
MAXİME AZADİ
Yemen’de iki yılı aşkın bir süredir, uluslararası güçlerin gizlemeye çalıştığı ağır bir savaş yürüyor. Bu savaş, beraberinde açlık, kıtlık ve salgın hastalıklara yol açtı. Ülkenin alt yapısı çökertildi.
Antik çağlarda Saba Krallığı’na bağlı olan Yemen, 1990’da mevcut ulus-devlet yapısına kavuştu. Resmi adı Yemen Cumhuriyeti. Bu genç, ama köklü bir uygarlığa sahip ülkede son savaş, görünürde aşiretsel ve mezhepsel bir çatışma ile başladı. Ancak kısa sürede bölgesel bir soruna dönüştü. İki büyük komşu savaşa dahil savaşa dahil oldu.
Yemen bölgesel rakipler olan Suudi Arabistan ve İran’ın nüfuz savaşının yürütüldüğü bir savaş alanı oldu. Uluslararası güçler de çıkarları doğrultusunda saflarını belirledi. ABD, Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nu destekliyor. Mevcut durumda, uluslararası insani örgütler Yemen’de dünyanın en ağır insani krizlerinden birinin yaşandığını belirtiyor.
Savaş nasıl başladı?
Yıl 2004. Ülkenin kuzeyinde, Suudi Arabistan ile sınır olan Saada vilayetinde Şii Zeydiler merkezi Sana hükümetiyle çatışmaya girdi. Yemen, Sünni çoğunluğun hakim olduğu bir ülke. Ancak güçlü bir Şii topluluk da var. Nüfusun yüzde 40’ını oluşturan Şiiler, siyasi ve ekonomik yaşamdan dışlandıkları tepkisinde bulunuyorlardı. Sonra, çatışmalar başladı. Polis onlarca eylemciyi öldürdü, yüzlercesini gözaltına aldı. Husi isyanına adını veren Hüseyin Bedreddin El Husi, Eylül 2004 tarihinde Yemen güçleri tarafından öldürüldü. İsyanın liderinin öldürülmesi çatışmaların şiddetlenmesine ve yayılmasına yol açtı.
Beş yıl sonra, yani 2009’da çatışmalar daha da büyüdü. İsyancılar, başta Suudi Arabistan ile olan sınır boyu olmak üzere alan kazandılar. Çatışmalarda her iki taraftan da çok sayıda kişi öldü.
Suudi Arabistan ordusu da Yemen’deki ilk hava saldırısını bu tarihte yaptı. Tepkilerin hedefinde bu kez İran vardı. İran, isyancılara silah vermekle suçlanıyordu.
Gerilim henüz yatışmamışken, bu kez Arap Baharı denilen süreç başladı. Halk isyanlarının fitili Tunus’ta yakılmıştı. Yıl 2011’di. Tunus ve Mısır’da bir sonuca giden bu ayaklanmalar, Yemen’de de etkisini gösterdi. Bir dizi halk eylemleri gerçekleşti. Husi isyancıları da, öğrencilerin başlattığı eylemlere katıldı.
El Kaide nüfuzunu arttırdı
Dönemin Cumhurbaşkanı Ali Abdallah Saleh, genel seçim ve Anayasal reform sözü verdi ancak eylemleri yatışmadı. Sonra, eylemler kanlı bir şekilde bastırıldı. Bunun üzerine ABD ve Körfez ülkeleri, Cumhurbaşkanı Salih’in iktidarı terk etmesini hedefleyen müzakereler için müdahalede bulundu. Bir geçiş hükümeti anlaşması çerçevesinde Salih, iktidarı bırakmayı kabul etti. Karşılığında dokunulmazlık aldı. 2012’nin başında yapılan seçimlerde Abd Rabbu Mansur Hadi, ülkenin başına geçti.
Bu çatışmalar, El Kaide için de uygun bir zemin yarattı. El Kaide’nin Arap Yarımadası kolu, bu fırsatla bölgesel nüfuzunu arttırdı.
Husiler otonom bölge istiyor
2014’ün başında, ulusal diyalogla görevlendirilen kurum, altı vilayetten oluşan bir federal devlet önerdi. Bu proje, Zeydiliğin kalesi olan Saada vilayetinin güneyde daha geniş bir yapı içerisine alınmasını öngörüyordu. Ancak Husiler bu projeyi reddetti. Husiler, kendilerine ait otonom bir bölge ve denize erişim talep ediyorlardı. 2014’ün yazından itibaren Husiler operasyon başlattı ve etki alanını genişletti. Eylül ayında başkent Sana’ya giren Husiler, Ocak 2015’te Cumhurbaşkanlığı sarayını kuşattı. Mart ayında daha güneyde, ülkenin üçüncü büyük kenti olan Taiz de Husilerin kontrolüne geçti.
Husilerin denetimindeki alanlar genişleyince savaşın boyutları da değişti. Mart 2015’te Cumhurbaşkanı Hadi Aden’e kaçtı, daha sonra da Suudi Arabistan’a sığındı. 25 Mart gecesi Suudilerin başını çektiği ve ABD’nin de desteklediği Arap Koalisyonu, Sana’daki Cumhurbaşkanlığı sarayı, uluslararası havaalanı, bir askeri üs ve isyancıların siyasi bürosunu bombaladı. İran Cumhurbaşkanı, bu askeri saldırıyı kınadı ve tehlikeli bir girişim olduğunu söyledi.
İki yılda 10 bin insan öldü
Arap Koalisyonu’nun müdahalesiyle birlikte savaş derinleşti. Ağır suçlar işlendi. Ülke yıkımın eşiğine getirildi. Yemen bugün “unutulmuş bir savaş” olarak tanımlanıyor.
İki yılı aşkın bir süredir devam eden bombardımanlar ve çatışmalarda 10 bini aşkın kişi hayatını kaybetti, 50 bin dolayında kişi de yaralandı. Kurbanların çoğu sivillerden oluşuyor. Arap Koalisyonu bir çok kez sivilleri hedef almak ve savaş suçu işlemekle suçlandı.
2015’in sonunda bir düğün törenini hedef alan bombardımanda en az 131 kişi hayatını kaybetti. Aralarında kadın ve çocuklar da vardı. Ekim 2016’da, bu kez bir cenaze töreni hedef alındı. Arap Koalisyonu’nun bu saldırısında 140’ı aşkın kişi hayatını kaybetti.
Dünyanın en ağır krizini yaşıyor
Yemen bugün dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yaşıyor. Bu kriz, savaşın doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktı. BM’ye göre 14 milyon kişi beslenme güvenliği sorunu yaşıyor. Bazı vilayetlerde nüfusun yüzde 70’inden fazlası açlıkla mücadele ediyor. Çocuklar bu kıtlığın birinci mağdurları oluyorlar.
Sağlık sisteminin harabeye dönüştüğü ülkede, savaş ve açlığa salgın hastalıklar da eklendi. Sadece bu yılın Nisan ayından bu yana 1900’ü aşkın kişi kolera salgınından dolayı hayatını kaybetti.
Yemen savaşının kodları
Ortadoğu’nun en yoksul ülkesi olan Yemen, sağlık sisteminin yanısıra çok sayıda okul, fabrika ve yol da imha edildi. Suudi Arabistan, başlattığı bu yoğun bombardımanla Hadi’yi ülkenin başına yeniden getirmeyi ve Husi etkisini kırmayı amaçlıyor.
Medyanın genellikle görmezden geldiği, karmaşık bir savaş yaşanıyor.
Savaş daha çok Husileri destekleyen İran ile Hadi’yi destekleyen Suudi Arabistan arasındaki rekabetle özetleniyor. Her ülke Ortadoğu ölçeğinde gücünü güvenceye almak istiyor. Yemen nüfusu da bu rekabetin bedelini ödüyor.
Ancak, bu kısa özet Yemen’de yaşananları anlatmak için yetersiz kalıyor. Zira İran’ın bölgedeki etkisi marjinal olarak ifade ediliyor. Savaşı anlatabilmek için Yemenli elitler arasındaki rekabeti de görmek gerekiyor. Suudi Arabistan ve İran’ın müdahaleleri dursa bile bunun şiddeti durdurmak için yeterli olmasından kuşku duyuluyor.
Diktatörlüğün mirası
Bu savaş her şeyden önce bir diktatörlükten miras kaldı. Ali Abdallah Saleh, iktidardan düşürülmeden önce 33 yıl boyunca devletin başında kaldı. Toplumu daha yönetmek ve iktidarı tekeline almak için parçalara böldü. Ülkenin kuzey ve güney bölgeleri bu nedenle rejime karşı harekete geçti. Toplumdaki kutuplaşmanın artması, ulusal aidiyet duygusunun da kırılganlaşmasına neden oldu. Bununla birlikte ekonomik başarısızlık ve yaygın yolsuzluklar, güvensizliğin derinleşmesine ve özellikle aşiretler arasında çatışmaların artmasına yol açtı.
2011’de Saleh’in iktidardan düşmesine yol açan “Yemen Baharı”nın başarısızlığı da bu savaşın nedenlerinden biri olarak önem kazanıyor. Yemen halkı diktatörlüğe karşı çıktı, barışçıl eylemler gerçekleştirdi.
Yeniden hatırlatmak gerekirse, sonuçta Saleh iktidarı, Cumhurbaşkanı yardımcısı Hadi’ye devretmeyi kabul etti. Karşılığında dokunulmazlık aldı ve Yemen’de ve partisinin başında kalmaya devam etti. Hadi’nin farklı bölgeler arasında kaynakları dengeli dağıtması gerekiyor ve yeni bir Anayasa yazması gerekiyordu. Ancak ekonomik bir perspektif yoktu ve yolsuzluk devam ediyordu. Dahası, Saleh kulislerde iktidarı sabote etmek için faaliyetlerini sürdürüyordu. Bu çerçevede, Saleh ile Husiler arasında başkent Sana’nın kontrol altına alınması için ittifak geliştirildi.
Batının yasaklı silahları
Yemen’de kullanıldı
Savaşın bu kadar sürmesinin diğer bir nedeni de, batılı hükümetlerin savaşı durdurmak için ciddi bir girişimde bulunmaması ile izah ediliyor. Batılı iktidarların özellikle Suudi Arabistan ve Arap Koalisyonu’ndaki ülkelerle olan yoğun ilişkileri bu savaşın utanç verici sonuca yola açtı. ABD, Fransa ve Birleşik Krallık’ın Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle büyük silah anlaşmaları var. Batılı ülkelerin sattığı, misket bombaları gibi yasaklı silahlar Yemen’de kullanıldı. Batılı hükümetler, Arap Koalisyonu’nun işlediği suçları eleştirebilecek kapasiteyi dahi gösteremiyorlar.
Yemen halkı bugün, çıkar ilişkileri, bölgesel güçlerin rekabeti ve yerel aktörlerin gerçek bir perspektiften uzak olmasını bedelini ağır bir şekilde ödüyor. Benzeri görülmemiş bir insani kriz yaşanıyor. Savaşın aktörlerinin karakterine, izlediği politikalara ve bölgesel hesaplarına bakıldığında, bu savaşın neden “unutulmuş savaş” olduğunu da anlamak daha anlaşılır hale geliyor.
Rakamlarla Yemen Savaşı
İç savaş, kıtlık ve kolera
* Birleşmiş Milletler’in son verilerine göre Yemen’de 17 milyon insan, yani nüfusun yarısı açlık tehlikesi altında. 500 bin çocuk ağır beslenme sorunu yaşıyor. 2.2 milyon çocuk da sürekli yetersiz besleniyor.
* Yemen, dünyanın en büyük kolera salgını ile karşı karşıya. BM’ye göre her gün çoğunluğu çocuk ve yaşlı, 5 bin civarında Yemenli hastalığa yakalanıyor.
* 27 Nisan 2017 tarihinde yapılan son açıklamaya göre 372,900 kolera vakası kayda geçirildi.
* Suudi Arabistan’ın insanları açlığa mahkum eden kasıtlı bir bombardıman stratejisi izliyor. Savaşın ilk evresinde bombardımandan sonuç almayan Suudiler taktik değiştirerek; son bir yılda, gıda üretim tesisleri, tarımsal ve hayvansal çiftlikler, gıda depoları, pazar yerleri, su tesisleri, gıda kamyonlarını bombaladı.
* Yemenlilerin yaşam damarlarını yok etmek isteyen Suudiler bu süreçte, en az 500 tarımsal alanı bombalandı.
* BM İnsani İşler Koordinasyon’una göre 2 milyon kişinin hayatını devam ettirebilmek için gıda yardımına ihtiyacı var.
* Çocuklar arasında yetersiz beslenenlerin oranı bir yılda yüzde 70 civarında arttı.
* Yıkımın eşiği altındaki ülkede her 10 dakikada bir çocuğun önlenebilir nedenlerden ötürü yaşamını yitiriyor.
* Savaşın yıkımı ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun liman ambargosu ve uçuşa yasak bölge uygulaması ülkedeki ilaç sıkıntısını artırdı.
* Yine yurtdışında tedavi görmesi gereken 20 bin hastanın bu imkandan mahrum bırakıldığını açıkladı.
2 bin tarihi eser kül oldu
* Yemen Müzeler ve Anıtlar Genel Müdürü Muhannid el Siyani, 2 yıldır süren savaş sırasında ülkede 2 binden fazla kültürel ve tarihi yer ile onlarca müzenin yıkıldığını belirtti.
* Geçmişi 2500 yılı bulan Eski Sana Kenti ve Marib’in yanı sıra Saada, El Cavf ve Zabid kentlerinde yüzlerce tarihi bina bombardımandan nasibini aldı.
* Dünyanın en eski barajı olarak tanınan Saba Krallığı’ndan kalma Büyük Marib Barajı, Sirvah’da Mukah tapınağı gibi antik eserler, Zemar’daki müze, Taiz’de tarihi el yazmalarının saklandığı müze, Hadramut Krallığı’nın başkenti Şibam’daki tarihi eserler Suudilerin bombardımanına hedef oldu.