İktidardaki AKP Hükümeti, TBMM’nin yeni bir anayasa yapması için kolları sıvadığını görüyoruz. İlk aşamada tüm partilerden anayasa değişiklik komisyonunda görev alacak vekillerin isimlerin belirlenmesi istendi. Barolar, sendikalar, sanayici ve iş adamları dernekleri, odalardan, dini cemaatler, vakıf ve dernekler ve de diğer sivil toplum örgütlerinden görüş alındı. 60’a yakın ülke anayasasının incelenmesi için hukukçulara talimat verildi ve hukukçulardan bir heyet kuruldu. Bu girişim gerçek manada demokratik bir anayasa için önemli bir başlangıç kabul edilinebilinirdi. Fakat demokratik bir anayasa söylemiyle yola çıkmış bir iktidarın her geçen gün hukukun evrensel ilkelerinden uzaklaşması, kendisine muhalif olan her kesimi susturması, yargısal kurumları kendi denetimi altına alması, söylediği şeyleri yapma noktasında samimi olmadığını ve böyle bir sorumluluğu kaldıracak kapasitede olmadığının göstermişdir.
1982 darbe Anayasası demokratik ihtiyaçlara cevap veremeyeceği daha ilk günden bu yana kabul edilen bir gerçekliktir. 82 darbe anayasası 1921, 24 ve 61 anayasalarından da geri bir anayasadır. Çünkü 1982 anayasasını yapan generaller anayasayı hazırlamadan önce halka karşı her türlü zulüm ve işkenceleri yapmış her türlü muhalefeti sindirerek yok etmiştir, medyayı ele geçirmiş ve kendileri dışındaki her türlü sesi bastırmışlardır. Her yerde dar ağaçları kurulmuş, ülke adeta bir cezaevine dönüştürülmüştür, bu günkü gibi cezaevleri siyasi tutsaklarla dolup taşmıştır. Ülkeyi bir kaosa sürükleyen bu darbecilerin anayasası yüzde 92’ye kabul edilse dahi hiçbir zaman meşru bir anayasa kabul görmemiştir. Bu gün AKP Hükümeti yeni bir anayasa yapmaya hazırlanıyor ama öncesinde kurumlara karşı sivil darbe yapıyor. Meclis’teki yasal ama meşru olmayan sayısal çoğunluğa dayanarak bir gecede kanunlar çıkartıyor. Kürt seçilmişlerini cezaevinde rehine olarak tutup milletvekilliklerini düşürüyor, her gün onlarca yüzlerce insan ya gözaltına alınıyor yada tutuklanıyor. Milletvekilleri, avukatlar, yazarlar, gazeteciler, öğrenciler, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve binlerce insan ceza evinde tutuluyor. Medyayı tekeline almış durumda, farklı düşünen gazeteciler işlerinden uzaklaştırılıyor kısacası farklı olan herşeye pervasızca bir saldırı siyaseti izlenmeyi tercih ediyor. Şırnak-Uludere Roboskî’de çoğu aynı aileden 34 kişi katledildi. Katledilenlerin katileri ortada ve haklarında etkin bir soruşturma yürütülmezken bu operasyonu yapanlar tebrik edildi. ölümlere tepki duyan ölenlerin yakınları terörist suçlamasıyla ceza evine atıldı. AKP döneminde Sivas davasının sanıkları zamanaşımı nedeniyle ceza almaktan kurtuldular. Birçok Kürde karşı infaz yapan hizbullah militanı ceza evinden tahliye ettirildiler. Cezaevindeki çocuklar tecavüze uğrayıp sorumlular hakkında etkin soruşturma yapılmasına izin verilmiyor. Yukarda sayılan politika AKP’nin parti politikası bu politike devletin geleneksel politikasıyla örtüşmekte  ve bu politikida ısrar eden AKP anlayışının nasıl bir anayasa metni hazırlayacağı da merak edilmektedir.
Kanaatime göre AKP Hükümetince hazırlanacak bu anayasa metninin kabul edilse dahi ömrünün uzun olmayacağı yönündedir. Böyle düşünmemin en büyük nedeni; AKP kühümeti, bir devlet politikası olan “Kürtlerin statüsüz durumunu” hazırlanacak yeni anayasada da çözümsüz bırakma isteğidir. Ortadoğudaki dengelerin kısa ve uzun vadede göstereceği değişim, Kürtlerin statüsünü de etkileyecektir. Yakın bir zamandan beri Kürdistan coğrafyası üzerinde hakimiyet kuran egemen unsurların anayasalarında değişime gittiğini görüyoruz. Suriye lideri Beşar Esad Kürt politikasında bir değişiklik yapacağını bir statü vereceğini deklere etmiştir. Keza Türkiye yeni bir anayasa hazırlığı içine girmiş durumda. Bunlar tesadüfü şeyler değildir. Türkiyenin ve Suriyen gelecekte İranın böyle bir açılma gitmesi gelecekte Kürtlerin temel taleplerinin önüne geçilmeyi amaçlamaktadırlar. Ama Kürtlerin talebleri bunların çok daha ötesindedir. Kürtler kendi coğrafyası üzerinde birlikte yaşadığı toplumların Anayasa’sında asli unsur yani devleti kuran asli kurucu unsur olarak kabul görmek ve eşit vatandaşlık haklarına sahip olmak istiyorlar. Bu çerçevede Kürtçe anadilinin devlet himayesindehukuki bir güvenceye kavuşturulmasını bunun bir eğitim dili olarak bütün kurumlarda yasal anlamda kullanılmasnı, kültürel ve sosyal hakların anayasal teminata alınmasın talep etmektedirler. Türkiye devleti hükümeti bu talepleri görmezden gelen bir mantıkla anayasa yaparsa bu yasanın ömrü 82 anayasasından da  kısa olacaktır. Tek bir ırk ve kültürün baskın olduğu bir anayasa diğer tüm etnik ve kültürel unsurların tepkisini çekeceği açıktır. Bu anlamıyla devletin yapması gereken en önemli şey Anadolu coğrafyasının bileşenlerinin (Türkiye halkını oluşturan bileşenleri) demokratik taleplerini dinlemeli ve bunların önerilerini çözüme dahil etmesidir. Şu anda alınan askeri ve inzibati tedbirlerle, bu işin çözülemiyeceği belli ortadadır.
Son olarak şunu söylemeliyim ki Türkiye devleti hükümeti ilk kz siyaseten bu kadar güçlü, ve istikrarlı bir Kürt iradesiyle karşı karşıya. BDP bu anlamıyla anayasa hazırlık çalışmalarında ciddi bir muhatap olarak dörümeli, tüm siyasi tutsaklar koşulsuz serbest bırakılmalı ve siyaset yapma imkanı tanınmalıdır. Bunun yanında diğer Kürt kurumlarının taleplerinin dinlenmesi ve dikkate alınması gerekir. Bu muhatap alınma durumu Kürt halkının bu coğrafyada başta Türk halkı ve diğer halklarla eşit haklar temelinde ortak yaşama inancını güçlendirecektir. Tersi bir durum her yoplumsal bileşende bir hayal kırıklığı ve toplumun her kesiminde sonu olmayan acılar yaşanmasına neden olacaktır.            
* Panthéon Sorbonne-Universitesé Paris-1 Uluslararası Ceza Hukuku ve Uluslararası Ceza Mahkemeleri