldı. 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Diyanet’in bir protokolü üzerinden çocukların hafızlık eğitimi alabilmeleri için okuldan 30 ay ayrı kalabilmeleri sağlanmış, sonra da bu çocuklar bu eğitimle üst sınıflara geçiriliyor!

Yetmiyor, Diyanet’in bütün yazıları eğitim müfredatına geçmiş, bunun yanında Öğrenci Yurt ve Pansiyon’lar Milli Eğitim Bakanlığı’ndan alınıp Diyanet’e devredilmiş (7.4.2012 tarihli yönetmelik). Okul öncesi de unutulmamış, Kuran kurslarının yanında 4-6 yaş arası çocuklara dini kreş uygulaması başlatıldı. Ataması yapılmayan binlerce öğretmen var, ama siz eğer Diyanet’in Kadın Kuran Kursu öğreticileri arasından Halk Eğitim Merkezlerinden okul öncesi eğitim sertifikası alırsanız, 1 haftalık eğitimle bu okul öncesi dini kreşlerde öğretici olarak Diyanet tarafından atanıyorsunuz!

Birde Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet tarafından Mersin’den başlamak üzere bütün ilkokullara yönelik ‘4 gün okul 1 gün cami’ projesi başlatılmıştır. Hedef ilkokul çocuklarından itibaren şeriatçılığı yaymak, küçük çocuklardan geleceğin şeriatçılarını yetiştirmek! (Kaynak: Feray Aytekin Aydoğan, Eğitimde gericileşmenin kodları.., 17.7.2016, BirGün Pazar Eki).

Bu örnekler bile insanların tüylerini diken diken etmeye yetiyor, ama eğitimle bitmiyor ki. Mesela kendi ahlaksızlıklarını kapatmak istercesine hâlâ televizyonda dizilerde, sinema filmlerinde, rakı, sigara, küfür gibi hayatımızda doğal olan şeyleri sansürle miyorlar mı?

Bu şeriatçı eğitimden geçenler ne oluyor sonra? Gündelik hayatımıza yansımıyor mu? Reina katliamı işte bunların da bir sonucu değil mi? Günlerdir Diyanet’in fetvalarında, sokaklarda Noel babayı her türlü döven, katleden Müslüman görüntüleri göstermediler mi, yayınlamadılar mı?

Sonra okul müdürleri çıkıyor, ‘Kız ve erkek öğrenciler yan yana oturmayacak’ diyor... Erkek sınıf arkadaşıyla yan yana oturdu diye kız öğrenciyi okuldan atmakla tehdit eden müdür ve öğretmenler çıkıyor ve kız öğrencinin intiharına neden oluyorlar... Teneffüste erkek arkadaşlarıyla aynı sıraya oturan kızlara ‘Siz kâfir misiniz? Hayat kadını mı olacaksınız?’ diye bağıran veya söz almak isteyen kız öğrencilere ‘Önce türban tak, sonra söz iste’ diyen müdür yardımcıları çıkıyor... 12 yaşında su savaşı yaptılar diye 6 kız öğrenciye hastanelik edecek kadar dayak atan okul müdürleri çıkıyor... ‘Kadın seks objesidir. Tayt giyen kadın bende şehvet uyandırır. Ben bu kıza baktığım zaman şehvet duyuyorum’, diyen din öğretmenleri çıkıyor. 

Kız öğrencilerini taciz eden, onlara tecavüz eden öğretmenler, müdürler...(Kaynak: Melis Alphan, ‘Yeni Nesil bu öğretmenlerin ve okul müdürlerinin eseri mi olacak?’, 17.12.2016, Hürriyet)

Şort giydi diyen bir kızı tekmeleyenler... Hamile parkta gezdi diye kadın dövenler... Dolmuşta kendisine emanet edilen kız öğrenciye tecavüz edip öldürenler...Eve gelen polislere ‘terlik giyin’ deme cüretini (!) gösterdiği için polisler tarafından katledilenler... Kürt illerinde kadın gerillayı çırılçıplak soyup sokaklara atan devlet görevlileri...

Sonra bir AKP’li çıkar, ‘Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır’ der... Bülent Arınç çıkıyor, “Sus be kadın!” diyerek kadın milletvekillerini azarlıyor...

Laiklik dinsel kuralların dinsel alanlarında kalmasıdır. Tek çıkar yol da laik-seküler eğitim/kültür/yaşam tarzını savunmak! Dini inançların yeri her bir bireyin kendi özel hayatıdır. Kim neye inanırsa inansın ya da inanmasın, ama bu sadece kendisini bağlar. Laiklik/Sekülarizm bir toplumu dini kurallarla değil, adalet-eşitlik-özgürlük bağlamında her bir insanın yaşam tarzına saygı göstermesidir. Bilimsel-felsefi bir eğitime, insanların arasında sevgi-saygı-dayanışmayı yaratacak bir anlayışa ihtiyacımız var. Peki bunu bugünün islamcı-milliyetçi iktidarı mı yaratacak? Onlar gericileşmenin bizzat üreticisi olarak bu sorunlara çözüm getiremezler. 

Ülkenin bütün ezilenleri, bütün renkleri birbirlerine yaklaşarak, birbirlerine sahip çıkarak atlatacaklar bu karanlık günleri. Sonra laik-seküler bir anlayışın değerini de bilerek faşizmi hep birlikte yenip aydınlık günlere çıkacağımız günler uzakta gibi belki, ama inanın, ufukta görünmeye başladı...!!