Bu bir akıl tutulması mı, yoksa vicdan kanserine yakalanmış bir sosyopatlık mı? Ne denir bilemiyorum.

Böylesine kanın aktığı, katlanması zor acılarla dolu, ruhsal maliyeti yüksek bu çatışma sürecinde bile Başbakan: "Türkiye’de olağanüstü bir durum varmış gibi yansıtmaya çalışıyorlar" diyor. Yetmiyor; "Bu operasyonlarımız kesinlikle, hiçbir şekilde 90’lı yılların güvenlikçi anlayışıyla ilişkilendirilemez. O dönemde faili meçhuller vardı, o dönem kendi anadilinde ağıt yakamayanlar vardı." Diyebiliyor.

Ey ahali duyduk duymadık demeyin, artık özgürsünüz. Çünkü eskiden Kürtçe ağıt bile yakamıyordunuz. Şimdi öldürülüyorsunuz ama Kürtçe ağıt yakabiliyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz. "O dönem faili meçhuller vardı" bugün herşey şeffaf, fail belli. Devletin keskin nişancıları tarafından açık açık öldürülüyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz…

Bir dil ancak bu kadar incitilebilir. Bölgede kan gövdeyi götürüyor, hergün hava raporu okur gibi, çatışma ve ölüm haberleri düşüyor ajanslara. yayınlara yasaklar getiriliyor, gazeteler basılıyor. Otobüslere parti binalarına linç girişimleri düzenleniyor ama hazret hala; "biz demokrasiye çok meraklıyız. Operasyonlar dışında hayat normal" diyebiliyor. "Cizre'de tek bir sivil kayıp yok." Diyor. Oysa Cizre’de günlerdir süren abluka birçok can aldı. Genç, yaşlı, çocuk, kadın demeden insanlar öldürüldü. Cenazeler defnedilemedi, buzluklarda bekletildi. Evler, taranarak delik deşik edildi. Sokağa çıkma yasağının geçici kaldırılması ile tüm kamuoyu, tüm Dünya Cizre’de yaşananların boyutunu apaçık gördü.

Bir taraftan vatanın milletin bölünmezliğinden söz ediliyor diğer yandan toplumu ayrıştıran, bölen zehirli bir dil kullanılıyor.

Seçim sonralarında balkona çıkıp; "75 milyonun tüm kesimlerini aynı şekilde kucaklayacağız" diyenlerin her konuşması ötekileştirme ve ayrıştırma üzerine kurulu artık. Yapılan saldırıların kökeninde, bunca öfke ve hıncın oluşmasında yıllardır pompalanan ırkçı propagandaların etkisi var. Çünkü bu ülkede hep düşmanlık edebiyatı yapıldı ve nefret tohumları ekildi.

***

Toplumu ve toplum hayatını kıskaç altına alan zihniyete ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskılara karşı, uyanık ve uyarıcı olmak, cesur ve mücadeleci olmak zorundayız. Bu çatışmaya, baskılara ve sindirme politikalarına karşı mazeret üretmeden, dürüstlükle güçlü bir onur mücadelesi vermek, barış imgesini her alanda güçlendirmek gerekiyor.

Ancak, bugün yapılacak STK'lar mitingi gibi değil elbette. Daha baştan yapılan açıklamalardan ve argümanlardan belli ki hala 90'lı yılların mantığı egemen zihinlerde. Dışlayıcı ve hükümet söylemiyle  böyle bir fotoğraf ne yazık ki barışa değil, aksine devam eden çatışmacı mantaliteyi destekler niteliktedir.

Cumhuriyetten bu yana iktidarların halkın taleplerine kulaklarını tıkaması değişmemiştir. Ancak değişmeyen bir şey daha vardır tarihte: İnançlarından ödün vermeyen ve bedeli ne olursa olsun onurlu bir barış yolunda yürüme cesaretini gösterenler kazanmıştır hep.

Hani, Musa Anter bir şiirinde; "karabasan gecelerin sabahında / direnmek kalırdı Kürde / çünkü yasamanın bir diğer adı direnmektir" diyordu ya… Evet. Kürtçede bu söz, bu süreçte daha anlamlı oluyor galiba:

Berxwedan jiyane!