Sayın okurlar, her gün görsel ve yazınsal basına baktığımızda: gördüğümüz ve okuduğumuz, antidemokratik uygulamalardan başka hiç bir şeyle karşılaşmıyoruz. Bunun büyük bir kısmı, vatandaşına sosyal hukuk ortamını sağlamakla görevli devlet organları tarafından uygulanıyor. Örneğin: Keyfi tutuklamalar. Aylarca ve yıllarca hakim karşısına çıkartmamaları. Bir kısmı da devletin uyguladığı şiddet ortamında etkilenen vatandaşın yansıttığı şiddet davranışlar: Karısını 9-10 yerde bıçaklamaları....

Vatandaş bu bunalım ortamından uzaklaşmak ve bir nefes almak için TV dizilerin tiryakisi olmuş. Ortamı yumuşatmak için yazımın konusunu Yaşam ve Yolu seçtim.
Yaşamı, özet olarak tanımlarsak: Yüceltilmiş duygu, yoğunlaşmış düşüncedir. Yaşam, özgürlüğün ta kendisidir.
Çağımızın Kawa’sı Mazlum Doğan, yaşamı şöyle anlamlandırır: "Biz yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz" der.
Düşünür Budha: "Yaşamın gerçeklerini gösteren onu olgunlaştıran acılardı" der. Ve "Doğmak acıdır, yaşlılık acıdır, hastalık acıdır; ölüm acıdır, sevilmiyenle birleşmede acıdır, sevilenden ayrı kalmak acıdır ve istediğini elde edememek de acıdır" der.
Yaşam güzel şeydir. Evrensel İnsan Hakları’nın ilk maddesi de yaşam hakkına saygıdır. Ama, nasıl bir yaşam?
BİR- Özgürlük düşlerimiz birer güvercin olup halklarla buluşuyor mu?
Umut, fırtınalı havada yeşeriyor mu?
FARKLI DÜŞÜNCELERİN YASAL BARINMA LİMANLARI VAR MI BU YAŞAMDA?
İKİ- Ayrı düşler, her biri bilinmez bir ülkenin, adını daha önce duymadıkları şehirlerin varoşlarına, sokaklarına darı misali serpilmişler. Bunlar özgürce kendi ülkesindeki tüm halklarla kardeşçe yaşamasına vesile olacak mı bu yaşam?
ÜÇ- Ülke sevdasını göğüs kafesimizin içinde günün ekmeği kadar taze, sıcak ve buğulu tutmasına katkı sunuyor mu..?
DÖRT- Önemli olan, horlanmadan, ötekileştirilmeden, özgürce yaşanabilir bir hayata / yaşama ulaşılabiliniyor mu..?
Böyle bir yaşama kavuşmak için engeller var. Bu engelleri aşabilmek için, örgütlenmek, okumak-öğrenmek ve öğrendiklerimizi halkla paylaşmak ve de yazmak gerek. Yaşam, pahalı arabalara binmek, nadide şeyleri yemek, mutfakla-lavabo  arasında geçen yaşam, yaşam değildir. Böyle bir yaşam: korunan bir çayıra, bir hayvanın girmesinden farkı olmaz sanırım.
Sahte yaşama tenezzül etmemeliyiz, ölüme yaşam dememeliyiz. Ayaktaki ölüye 'yaşıyor’, çirkine, serseriye, düşküne 'iyidir’, güzeldir, yaşıyordur, 'şereflidir’ adını takmamaliyiz. Devleti soyan, halkı dolandırana 'işini iyi biliyor’ dememeliyiz.
Yaşam dersi çok anlamlıdır. Yaşam ilkelerle başlar: Erdemlilik, dürüstlük, sözün eri olmak, arkadan kuyu kazmamak; dost gibi dostluğu sürdürmek. Bu ilkeler anlam bulduğu zaman hayat güzelleşir. Mutluluklar ve acılar bölüştürülür. Yaşam da anlam kazanır.
Yol deyip geçmemek lazım. Yol: rotamızı takip ettiğimiz güzergah. Üzerine bastığımız toprak. Bazen toprak da olmayabilir. Menzile varmak için, bazen çetin kayaları gösterip "şu gedik daha uygun bir yoldur" denilmiştir. Yollar sadece karada da olmaz. Deniz yolu, hava yolu, inanç yolu, gönül yolu ve akıl yolu... Yollar saymakla bitmez.
Yol için pek çok deyim üretmiştir halkımız: "Senin / (onun) gittiği yol, yol değildir", "Bu yoldan gidersen... ancak varırsın". "Ömür biter, yol bitmez". "Belimden olan değil, yolumdan giden evladımdır" (H.Bektaş). Alevilerin düstür olarak kullandığı: "Mezhebimiz yoktur. Yolumuz vardır" deyişi.
Yolcu olmadan, yoldan söz edilmez. Bu nedenle, yol ile yolcu, birbirini tamamlayan, anlayan iki sırdaştır. "Ne yolcu durur, ne de yol biter" diye bir tanımlama yapılır. Önemli olan giden yolun sonunda bizleri ne tür bir sonuç beklediğidir. Varacağımız bu yolun sonunda topluma olumlu bir katkı sunacak mı? Acılar dindirecek mi? Yüzler gülecek mi? Özgür bir yaşama kavuşulacak mı? Yoksa çekilen acılar katmerleşecek mi?
Yaşamın pek çok evresinde, insanoğlu yolla ilintili yaşar. "Zaman örgüsünü zalimin karanlık gölgesinde örerken ağını, zamanın bıraktığı iz bir günün ardında 'yol’ görünür mahsum bakışlara" der bilgenin biri...
Yollar, bilinmeze taşır insanı. Aynı zamanda yollarda atılan her adım bir gizemin kapısını aralar. Umutlar acılar, sevinçler yarınlara duyulan özlemler saklıdır kavisli, çetin yollarda. Kimi zaman ölümün kucağına taşıyan bir tufan olur. Kimi zaman da ayrılıkları, kuytu yarıklara, hasretin kucağına taşır. Bazen de umutla beklenen özgürlüğün başlangıç noktasına götürür ve nazlı yürekler merasına erdiğinde acılar sevince dönüşür. Ve mutluluk rüzgarı esmeye başlar.

elbistanliali@fsmail.net