12 Eylül 1980’de Askeri darbeyle TBMM’yi kapatarak, anayasayı askıya alan 17. Genelkurmay Başkanı ve 7. Cumhurbaşkanı olan Kenan Evren (1917-2015), atasının kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ni bile kapattı. Bu darbesinden dört buçuk ay sonra, yani 17 Ocak 1981 yılında Maraş’ta halka hitap etmekteydi. Anılarında şunları aktarır: Bildiğiniz gibi, 1978 yılının Aralık ayı sonlarına doğru Karamanmaraş’ta cereyan eden anarşik olaylarda bu şirin ilimizde 107 kadar kadın, kız, çocuk, genç, yaşlı vatandaşımız hayatlarını kaybetmiş, yüzlerce ev ve dükkan yakılmış, yıkılmış, şehir adeta bir savaş alanına dönmüştü. Halk henüz o facianın acısını unutmamıştı. Şimdi gelen huzur ve güven ortamı dolayısıyla, halk sevincini bizi büyük kalabalık halinde karşılamak ve tezahüratta bulunmakta gösterebiliyordu. Konuşmamın bazı pasajları şöyle idi: Aziz vatandaşlarım, Kahramanmaraşlılar!

Kurtuluş savaşımızda bu şehrin ayrı bir önem ve manası var. Kurtuluş savaşının ilk tohumları da burada atılmıştır (...) Bizim dinimizde mezhepçilik yoktur. En son din olan ve en iyi din olan dinimizi bize emanet eden Peygamberimiz mezhepçilik mi teslim etti? Sonradan gelenler bu mezhepçiliği çıkardılar. Eğer bir zaman sonra böyle mezheplere ayrılmış Müslüman kişilerin biribirilerinin gırtlağına sarılacaklarını bilselerdi, böyle bir şey olacağını, muhakkak ki Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye biribirileriyle ters düşmezlerdi. Ne bilsinler bir zaman gelecek de böyle olacak. Hepimiz bir Allaha inanıyoruz, bir peygamberimiz var. Aynı Kuran’ı kullanıyoruz, aynı Kuran’ın süreleriyle namaz kılıyoruz. O halde ayrılık neden? Hepimiz inancımızda hürüz. Onun için Atatürk laiklik ilkesini bu memlekete koydu (...) Türkiye’yi bölmek, parçalamak ve yutmak isteyenlerin işleridir. Bunu böyle bilesiniz! Türkiye’yi komünist teokratik, faşist bir rejime götürmek isteyenlerin işidir (...) Biz bölünmeyiz. Biz aldanmayız, bizler aynı millete mensup kardeşleriz, verilecek cevap budur!” (Kenan Evren’in Anıları, Cilt 2. Sayfa 210. Milliyet Yayınları, 1991).

Bu kısa pasajda Alevileri ilgilendiren en mühim husus, Evren’in “Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye” sıfatlarını kullanmısıdır. Arapça bir tanım olan “Hazreti” ya da “Hz.” yüceltme manasında kullanılmaktadır. Kutsal sayılan kimselerin adlarının başına getirilen bir ünvan olarak “Hazret” sıfatı, kişinin “yakınında ve yanında bulunmak” anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla tarihsel geleneklerinde Aleviler; zalim Muaviye’ye (602-680) “Hazret” sıfatını asla kullanmazlar. Fakat Evren‘in, 1978 de ortaklarıyla hazırlayıp sahneye koyduğu Maraş Kızılbaş Kürt Alevi katliamının arafesinde, yine Maraş’ta Alevileri rencide etmek için Muaviye ile Hz. Ali’yi (598-661) eşdeğer görüp, her ikisine de “Hazret” sıfatını kullanmıştır. 

M. Kemal, 1 Kasım 1922’de, Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı bir konuşmasında, yine Alevilerin lanetle andığı baba, kardeş ve yeğen katili olan Yavuz Sultan Selim (1470-1520) için; “Hazret” sıfatını kullanarak şunları dile getiriyordu; “Hazret-i Selim’in takriben beş asır sonra yaptığını eğer isteseydi Melikşah (1055-1092, e.y.) daha o zaman Bağdat’da yapmış olurdu...” diyor. Devlet geleneğinde; Batıni Alevilere karşı geliştirilmiş genetik bir ortak aklın yaşatıldığı anlaşılmaktadır. Zira birazdan göstereceğimiz gibi, Erdoğan da ; Yavuz’dan “ecdat” olarak sözetmekte ve Yavuz üzerinden Alevilere vurmaktadır.

Bununla birlikte, tekrar Evren’e dönecek olursak, Evren‘in; “Hepimiz bir Allaha inanıyoruz, bir peygamberimiz var. Aynı Kuran’ı kullanıyoruz, aynı Kuran’ın süreleriyle namaz kılıyoruz. O halde ayrılık neden?” tamlamalı sorusunun cevabı, son 30 yıldan beri gelişen Alevi örgütlülüğü içinde, maalesef halen bir karşılık bulamamıştır. Gerçekten de Evren’in dediği gibi Aleviler; kendilerini asırlardan beri katledenlerle aynı Kuran’a inanıyor ve aynı Kuran sureleriyle namaz kılıyorlar mı? Ne yazık ki bu temel sorunun cevabını, yine Erdoğan dillendiriyor. Almanya’nın Karlsruhe kentinde (10.05.15) düzenlenen “Gençlik Buluşması” etkinliğinde Recep Tayyip Erdoğan; son bir kez daha bu konuyu gündeme getirerek “Yavuz Sultan Selim Köprüsü bile onları rahatsız etti. Avrupa’da da Ali’siz Alevilik’ten bahsediyorlar. Eğer Alevilik Hz. Ali’yi sevmek ise benden daha Alevisi olamaz. Ancak Alevilik bir dinse Tayyip Erdoğan orada yok!” demektedir. Burada üzerinde tartışılması gerekenen önemli nokta, Aleviliğin ayrı bir din, inanç olup olmadığı konusudur. Bütün Alevi örgütleri, işi sağından solundan didiklememeli, doğrudan Erdoğan‘a bir cevap vermelidirler. Evet soru ortadadır; “Alevilik ayrı bir din, inanç mıdır?”