YEK-KOM, geçen pazar günü 20. Kongresini gerçekleştirdi. Değişim-dönüşüm, yeniden yapılanma ve demokratik ulusu inşa etme temelinde gerçekleştirdiği ve yaklaşık bin delegenin katıldığı kongre büyük bir çoşkuyla sonuçlandı.

“Değişim”, kongreye katılan delegelerin de temel istemi olarak dile gelmiştir. 90’lı yıllardan bu yana geliştirdiği ve inşa ettiği örgütsel çalışmanın artık günümüz koşullarına yanıt vermediğini vurgulayan YEK-KOM Eşbaşkanı Yüksel Koç, açılış konuşmasında “değişmek-dönüşmek ve demokratik ulus ekseninde kendimizi yeniden örgütlemek zorundayız” derken, diğer Eşbaşkan Hamide Akbayır, “Kürtlerin 30 yıllık mücadelesini daha güçlü ve yenilmez kılmak için kendimizi değiştiriyoruz” diyerek, yeniden yapılanma konusunda kararlı duruşlarını ortaya koymuştur.
Gerçekten de başta yöneticiler olmak üzere hemen hemen tüm delegeler değişim ve dönüşümden, yeniden yapılanma ve demokratik ulusu inşa etmeden bahsettiler.
Kongrede yapılan konuşmalardan, değerlendirme ve alınan kararlardan ortaya şu sonuçlar çıkmıştır:
Birincisi; 90’lı yılların paradigmasına göre örgütlenen ve kurumsal çalışmalarını bu yılların politik ve sosyal yapısına uygun bir biçimde düzeneyen Kürtler, 2000’lı yıllara göre örgütleme ve bu yılların koşullarına göre kendini yeniden düzenleme ihtiyacını duymuşlardır. Objektif koşullar, kendisiyle birlikte subjektif koşulların değişimini de getirmiştir. Bu her iki değişim ihtiyacı örgütsel ve kurumsal dönüşümü de zorunlu kılmıştır.
İkincisi; Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan savaş koşullarına göre şekillenen, biçim alan ve buna göre öz kazanan örgütsel ve kurumsal çalışmalar artık bir ihtiyaç olmaktan çıkmıştır. Barış ve demokratik siyaset ekseninde gelişen sürece uygun olarak yeniden yapılanma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Barışın ve siyasetin, demokratik ve uzlaşmacı mücadele yönetiminin hakim olduğu bu süreçte, Kürtler genelde Avrupa’da, özelde ise Almanya’da tüm kurum, örgütleme ve çalışma alanlarını daha demokratik, yasal ve daha esnek bir örgütleme gereğini duymuşlardır.
Üçüncüsü; Eski şartlara göre örgütlenen Kürtler oldukça dağınık ve parçalı bir kurumsal ve örgütsel model oluşturmuşlardır. Bu model artık Kürtlerin çalışmalarına yanıt veremeyecek kadar dağınık ve parçalıdır. Bu durum hem sonuç almayı, hem de irade bütünselliğini oluşturmayı engellemiştir. Gelinen aşamada tüm kurumların tek çatı altında birleşme, varolan birlik ve inanç gruplarının ortak noktada buluşma ve aynı potada “erime” ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Dördüncüsü; 90’lı yıllarda demokratik siyasetin, Kürt Özgürlük mücadelesinin temelini oluşturan dernek çalışması artık dar ve yetersiz gelmektedir. Tüm çalışmaların bu dar mekana sığdırılması demokratik mücadelesini de daraltan ve gerileten bir durumu arz ettiğini düşünen Kürtler, gelinen aşamada yeni örgütleme biçimine ihtiyaç duymuşlardır. Daha kapsamlı ve tüm çalışmaları bağrında taşıyacak olan Demokratik Toplum Merkezleri adı altında çalışmalarını sürdürecek, tüm kurum, meclis ve birlikler bu merkezlerde yer alacaktır.
Beşincisi; geçmişte oluşturulan ve daha çok tekçi, ulus-devletçi zihniyete göre inşa edilen örgütleme biçiminden, Demokratik ulus’a uygun bir örgütleme biçimine geçilmesi kaçınılmaz olmuştur. Tüm kurumların, inanç birliklerinin, kadın ve gençlik çalışmalarının ortak platformu ve ortak kararlaşma iradesi olarak yeniden inşa çalışması günümüz koşullarının bir gereğidir.
Altıncısı; Geçmişte yaşanan bazı provokatif olaylar nedeniyle Kürtler kriminalleştirme sürecine alınmış, daha sonraki yıllarda neredeyse tüm kurumları izlenir ve “sakıncalı” olarak görülmüştür. Bu, daha çok savaş siyasetinin hakim olduğu dönemlerde gündeme gelen bir yaklaşım olmuştur. Ancak gelinen aşamada Almanya hükümetinin bu siyasetini değiştirmesi gerektiğine inanan Kürtler, kendilerini de değiştirme gereğine inanmaktadırlar. Sivil toplum örgütleriyle, hükümet ve tek tek şahsiyetlerle geliştirilecek yeni ilişkiler demokratik toplum ve demokratik siyaseti daha da geliştirip dostluk ilişkilerini derinleştirecektir.
Yedincisi; Almanya’da yaşayan Kürtler kendilerini değiştirirken, kurumlarını yeniden yapılandırırken, demokratik ulus perspektifine göre kendini inşa ederken, YEK-KOM adını da değiştirmiştir. Yekitiya Komalan anlamına gelen YEK-KOM’u, “Navenda Meclisen Demokratika Kurden Li Almanya” anlamına gelen NAV-DEM olarak değiştirmiştir.
Kürt halkının ve demokratik devrimin geldiği noktada, Almanya’da yaşayan Kürt halkının ve dostlarının politik, örgütsel, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarına yanıt verebilecek bir örgütlenmeye giriş yapılmış, adım atılmıştır. Sıra, uzun yılların tecrübesiyle bu yeni örgütlemeyi pratikleştirecek bir çalışmaya gelmiştir.