Gören, halkın ödediği vergilerin toplandığı kasanın anahtarı, Erdoğan’ın cebinde sanıyor. Öylesine hovarda mirasyedi gibi harcıyor ki, yiyip içtiklerinin hesabını tutan, nereye gittiğini bilen yok.

Halka harcanması gereken parayla, başkasının tapulu malına 1150 odalık Saray kondurmaya başladığında, Mimarlar Odası "kaçak var" çığlığı atınca, halktan sıkılıp mülkiyet hakkı yasasına saygı göstereceğine, Kasımpaşa’nın eski lümpen kabadayılarına özenle "gücün yetiyorsa, gel yık" diyen adamdı, o.

O şimdi, kaçak Sarayın mukimidir. Orada, Anayasaya göre hakkı olmayan, gasp edilmiş yetkilerle, huzur içinde ülkeyi ve ülkenin çalkalandığı savaşları yönetiyor.

Sarayı öylesine görkemli, kendisi öylesine mutlu ki, başına bir şeyler gelir korkusuna katlanıp sevgili halkının ayağına gitmesine de gerek yok. Halkının temsilcileri, emir ve görüşlerini dinlemek için, ayağına (Sarayına) geliyor. Eski görgüsüz imparatorlarından kalma dev tiyatro salonlarını andıran, Sarayın dev salonuna, huzur içinde mitinglerini düzenliyor.

Koltuklara yerleşen dinleyicileri arasına, yine eski zaman tiyatrolarında olduğu gibi sarayın alkışlayıcı personeli oturtuluyor. Erdoğan, onaların başlattığı alkış salvoları arasında özüne ve rejimine övgüler, düşmanlarına sövgüler, hakaretler, katran karası karalamalar yağdırarak konuşuyor.

Saray mitinglerinde muhtarlar, değişmeyen figüranlardır. Köy, şehir ve kasaba muhtarları gruplar halinde çağrılıyor, hazret karşılarına geçip konuşuyor, sonra hep birlikte halkın parasını yemek üzere sofraya oturuyor. Ağız şapırtıları, kaşık, çatal tıkırtıları salvosunun ardından muhtarlar, günün figüranı ücreti mukabilinde hazırlanmış zarfları ceplerine koyup geldikleri yere dönüyorlardı.

Bu satırları yazarken, Recep Erdoğan kendine verdiği gazla konuşuyor, muhtarlar alkışlıyor, Türk halkı da, televizyonlarının başında uyuklayan oğlaklar misali dinliyordu.

Recep Hazret, konuşurken daldan dala uçuyordu. Sözü, Irak ve Suriye’de ırza geçen, esir kadınlar pazarı kuran, insan kesen, arta kalan zamanlarında da gaspa, hırsızlık ve talana çıkan Vehabi İslamcıların İstanbul katliamına getirerek şöyle diyordu:

"Türkiye'de kimsenin hayat biçimi sistematik bir tehdit altında değildir. Buna 14 yıllık iktidar döneminde fırsat vermedik, aksini iddia edenler somut örneklerle bunu ortaya koymak zorundadır."

Bu savunma ile IŞİD’i mı, kedi rejimini mi aklayıp yıkamaya çalıyordu belli değildi.

Ha, yer yüzünde tek bir İslam yoktur. Her yerin, yöre ve rejimin İslamı kendince, Vehabi İslamı da, mucitlerinin çıkarına uygun olarak kendine göre, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) de onun bir parçasıdır.

Bu yapışık kardeşler, kendisinden olmayan bütün yaşama biçimlerine kindar, düşmandır. Estirdikleri terör rüzgarı, tecavüz ve talan söylediklerimizin kanıtıdır.

Ayrıca birbiriyle dayanışma halinedir. Suudiler ve Katarı’n baş müttefiği Türk İslam rejimidir. IŞİD, hepsinin ortak gayri meşru mahdumudur.

O nedenle, 2015’den beri TC’de patlattığı bombaların hiç biri, Türk-İslam rejimini hedef almamıştır. Olanlar, kardeşin kardeşle dayanışması, düşmanına cephe açmasıdır.

Nitekim, Diyarbakır’daki HDP mitingi, Suruç, Ankara katliamları seçim sürecinin ürünüdür. Meyvesini AKP topladı.

Antep’deki düğün olayı, savaşa girme heveslisi Türk İslam kardeşe "Suriye’ye giriş davetiyesi idi. İstanbul’daki Reina katliamı ise AKP trollerinin yürüttüğü yılbaşı karşıtı kampanyaya katliamla dahil olma idi.

Ancak Recep Erdoğan, niyet okur gibi, muhtar kardeşlerine olayan kimsenin yaşama biçimini tehdit anlamını taşımadığını söylüyordu.

Yerim daraldığı için, "atma Recep din kardeşiyiz" deyip, kalın çizgilerle devam edeyim:

Irkçılık, salt yaşama tarzına değil, bir halkın, grubun fiilli hayatına müdahale, büyük tehdit, tehdidin de ötesinde püskülü kan damlayan cinayettir. Kürtler, yüz yıldan beri, ölümle çevrili bu tehdit girdapta esirdir.

"Atma Recep" ve herkesi sana oy veren Türk yerine koyma!

14 yıllık AKP iktidarı, yıkım ve yasaklarla düğümlü ölüm seferleri geçididir. Daha geçen hafta, Kürt kültürünü yaşatmayı ön gören enstitünün kapatılası kararını imzaladın.

Kürt hayat tarzı tehdit aldında olduğu için, şehirler yok edildi, tozu, molozu savruldu. Kadınlar, çocukların ölü bedenleri aç sokak kedi ve köpeklerine yem edildi, çöplük molozları arasından ayıklandı, insan bedeninden parçalar.

Yaşama tarzlarını yaşama özlemini dile getirdikleri için, Kürtler diri diri yakıldı. Roboskî kayalıkları hala kanıyor.

Kürtçe konuşan, kılam söyleyen insanlar hapise atıldı.

Cezaevleri, Kürtlerin hayat tarzının tehdit edilmesine karşı çıkan politikacılarla dolu. HDP’nin eşbaşkanları, milletvekilleri, Kürt belediye başkanları dahil, her kademeden siyasetçi AKP rejiminin toplama kamplarında, esir.

Buna rağmen hayat tarzına tehdit yok diyorsun. Oysa, vapurdan inen kadınları seyredip, miting alanında kıyafetlerini yuhalatan, CHP liderine Alevi, Kürtlere Zerdüşt diyen sendin. Hrant Dink, senin iktidarında katledildi. Malatyalı Hıristiyanlar da...

Atma Recep; 6-8 Ekim’de, insanların sakalına tükürüldüğünü söylüyorsun. Yalanlar maratonu bir yana, 6-8 Ekim 2015’de, 53 tane Kürt’ün kimliği nedeniyle linç edilerek, kurşunlanarak katledildiği gerçekti.