Sosyal edebiyatta örümcek “sanatçı” bir karakterdir. Ördüğü ağlardaki simetrik ve bazen asimetrik estetik muazzam bir mühendislik ve mimarlık yeteneğinin ürünüdür, ki “sanatçı karakter” olması bundan kaynaklanır; doğrudur. Bilimsel olarak incelendiğinde de örgü sistemi içindeki ayrıntılar neredeyse bu canlının içgüdüsel üstün zekaya sahip olduğunu düşündürür, şaşılacak derecede akılcı ayrıntılar vardır.
Ancak örümcekteki bu yetenek, yaşam ideolojisi bakımından olabildiğince acımasız bir amaca hizmet eder, ne ağ göründüğü gibi zararsız bir güzelliktir ne de inşa mühendisliğindeki amaç sadece barınma ve yaşam alanı niteliğindedir; derinlerde dehşet verici aç gözlü bir tuzak vardır, insanı hatırlatır.
Zaten yaban yaşam sistemleri ile insan yaşam sistemleri birbirine benzer; örneğin bir kaç saldırgan tür dışında karınca yaşam sistemleri komünal ve barışçıldır, arılar da öyledir; keza otçul türlerin çoğu İskandinav ve Singapur halkları kadar barışçıldır, dünyanın ihtiyacı olandır.
Öte yandan etçil canlıların tamamına yakını saldırgan ve savaşçıdır; sistemler av ve avcı geleneği üzerine kuruludur; bu sistemlerde ya avsındır ya avcı, üçüncü yol yoktur. Fakat bu sistemlerdeki avcılık geleneği çoğunlukla ihtiyaç ölçüsündedir, örneğin bir jaguar beslenme ihtiyacından fazlasını avlamaz, bir yılan da öyledir, tilki de.
Örümcek öyle değildir, örümcek yaşam sistemleri tamamen faşizandır; ördükleri ağlardaki ipeksi ipliğin üzerine noktalar halinde bıraktıkları çekim gücü de olan kimyasal yapışkan gereğinden onlarca fazla canlının ağa takılmasına neden olur ve ağa takılan canlılar saatlerce bazen günlerce acı çekerek ölür. Ağa takılanların genellikle yarısı örümceğin beslenmesi için ihtiyacı olandan fazladır, yani bu canlıların çoğu doğal seleksiyon geleneği dışında, örümceğin faşizan ve açgözlü yaşam ideolojisi nedeniyle ölür.
Bu sistem, aslında örümceğin kurduğu faşist yaşam siteminin en hafif yanıdır, daha da ağır ve beter olanı; ya yavru örümcekler anneyi yer ya da anne yavru örümcekleri. Sistem şöyledir: Döllenme dişi örümceğin karnında gerçekleşir, yumurtalar belirginleştikten sonra dişi örümcek karnındaki yüzlerce yumurtayı ağzından çıkarıp muazzam bir mühendislik yeteneğiyle ipeksi ipinden ördüğü torbaya koyar ve torbayı bir ay boyunca ölümü pahasına ağzıyla sabit tutar, ne yemek için kımıldar ne su için.
Güçsüz dişi örümcekler genellikle yavruların yumurtadan çıkmasından kısa süre önce ölür ve yavrular yumurtadan çıkar çıkmaz annelerini yer. Eğer anne ölmemişse, yüzlerce yavruyu yaklaşık bir hafta sırtında taşır, sonra yavruların uzaklaşması gerekir. Eğer süre dolduğunda yavrular uzaklaşmamışsa anne yavruları yemeye başlar.
Bu dehşet verici sistemde en acımasız tür beyaz örümcektir. Ve beyaz anne örümcek, genellikle uzaklaşma süreci başlamadan yavrularını yemeye koyulur, sadece zamanından önce uzaklaşmış olanlar ile şanslı olanlar kurtulur.
Neresinden bakarsanız bakın bu aile içi faşizan ve vahşi sistemde yaşayabilmenin sadece iki yolu vardır; annenin kuluçka sürecine dayanabilecek ölçüde güçlü olması, yavruların zamanında anneden uzaklaşması, başka yol yok.
Bu aile içi faşist döngü, bir zihniyet, bir yaşam güdüsü ve bir fıtrat olarak kaçınılmaz süreklilikte devam edip gidiyor, belki binlerce belki milyonlarca yıl içinde evrimsel bir dönüşümle değişebilir ama çağımızda ömrümceğin varoluş sistemi bu.
Peki ya örümceğin ağına ama ille de en acımsız olan beyaz örümceğin ağına takılmamanın yolu yok mu?
Bir kaç yol var: Bunlardan biri, ağa takılma potansiyeli taşıyan canlıların içgüdüsel öngörü ve savunma yeteneğine sahip olmaları, belki biri şanslı olmaları, biri de yaz musonu rüzgarları. İlk iki olasılık hesaplandığında, bir örümcek ağının olduğu bölgede yaşayan potansiyel canlıların fazla şansı yok. Çünkü çoğunun avcıya, pusuya ve tuzağa karşı yaşam yetenekleri gelişkin değil. Öte yandan; örümceğin baharda ördüğü ağ sonbahara kadar sağlam kalabilir, genellikle de kalır ve sadece sonbaharda sert rüzgarların veya yağmurun etkisiyle yok olur, ki bu süre içinde tek bir ağa bile onlarca canlı takılıp acı içinde ölür.
Çoğu sadece bir yaz boyunca yaşayabilen örümceğin avı konumundaki canların yazı yaşayabilmeleri için tamamen mucizevi bir sürprize ihtiyaçları vardır; yaz musonu rüzgarları. Ki bu rüzgarlar yazın ortasında aniden doğan ve güneydoğudan kuzeye ve kuzeybatıya esen sert rüzgarlardır. Ve hiçbir örümcek türünün ağı yaz musonu rüzgarlarına karşı dayanma yeteneğine sahip değildir.
Örümceğin açgözlü faşizan tuzağına karşı korumasız olan canlıların şans dışında tek kurtuluş yolu budur; yaz musonu rüzgarları.
Şimdi biz, faşist beyaz örümceğin ağına en çok takılan kelebekler gibi, yaz musonu rüzgarlarını bekliyoruz.
O rüzgarlar esecek, esmeli.
***
1992’de başladığım özgür basın ailesinin duvarlarındaki yazılarıma on yıl önce ara vermiştim. Şimdi yeniden, on yıl boyunca biriktirdiklerimle “büyük ailem”in batı duvarına bi’şeyler yazmaya çalışacağım. İki haftada bir perşembe günleri buradayım.