Türkiye’nin gündeminde uzun süredir yeni anayasa konusu var. Aslında var mı yoksa var gibi mi yapılıyor ayrı bir tartışma konusu. 12 Haziran seçimleri akşamı Erdoğan beklenen balkon konuşmasını yapmıştı. Bu konuşmanın protokol gereği niteliğindeki kısmını çıkarırsak özü önemliydi. Erdoğan “Ülkenin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine kadar her vatandaşın “Benim anayasam” diyebileceği bir anayasa yapacağız” diyordu. Aradan altı aydan fazla zaman geçti. Yeni anayasa konusunda hiç bir ciddi adım atılmadı. TBMM başkanı Çiçek Anayasa konusundaki ilgisizlikten yakınıyor ve “iki üniversite hariç 163 üniversiteden hiç bir görüş gelmedi” diyor. Her vatandaşı anayasa konusunda görüş bildirmeye çağırıyor. Siz BDP anayasa komisyonu üyesi Prof. Büşra Ersanlı’yı terörist diye zindana atarsanız size kim görüş bildirir?
Yeni anayasa konusu çok önemlidir. Her vatandaşın anayasası olacaksa her vatandaşım özgürce görüşünü açıklayabilmesi ve demokratik bir ortamda referanduma gidilmesi gerekir. Türkiye’nin içinde bulunduğu özel durum nedeniyle en başta Kürtler olmak üzere tüm ezilenlerin ve emekçilerin istemlerini-görüşlerini açıkça dile getirebilmeleri gerekir. TBMM ve hükümet bu demokratik ortamı sağlamakla sorumludur.
Oysa süreç tam tersine işletilmektedir. 12 Haziran seçimlerinde halkın seçtiği vekiller hala zindanlarda tutulurken Kürt özgürlük hareketini susturmak için KCK adı altında hukuk dışı bir operasyon furyası sürdürülmektedir. Halkın seçtiği bir çok belediye başkanı, belediye encümeni ve il genel meclisi üyesi, BDP ve DTK yöneticisi tutuklanmıştır. Öcalan’ın avukatlarından sonra özgür basın mensupları da hukuk dışı baskınlarla tutuklanmıştır. Operasyonlar halen sürmektedir. Böyle uğursuz haberleri savcılardan önce veren yandaş medyaya göre bazı milletvekilleri de tutuklanacaktır. Zaten bir hukuk garabeti olarak Ahmet Türk, Leyla Zana milletvekili seçilebilmiş ama siyasi yasaklı diye BDP üyesi olamamış dolayısıyla BDP grubuna girememişlerdir. Bir milletvekili siyaset yapmayıp da ne yapacak?
KCK operasyonları hızla sürerken legal sol siyasetçilere, aydınlara, yazarlara karşı da bir tutuklama furyası başlatılmıştır.  Devrimci Karargah operasyonu altında sürdürülen operasyonlarla tüm sol ve demokrat sesler susturulmak istenmektedir. AKP iktidarı yeni anayasa derken bu konuda kendisine engel olacak hiç kimseyi bırakmamakta, bir anlamda kendisi için yol temizliği yapmaktadır. Ama temizlenen yol demokrasinin değil, diktanın ve faşizmin yoludur. AKP “her vatandaşın benim anayasam diyeceği bir anayasa” değil bütün muhalifleri ezeceği bir faşizmin tüzüğünü-nizamnamesini hazırlamaktadır. Bu durumda yapılan yeni bir anayasa değil, 12 Eylül faşist kışla nizamnamesinin allanıp pullanması olur. Zaten AKP iktidarının 12 Eylül faşist nizamnamesine bir itirazı da yoktur. AKP bu anayasanın hangi maddesine karşı çıkıyor?
“Değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” denilen  ilk üç maddesine mi?
Yüzde 10 barajına mı?
MGK’ye mi, RTÜK’e mi, YÖK’e mi, Özel yetkili savcı ve mahkemelere mi, HSYK’ye mi? Atatürk Dil-Tarih kurumuna mı?
AKP bir zamanlar karşı çıkar göründüğü bütün faşist kurumları ele geçirince, bu kurumlara 12 Eylül faşistlerinden daha çok sahip çıkar hale gelmiştir. Açıktır ki AKP bütün faşist kurumlarla bütünleşerek kendi faşist diktasını kurmaktadır. Artık hak hukuk bitmiştir. Yandaş medyanın kışkırtmaları-yalanları ve özel yetkili savcının kararıyla herkesin hayatı karartılabilir. Ne zaman mahkemeye çıkacağı belli olmamak üzere zindana atılabilir. Zindanlarda her türlü işkence yapılabilir ve ölebilir.
Bu faşizm değil de nedir? AKP elde kalmış hukuk kırıntılarını da silip süpürmüştür. Bir gün kendilerinin de hukuka ihtiyacı olabileceğini hiç düşünmeden...
Türkiye’de sol ve demokratlar geçmişte faşizm konusunu çok tartıştı. Bugün de AKP faşizmini doğru değerlendirmek ve tartışmak zorundadır. Bu süreç yeni demokratik bir anayasa süreci değil yeni bir faşizmin, AKP faşizminin kurumlaşması sürecidir. Buna karşı tüm emek-demokrasi ve özgürlük güçleri birleşerek tüm güçleriyle direnmek ve kazanmak zorundadır. Bugüne kadar AKP’ye destek olan, AKP’ye umut bağlayan liberaller de artık aklını başına toplamalı gerçekten liberallerse bu faşist diktaya dur demelidirler. Yoksa AKP faşizminin kuyruğu-kuyrukçusu olarak tarihe geçecekler ve AKP ile birlikte tarihin çöplüğüne atılacaklardır.