
Lice’ye yaklaştığımızda gözle görülür bir şekilde bölgede yoğun çatışmaların olduğu görünüyordu. Eylem alanına yaklaştığımızda gençlerden oluşan güvenlik karşımıza çıktı ve kim olduğumuzu sorduktan sonra geçmemize izin verdiler.
27 Kasım 1978 yılında PKK’nin 1. Kongresiyle kuruluşunu ilan ettiği Fis Köyü’ndeki tek katlı evin önünden geçtiğimizde ve aradan geçen 36 yılı hesapladığımda orada bulunan gençler daha dünyaya bile gelmemişlerdi. Musa Anter’in o ünlü dizelerinde dediği gibi;
Kekik, reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgâr.
Alçak damlı evlerin yüksek küçük pencerelerinden soluk ışıklar yağıyordu geceye,
Köpek havlamaları korkulara karışık kaygıları beslerdi,
Sonra dağlardan kurşun sesleri gelirdi, belirli belirsiz.
Namlunun ucunda çırpınırdı yürekler
Ağıtlar yankılanırdı dağlara doğru
Kapılar kırılır, talan edilirdi sevdalar
Umutlar ve insan olan ne varsa…
Ve kan akardı derelerimizden;
Zilan, Munzur, 33 kurşun, Newala Qasaba
Ve ülkenin bütün derelerinde…
O iklimde kalırdı acılar
Duymazdı bir Allah’ın kulu çığlımızı
Karabasan gecelerin sabahlarında
Direnmek kalırdı Kürde
Yaşamanın bir başka adı direnmektir…
Evet, o gençleri görünce elimden olmadan bu dizeleri mırıldandım.
Direniş hep sürdü
Doğru direnmek kalırdı Kürde. Hep de böyle olmadı mı? Ama artık herkes duyuyor ve herkes görüyor bu direnci. Yıllardır devlet Lice’yi özel olarak seçmişti. Devlet, o tek katlı evin intikamını Fis Köyünü ve başka köyleri yakarak almak istemesine rağmen halk direnmeyi hep sürdürdü ve bugün o halk yine kimliğine, diline, özgürlüğüne sahip çıkarak direniyor… Saygı duymasını bilmek gerek…
O tek katlı toprak damlı evi arkamızda bırakarak eylem yerine varıyoruz. HDP’nin grup toplantısı hazırlıkları vardı ve yerlerde yüzlerce gaz bombası fişeği ve kapsülleri vardı, yürümekte zorluyordu beni…
Lice çok güzel bir yerdir, hatırlıyorum eskiden geniş ormanlık bir alandı. Tabi devlet yıllardır yakıp yıkınca o görkemli ormanları bulmak mümkün değil artık. 5 kilometrelik bir alana 4 kalekol yapılması planlanıyor, ha keza baraj projesi de var. Askerlerin alanda yarattığı çok ciddi tahribatlar var.
HDP grup toplantısını salı günü iki yurttaşın katledildiği Duru Jandarma Karakolu yakınlarındaki bir tepede gerçekleştirdi. HDP’nin grup toplantısı başladı ve bende dinlemeye koyuldum. Açılışı HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel yaptı. Lice’de hayatını kaybeden Ramazan Baran ve Abdulbaki Akdemir’i anarak konuşmasına başladı. Müzakerelerin sağlıklı götürülmesi, TMK, kalekol ve güvenlik meselesine çok ciddi vurgular yaptı. Yeni bir aşamada olunduğunu, savaşın olmamasını, gençlerin ölmemesini, kalekollar ve karakolların yapılmamasını istediklerini söyledi. Lice’ye bizzat AKP Hükümetinin kendisinin gelmesine vurgu yaptı. Bir an önce hakikatleri araştırma komisyonunun kurulması gerektiğini ayrıca Kürdistan’da insanları öldürüp, batıda da linç yaptıklarını dile getirdi.
“Kimsenin kutsalına karşı değiliz, ancak bizim kutsallarımıza de herkes saygılı olmalıdır” diyen Tuncel, Meskan’da, Lice’de direnen halkın amacına ulaştığını, dirençleriyle hükümeti teşhir ettiklerini şimdi sıranın siyasilerde olduğunu ve en önemlisi barışta ısrarcı olmak gerektiğini söyledi.
‘Sonuna kadar mücadele edeceğiz’
Yine Erdoğan’ın şiddetin adresinin HDP, BDP olduğunu söylemesi üzerine, Tuncel, “aksine şiddetin adresi direk hükümettir” dedi. Kalekol yerine yaşam evlerini görmek istediklerini söyleyerek CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da Lice’ye davet etti.
Tuncel’in konuşmasından sonra sözü yine HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü aldı ve özgürlük, kardeşlik, eşitlik için mücadele etmek gerektiğini bunun yanı sıra Lice’de bir katliam olduğunu ve Türkiye’nin asıl meselesinin de bu olduğunu söyledi. Lice’de yoksul ve sivil halka ateş açıldı ve iki kişinin öldürüldüğünü dile getiren Kürkçü, “Devlet ile Kürt halkı karşı karşıya geldi ve kurşuna dizildiler. Bunun üzerini hiçbir bayrak örtemez” dedi.
Grup toplantısını izledikten sonra oradaki halkla sohbet etmeye başladım. O sırada bir otobüs sürekli gezip duruyordu ve kim olduklarını sorduğumda, “onlar bizim geleceğimiz” dedi bir anne. Anlamadım ve anlamadığımı anlayan anne, “onlar bizim gençler, bizi koruyorlar ve insanlara neden burada olduğumuzu anlatıyorlar” dedi.
Orman 20 kere yakıldı!
Gençlerden birinin yanına gittim, “Kürdistan’da yapılan, yapılmak istenen kalekol ve karakollara karşı sonuna kadar direneceğiz, devlet savaşmak istiyor. Ama biz Sayın Öcalan’ın başlattığı çözüm sürecine katkı sunmak için sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.
Tekrar kadınların yanına vardım. Özellikle kadınların yüzünde 93 Lice katliamının, Medeni Yıldırım’ın ve Ceylan Önkol’un açtığı acı dolu derin izleri gördüm. Her biri tek tek sözü alıyor ve düşüncelerini dile getiriyordu:
“Şu gördüğün ormanlık alan son iki yılda belki 20 kere yakıldı, o ağaçlar nasıl direniyorsa, biz de öyle direneceğiz.”
“Devlet 93 yılında Lice’de katliam yaptı, o zaman kimse feryadımızı duymadı, artık duymak zorundalar.”
“Ceylan’ımızı paramparça eden devlet, işte bu karakollardan havan topunu attılar, yine çocuklarımızı parçalamak istiyorlar.”
“Devletin geçmişte yaptıklarını unutmadık, bugün bile iki insanımızı katletmekten çekinmiyor.”
“Ben bir evladımı dağda yitirdim, bir evladım da cezaevinde, görüyorum ki sağ kalan evlatlarımızı da öldürmek istiyor bu devlet ama artık yeter.”
“Erdoğan görsün, artık çocuklarımızı öldüremeyecek, önce bizi, biz anaları öldürmesi gerekiyor.”
“Geçen yıl Medeni Yıldırım’ı öldürdüler, bu yılda Ramazan Baran ve Abdulbaki Akdemir’i öldürdüler. Her yıl bizden birileri ölüyor.”
“Erdoğan savaş istiyor ama biz barış için elimizden geleni yapacağız.”
Nöbet çadırında dayanışma var
Gerek kadınların, gerek ise gençlerin konuşmalarından anladım ki; Erdoğan’a ve hükümete ilişkin en ufak bir güvenleri yok. Lice’de yaşanan katliamlar ve Erdoğan’ın, “B ve C planlarımız var” söyleminin yeni olmadığı aslında benzer uygulamaların yıllardır yapıldığı da bir gerçek…
Yine Diyarbakır Belediye’sinin önünde bazı ailelerin, “Çocuklarımızı PKK kaçırdı” diyerek yaptıkları eylem ve Erdoğan’ın, HDP-BDP milletvekillerine, “gidin o çocukları getirin” derken kendi elinde tuttuğu çocukları görmemesi ve Kürt annelerini diğer annelerden ayırması da özel bir politika. Bu durumda elbette ki Kürt annelerinin de devletten çocukları isteme hakkı sonuna kadar vardır…
Halkın nöbet tuttukları çadırları gezerken, gördüm ki kendi aralarında müthiş bir dayanışmaları var, yemeklerini ortak yapıp, ortak yiyorlar. Yapmış oldukları bulgur pilavından ikram ettiler, bu yaşıma kadar öyle lezzetli bir bulgur pilavı yediğimi hatırlamıyorum, eminim o pilava lezzet katan en önemli şey, o insanların samimi ve sıcak olmalarıydı.
Yaşlı amcalar beni kendilerine hayran bıraktılar, ellerinde büyük çöp poşetleriyle etrafta mıntıka temizliği yapıyorlardı o yaşlı bedenlerine aldırmadan. Yanlarına gidip yardım etmek istedim, beni öyle bir azarladılar ki neye uğradığımı şaşırdım. Kürtçe, “daha elimiz, ayağımız tutuyor, biz daha ölmedik çok şükür, bize yaşlı muamelesi yapma!” demezler mi? Gerçekten çok utandım ve bir o kadar da saygı duydum.
Şu bir gerçek ki; özellikle Lice konusunda kamuoyunda iki farklı düşünce var. Kürdistan’da başka, Türkiye’de başka. Hoş yıllardır Kürtler söz konusu olduğunda bu iki farklı düşünceyle karşılaşırız.
Gezi’de direnen gençleri “direnişçi “ama Lice’de direnen gençleri “terörist” görme eğilimi çok fazla. Ya da Karadeniz’de HES’lere karşı direnen halkın polis saldırısına karşı, “biz terörist değiliz, hakkımızı savunuyoruz” yaklaşımı. Oysa Kürdistan’da da, Türkiye’de de insanlar yaşadıkları haksızlıklara, zulme başkaldırıyorlar, eşit, özgür bir toplumda yaşamak istiyorlar, işte bunun çok iyi anlaşılması ve gerçekten halkların birbirine dokunması gerekiyor.
Sonuç: Erdoğan savaş istiyor
Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın AKP’nin grup toplantısında yaptığı konuşmada Lice’de ve Kürdistan’ın diğer yerlerinde eylem yapanları, “piyon” olarak lanse etmesi, “hadlerini bildireceğiz” demesini kuru bir tehdit olarak algılamamak gerek. Algılamamak gerek çünkü Lice sonrası Diyarbakır’a döndüğümüzde ise neredeyse beş dakikada bir uçaklar kalkıyordu. Bir yandan da birçok bölgede askeri operasyonlar devam ediyor.
Yine, günlerdir bayrak meselesini işleyip duruyorlar, ellerine koz geçtiğini düşünerek temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp servis yapıyorlar. CHP, MHP’de buna çanak tutuyor. Erdoğan’ın, “çocukta olsa o hainden hesap soracağız” derken, bir yandan da “PKK çocukları dağa götürüyor” demesi çelişkinin daniskasıdır.
Erdoğan, “İçişleri Bakanım hemen teftişi başlatmıştır. Bunun çocuk olması bizi ilgilendirmez. Bir çocuk bizim kutsalımız olan bir bayrağı alma maharetini gösteriyorsa bunun bir karşılığı olacaktır. Bedeli neyse bunun bedelini de onu oraya gönderenlerdir, kendisi, onlar da ödeyecektir. Çocuktur diye bizim bayrağımıza, kutsalımıza bu şekilde saldırmak suretiyle buna sessiz kalmamız mümkün değildir” sözleri 2006 yılında Diyarbakır olaylarında, “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereği yapılacaktır” sözlerini hatırlattı. Erdoğan’ın bu açıklamasının ardından Kürdistan’da aralarında çocukların da içinde olduğu onlarca sivil insan ateşli silahlarla vurularak öldürülmüştü. Yine Uğur Kaymaz, Enes Ata, Ceylan Önkol’u da unutamayız…
Erdoğan’ın dili savaş dili, aleni savaş istiyor. Geçen haftada Kürt Halk Önderi Öcalan’ın açıklamalarından sonra saldırganlaşması akla başka bir soru getirmiyor. Yine Erdoğan, Lice katliamını protesto edenlere, “Tokat’taki gibi yapın” diyor.
Ne olmuştu Tokat’ta? Kürtlere karşı linç gerçekleşmişti. Erdoğan bu linç girişimlerini meşru görüyor. Bir ülkenin başbakanı resmi dilden linçi körüklüyor. Erdoğan’ın bu söyleminin yanında nefret suçu bile masum kalıyor.
Lice’de yaşananlar AKP Hükümetinin adım atmamasından kaynaklı olduğunu, bölgedeki her insanda duymak mümkün.
AKP Hükümeti, Diyarbakır’da ‘çözüm çalıştay’ yaptı ama çalıştay sadece bakanların konuşmasından ibaretti. Ne sivil toplum örgütleri, ne akademisyenler, ne aydınlar hiç kimse söz sahibi değildi. En önemlisi o çalıştayda Kürt temsiliyeti yoktu. Hem Kürt sorununa ilişkin çalıştay yapacaksın hem de işin asıl muhatapları olan Kürtler orada olmayacak. Kendileri çalıp, kendileri söylediler. Diyarbakır’da halkla konuştuğumda AKP çalıştayının hiçbir karşılığının olmadığını gördüm, olmazdı da zaten.
Kürdistan’da ortam gerçekten çok gergin, Erdoğan tıpkı 8 yıl önce “Kadında olsa, çocukta olsa gereği yapılacaktır” dediği gibi düşünüyor. Düşündüğü içinde resmi ve sivil ırkçılar, polisler, askerler devreye girerek, Lice’de iki insanı katlediyor. Cizre’de mahalleye atılan gaz bombası sonucu evde oturan 6 yaşındaki çocuk yaralanıyor, Şırnak’ta bir çocuğun gözüne gaz bombası atılıyor şu an ağır yaralı, bir kadın atılan gaz bombası sonucu yaşamını yitiriyor.
Erdoğan ve hükümet kalekol ve karakol yapımlarını derhal durdurmalı. Devam ettiği sürece savaşa hizmet edecektir ve daha çok insan hayatını kaybedecektir.
ESRA ÇİFTÇİ