Büyük dil ustası romancı yazar Yaşar Kemal hayatını kaybetti. Türkiye, yetiştirdiği büyük insanı yitirdi. Kim Türkiye'de Yaşar Kemal’den daha büyük bir insan yetiştiğini söyleyebilir? Ancak büyüklüğüne denk düzeyde basında işlenemedi. Hiç işlenmedi demiyoruz ama gündeme alınıp işlenmesinin yüz katına layık bir yazardı. Çünkü Türkiye'de ondan büyüğü yoktu. 

Yaşar Kemal’in Türkçe dilindeki büyüklüğü aynı zamanda bir paradoks ve trajediyi ortaya koymaktadır. Kürt soykırımının derinliğini ortaya koymaktadır. Kültürel soykırıma uğramış bir Kürt’ün en büyük dil ustası olması gerçekten de büyük bir trajedidir. 

Yaşar Kemal Adana’ya göç eden bir Kürt ailenin çocuğudur. Aile Vanlıdır. Kendisi Adana’da doğmuştur. Çukurova’nın bütün çelişkileri onu romancı yapmıştır. Yılmaz Güney de Urfa Siverek’ten Adana'ya göç etmiş Kürt bir ailenin çocuğudur. Belki Yılmaz Güney ve ailesi Kürtlüklerine daha yakındır. Ancak her iki dev adam da Türkiye'deki Kürt soykırımının büyüklüğünün simgeleridir. Biri sinemanın, biri romanın en büyüğüdür. Bunda tabii ki sosyal ve kültürel nedenler en büyük etkide bulunmuştur. Birincisi, Çukurova çelişkilerin en şiddetli olduğu yerdir. Özellikle Kürt emekçilerinin, kanının, emeğinin en çok emildiği yerdir. Bu dev adamların büyüdüğü dönemde Çukurova sömürüsü insanı isyan ettirircesine kaba ve yoğundur. Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney’i ortaya çıkaran temel sosyolojik durum budur. İkincisi de her iki büyük adam da soykırıma uğramış ve asimile edilmiş olsalar da Kürtlüklerinin farkına varmalarının getirdiği öfkeyi içlerinde bir volkan gibi taşımışlardır. Kültürel soykırıma uğrayıp, asimile olup bunun farkına varmak kadar öfke yaratan başka bir şey yoktur da diyebiliriz. Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney’de bunu görebiliyoruz. Bu büyük öfkeleri yaşamışlardı. Bu büyük öfkenin yarattığı büyük umutları yaşamışlardı ya da büyük umutları yaratacak vicdan insanları olmasalardı bu büyüklüklere ulaşamazlardı. Aslında Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney’i bir de bu yönüyle değerlendirmek ve ortaya koymak çok önemlidir. Belki de bu kişiliklerin ortaya koyulacak önemli yanları budur. Belki de  Kürtleri de Türkleri de bu gerçeklik çok iyi eğitebilir.

Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney, Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi'nin başarısını çok istemişlerdir. Her ikisinin de en büyük yürek yaraları Kürtleri özgür olarak görememeleridir. Yaşamlarını bu özgürlüğü görmeden yitirmeleridir.  


Yaşar Kemal'i ortaya çıkaran toplumsal gerçekliğidir

Yılmaz Güney, Kürt Özgürlük Hareketi'nin başlangıcını gördü ama sonrasındaki büyük gelişmeye şahit olamadı. Yaşar Kemal ise Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin büyük gelişimini, büyük Kürt devrimini gördü. Kürt kadınının bu büyük devrimin yüzü ve gücü olduğuna şahit oldu. Bundan çok mutlu oldu. Bundan dolayı bunu yaratan Önder Apo'ya büyük bir sevgi duydu, saygı besledi. Kendisi bizzat Önderliği gidip göremedi, ama “Gidin ona söyleyin, ben onu çok seviyorum” dedi. Öyle ya İnce Memed’in Çukurova ağaları ve beylerine yaptığı isyanı Kürt Halk Önderi bizzat zalimliğini gördüğü Türk devletine karşı yapmıştı. Hem de kendisini asimile eden Türk devletine karşı. Önder Apo Yaşar Kemal için İnce Memed’in Kürdistan coğrafyasında gerçekleşmesidir. Birisini kendisi yaratmıştı, diğerini bizzat toplum! Birisi soyuttu, birisi somut! Kürt Halk Önderi'ni en derinden seven ve anlayan Yaşar Kemal olmuştur. Yaşar Kemal, belki Önder Apo'yu açıktan sahiplenmemiştir ancak Kürt sorununun gündeme geldiği anlarda Türk devletine ve mevcut uygulamalarına öfkesini göstermesi, bu sevgisinin dışa vurumudur. 

Yaşar Kemal’i ortaya çıkaran esas etken onun yaşadığı toplumsal gerçekliğidir. Bir Kürt ailesi olarak Kürt sömürüsünün en yoğun ve en acı olduğu Çukurova’da yaşamışlardır. Kürt soykırımına uğratılması ile en ağır sömürüye tabii tutulmasının bilinci bu öfkeyi yaratmıştır. Bu öfke patlaması yazar olarak Yaşar Kemal’i, sinemacı olarak Yılmaz Güney’i ortaya çıkarmıştır. Neden başkaları değil de Çukurova’ya göç etmiş iki Kürt ailenin çocukları? Neden soykırım ve sömürüyü yakından hissetmiş Kürt ailelerin çocukları? Sanat ve edebiyat, toplumsal dinamizmin ve çelişkilerin en yoğun olduğu dönemlerde tarih sahnesine çıkıyorsa, bu büyük adamların Çukurova’dan ve Kürt aileleri içinden çıkması tesadüfi değildir. 

Bir dil ustası olarak Yaşar Kemal en fazla da Kürtçe üzerindeki yasaklara ve asimilasyona öfke duymuştur. Çünkü dil ustası olan, varlığı kullandığı Türkçe ile özdeşleşen Yaşar Kemal, bir dile yasak koymanın ne anlama geldiğini iyi bilendir. Herhalde ona “yazma” deselerdi, bunu elinden alsalardı, bu onun için en büyük işkence ve yıkım olurdu. Dolayısıyla Kürtçe üzerindeki asimilasyonun ne anlama geldiğini en iyi anlayan Yaşar Kemal’di. Bu nedenle asimilasyon ve dil üzerindeki yasaklar Yaşar Kemal’in en fazla öfke duyduğu konu olmuştur. Dil yasakları için kamera karşısında duyduğu büyük öfke patlaması hala hafızlarda canlıdır. İşte o an Yaşar Kemal’in gerçek duygularının ne olduğunu gösteren andır. 


Onların yarattığı kültür kazanacaktır 

Kuşkusuz Yaşar Kemal Türk dili ve edebiyatına hizmet etmiştir. Türkiye'ye en büyük hizmeti Yaşar Kemal yapmıştır. Çünkü tarihi olan çok doğru bir söz vardır: Bir Yunan filozofu, ''Türkülerin gücü her zaman yasaların gücünden yüksektir'' demiştir. Bu açıdan sanatçılar ve edebiyatçılar yasa yapanlardan çok daha değerlidir. Çünkü toplumları yaratanlar, güçlendirenler, yaşam gücü kazandıranlar yasa yapıcılar değildir. Sanat ve edebiyat yapanlar toplumun esas yaratıcılarıdır. Belki daha iyi anlaşılması için toplumu yaratan tanrılar gibi değerlendirilebilir. Çünkü onlar da toplumsal değerleri ve kültürü sürekli yeniden yaratanlardır.  

Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye'de Türk-Kürt kardeşliği Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney’de sembolleşen kültürle yaratılabilir. Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney kimliği ve zihniyetiyle Türkiye demokratikleşir ve Kürt sorunu çözülürse o zaman Türkiye'de gerçek anlamda birlik sağlanır. Bu zihniyet ve kültür dışında Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözülmesi mümkün değildir. Türkiye'de şovenist, kültürel soykırımcı bir zihniyet ve kültür vardır ama bunun yanında Yaşar Kemal ve Yılmaz Güneylerin yarattığı zihniyet ve kültür vardır. Zaten Türkiye'de bu iki kültür ve zihniyet çatışmaktadır.

Türkiye'de Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney zihniyeti ve onların yarattığı kültür mutlaka kazanacaktır. Kadir İnanır’ın ve birçok sanatçının Yılmaz Güney ve Yaşar Kemal’in izinde yürümek istemeleri buna örnektir. Zaten Türkiye'de iyi bir yazar ve sanatçı olmak ancak Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney geleneğine sahip çıkmakla mümkün olabilir. 

Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney’e hem Türkler hem de Kürtler borçludurlar. Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney zihniyeti ortak payda olursa Türkiye demokratikleşir ve Kürdistan özgürleşir. Bu açıdan Türkiye'de demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü nasıl olur sorusunun cevabı burada aranmalıdır. Zaten Kürt Halk Önderi de bu yaklaşımla demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü projesini sunmuştur. Böyle bir çözümün olabileceğine inanç Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney gerçeği tarafından güçlü kılınmaktadır.