“Kaza Değil Cinayet” belgeselinin yönetmeni Fatih Pınar, tarihe bir arşiv bıraktığını belirterek, “Bu cinayetler devletin, iktidarın, yargının, hükümetin ayıbı olarak her zaman tarihteki yerini bulacaktır” dedi.

MEHMET HALİT ÇETİNBAŞ / MA/İSTANBUL

Yönetmen Fatih Pınar, “Kaza Değil Cinayet” belgeseliyle 2008 yılından bu yana iş cinayetlerinde kaybettikleri yakınları için adalet mücadelesi veren Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin hikayelerini kayıt altına altı.

Pınar, 15 Kasım’da gösterimi yapılan belgeselin yapım sürecini ve ailelerin mücadelesini anlattı. Pınar, Norveç’in Bergen şehrinde üç yılda bir düzenlenen Bergen Assembly uluslararası sanat etkinliğinde Murat Deha Boduroğlu ve Banu Cennetoğlu’nun önerisi üzerine belgeselin yapımına başladığını belirterek, “Öneriden sonra bu belgeseli kimin yapması konusunda düşünürken beni tercih ettiler. İlk öneri onlardan geldi. Takip ettiğim bir meseleydi ki, ben de her ayın ilk Pazar günleri tutulan Vicdan ve Adalet Nöbetlerinde gazeteci olarak katılırdım. Olayın sürecini takip eden birisi olduğum için ve daha önceleri yaptığım işleri baz alarak kabul ettim ve yapım aşamasına geçtik” dedi.

 

Belgeseli senaryo olmadan çektik 

Belgesel çekimlerine 6 Ocak 2019’da gerçekleştirilen Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde başladığını aktaran Pınar, yapımı için önceden bir metin çerçevesinde senaryo yazmanın mümkün olmadığını ve deneyim gerektirdiğini söyledi. Çekimlerin Temmuz ayının sonuna kadar sürdüğü bilgisini veren Pınar, bu süreci şöyle anlattı: “Karar duruşması olan davalar vardı. Davalardan önce ve sonra ailelerle buluşup onların evlerine gittim. Röportajlar yaptım. Kolektif ve dayanışma ruhuyla verilen bir mücadele olduğu için, hiçbirini diğerinden daha fazla ön plana çıkarmamaya dikkat ettim.”

Çekimler doğal şekilde gerçekleşti 

Belgeselin yapımında çalışma arkadaşlarının büyük emekleri olduğunu söyleyen Pınar, “Adalet Arayan Aileler Destek Gönüllüsü olarak çalışma yürüten Eylem Can, bütün hikayeyi sesiyle yüzüyle birleştiren bir karakter oldu. Bu aile olmaz, bu aile olsun diye bir tercih sebebi olmadı. Kayıtlara müdahale edip şu konuşsun, bu konuşsun şeklinde asla bir müdahale olmadı. Denge kendiliğinden oluştu. Yani Davutpaşa’da eşini kaybeden bir aile, oğlunu kaybeden bir baba, anne, eş, kardeş üzerinden ele almış olduk” diye belirtti.

Belgesel Kozlu’da maden kazasında oğlunu kaybeden annenin, “Fındıklığa gömdüm ben oğlumu. Her gün mezarının önüne gidip onunla konuşuyorum. Hissediyorum ki, bana her seferinde, anne benim hakkımı ara” sözlerini dile getiren Pınar, “O annenin bu yaşadığını vermek, duyurmak gerekiyor. Kadının ağlamaklı halini göstermekten çok, geçen zamana rağmen her gün onunla konuşuyor olması ve oğlunun bu hissi verdiğini söylemek gerekiyor.

Çünkü ailelerin tam olarak aradığı şey bu. Bir haksızlık ve adaletsizlik var. Adaleti arıyorlar. Yası tutulmayan işçinin mücadelesi verilemez. Ama yası tutarken aynı zamanda bundan sonraki süreçte işçiler iş cinayetlerinde ölmesin istiyorlar. Kendi acısının yasını tutarken, bunu bir yere koyacak kadar sağduyulu olup, bundan sonraki insanlar için bir şey yapmaya çalışmak çok onurluca. Caydırıcı cezalar çıksın ki, sermaye sahipleri ve onlara hizmet eden devlet mekanizması, iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda gerekli önlemleri alabilsin. Önlemler alınsaydı işçilerin hiçbiri ölmeyebilirdi. Verilmek istenen mesaj bu” diye anlattı çektikleri belgeseli.

Birçok Avrupa ülkesinde gösterilecek

Belgeselin toplumsal anlamda karşılık bulacağına inandığını dile getiren Pınar, ailelerin “İş kazası değil cinayet” ısrarıyla belgesele “Kaza Değil Cinayet” adını verdiğini belirterek, “İş cinayeti kavramının literatüre girmesi gerekir. Bu süreçte yakınımdaki insanlardan bile iş cinayeti terimini hiç duymamış insanlarla karşılaştım. Dolayısıyla insanların böyle bir şeyden haberdar olmasını sağlayacağız. O yüzden sürekli daha fazla insana ulaşmaya çalışıyoruz” dedi.

15 Kasım’da Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde ilk gösterimi yapılan belgesel, Aralık ayında Hangi İnsan Hakları Film Festivali’nde, Ocak 2020’de Türkiye’deki İşçi Filmleri Festivali’nde, ardından Asya ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yayınlandıktan sonra internet üzerinde dolaşıma açık hale getirilecek.