7 Haziran 2015 genel seçimi, birçok açıdan kritik bir döneme işaret ediyor. Seçim sonuçları kimilerine göre umut verici ve sevindiriciyken kimileri ülkenin bir kriz dönemine girmesine sebep olacağına inanıyor. HDP’nin barajı aşması ve AKP’nin deyim yerindeyse ‘bedavadan 82 milletvekili’ alarak tek başına iktidar olmasını engelledi. HDP’ye barajı aştıran faktörler tanımlanırken farklı görüşlerin varlığına tanıklık ettik. HDP Eşbaşkanı Demirtaş’a göre HDP bu seçimde Türkiye partisi olduğunu ispatlamış oldu. Cuma Çiçek ise HDP’nin hem Türkiyelileşme ve Kürdistanileşme stratejisini önemli ölçüde başardığına vurgu yapıyordu. HDP kurulurken bütün toplumsal aidiyetleri aynı çatı altında bir araya getirerek, bu aidiyetler arasındaki tarihsel çatışma ve çelişkilerin ortak demokratik bir zeminde çözüme kavuşturulması ve etkili siyasi hamlelerle farklılıkları içinde barındıran yeni bir partinin toplumla bütünleşmesi öngörülüyordu. Siyasi farklılıklar bazen sancılı dönemler yaşatmış olsa da HDP, barajı aşarak önemli bir siyasi başarı elde etti. Hem ana akım Kürt siyasi hareketi daha geniş kitlelere ulaşabildi hem de neredeyse bütün etnik ve dini kimlikler meclise kendileri adına konuşacak temsilciler göndermiş oldu. Peki, HDP’nin barajı aşmış olması bundan sonrası için Türkiye ve Kuzey Kürdistan açısından ne ifade etmektedir?
Öncelikle Erdoğan’ın tartışmaya bile açmadığı dolayısıyla sınırları hakkında en ufak bir ipucu bulunmayan başkanlık sisteminin gerçekleşmesi ihtimalini çok büyük oranda ortadan kaldırdı. Partilerin belirli noktalarda uzlaşarak koalisyon hükümeti kurması gerektiği bir süreç yaşanıyor şu an. HDP’nin, AKP ile hiçbir koşul altında koalisyon kurmayacağını yinelemesi önemli birkaç noktaya işaret etmektedir. Birincisi HDP seçmenine verdiği sözü tutmuş, hem Erdoğan’ın başkanlık sistemine izin vermemiş hem de AKP’nin politikalarına destek vermeyeceğini ispatlamış oldu. Kendisine ilk kez oy veren seçmenin bu konudaki endişelerini de gidermiş oldu. İkincisi ise, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi, AKP ve HDP’nin “başkanlık sistemi-özerklik-Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü” çerçevesinde uzlaştığı iddiaları da asılsız çıkmış ve HDP’ye yönelik karalama kampanyalarının gerçek dışı olduğu ortaya çıkmış oldu. Öte yandan HDP’nin CHP ile koalisyon yapabileceğini dile getirmiş olması, Sırrı Süreyya Önder’in ‘MHP ile bile koalisyon kurulabilir’ ve Demirtaş’ın ‘MHP tabanı da artık çatışma ve savaş istemiyor’ demesi, HDP’nin üçlü bir koalisyona kapalı olmadığını göstermektedir. Bu, aslında siyasetin doğası gereği bazen en uzlaşmaz görünen tarafların da belirli noktalarda uzlaşmaya açık olabileceğini göstermektedir. Fakat MHP’nin, HDP’yi ve HDP’nin geliştirmeye çalıştığı toplumsal barışı terörize ederek ‘Türkiye’nin bölünmesi’ olarak nitelendirmesi HDP-CHP-MHP koalisyonunun düşük bir ihtimal olduğunu göstermektedir. Bu durumda seçim yinelenmezse, HDP önemli bir muhalefet partisi olarak ilkelerini ve siyasi görüşünü savunmaya devam edeceğini açıklamıştı.
Kuzey Kürdistan açısından ise bu seçim gerçekten de bir dönüm noktası oldu. HDP, Kuzey Kürdistan’da da etnik ve dini farklılıkları gözeterek çok renkli bir aday listesiyle çıktı seçmenin karşısına. Bu elbette çoğunluğu Sünni olan Kürtlerin, tarihsel olarak birlikte yaşadığı başka halklar ve inançlarla sağlam bir ittifak kurmasını beraberinde getirdi. Bu anlamda HDP farklılıkların belki de ilk kez birbirine bu kadar yakınlaşmasını ve kitlesel şekilde ortak hareket etmesini sağladı. İlk defa parlamenter çıkarılan illerin yanında milletvekilliğinin tamamını HDP’nin aldığı iller de oldu. Kürdistan’ın her bölgesinden partiler ve yurttaşlar HDP’ye destek mesajları yayınladı. Bazı Kürt siyasi çevrelerin, HDP’yi ‘Türkiyelileşme’ ve ‘Kürdistan’dan uzaklaşma’ argümanlarıyla eleştirmesi de böylece anlamını yitirmiş oldu. Çünkü ortaya çıkan tablo HDP’nin Kürdistan’da sahiplenildiği ve Abdullah Öcalan’ın ‘demokratik ulus’ inşasına dönük tarihi bir adımın atıldığına işaret ediyor. Öcalan’a göre demokratik ulus “kimlikleri ucu kapalı katı tanımlamalarla ele almayan esnek yapılanmasıyla toplumun her kesiminin etnik, dinsel, sınıfsal, cins ve grup birey kimlikleriyle eşit katılımını esas alır. Toplumdaki tüm farklılıkların kendini özgürce ifade etmesini ve örgütlemesini esas alır.”
HDP’nin bu anlamda ciddi bir mesafe kat ettiğini ve seçimlerden elde ettiği zaferle demokratik ulus inşasına katkı sunacağını kanıtlamış oldu.
Erdoğan ve AKP’nin aldığı tek yenilgi bu değil elbette. 6-7 Ekim Kobanê protestoları Erdoğan ve AKP’nin, HDP’ye karşı kullanabileceğini düşündüğü en önemli olaydı belki. AKP hükümetinden iki yıla yakındır lojistik destek aldığı videolarla, yazılı belgelerle ve birebir tanıklıklarla kanıtlanan IŞİD’in YPG, YPJ ve Burkan El-Fırat güçleri tarafından Girê Sipî’den (Tel Ebyad) çıkarılması da HDP’nin AKP karşısındaki siyasi başarısına önemli bir destek oldu. AKP’ye yakın bazı medya kanallarının ‘YPG Tel Ebyad’da katliam yapıyor’ veya ‘Tel Ebyad’da etnik temizlik’ diye haber yapması, IŞİD’in bu bölgeden çıkarılmasının AKP’nin 4 yıldır farklı radikal cihatçı grupların eliyle fiilen savaştığı Rojava karşısında ne kadar önemli bir kayıp verdiğini de göstermektedir.
Özetle, HDP Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de geliştirdiği siyasetle önemli bir hamleyi gerçekleştirirken Rojava’da yaşanan gelişmeler de hem Kürtlerin hem de demokratik parti ve kitlelerin Erdoğan ve AKP karşısındaki duruşunu daha da güçlendirmiştir. HDP, ilk kez ulaşabildiği bu kadar geniş kitlelerin toplumsal barışı gerçekleştirmesi için ön ayak olması mevcut siyasi sistem karşısındaki en büyük başarı olur. %13’lük temsiliyete sahip bir partinin meclisteki çalışmalarda yer alması önemli olsa da, halkla demokratik ulus esasına göre bütünleşmenin daha hızlı sonuç vereceğine inanıyorum. Bu yüzden HDP’nin özellikle yeni örgütlendiği bölgelerde toplumsal diyalog kurması, toplumsal barışın daha kısa sürede inşa edilmesine ve anti demokratik partileri, örgütleri ve kitleleri de demokratik bir dönüşüme mecbur edecektir.