İngiltere Gündemi
'AB’den çıkmayı öngören referandum şokunu umarım atlatmışsınızdır' diye yazdığım bir İngiliz dostum, ‘atlatacak mıyız, onu bilmiyorum’ şeklinde cevap verdi. AB karşıtı kampanyaları yürütenler birer birer çekiliyor arenadan. UKIP lideri istifa etti, başbakan adaylığı için hayalleri biten Johnson ve Gove’un sesi soluğu çıkmıyor.
Britanyalıların AB’den ayrı istikrarlı bir hayat kurabileceklerine dair kuşkusu ise her geçen gün artıyor. Hem de bir sürü soruyu beraberinde getiriyor. Özellikle referandumun ardından istifa eden Başbakan David Cameron’ın yerine kim geçecek? Cameron, AB’den çıkma sürecini başlatmayı yeni başbakana bıraktı.
5 vekille yola çıkılan aday adaylıkta erkekler hatalı politikalarından ve fesatlıklarından ötürü elendi ve başbakanlık ve Muhafazakar Parti başkanlığı için iki kadın adayın yarışacağı kesinleşti. İçişleri Bakanı Theresa May ve Enerji Bakanı Andrea Leadsom. May, referandumda çok aktif olmasa da AB’den yana tavır sergilerken, AB karşıtlarının başında ise Leadsom geliyordu. "AB’den çıkılsın" sonucuna rağmen AB yanlısı May’in seçilme ihtimali çok daha yüksek. 150 bin Muhafazakar Parti’li üyenin oylaması sonucu yeni lider ve başbakan 9 Eylül’de belli olacak. O tarihe kadar referandum sonucuna ilişkin bir adım atılmayacak ama birçok proje durdurulacak.
Her iki kadın adaydan birinin başbakan olması durumunda Margaret Thatcher’dan sonra İngiltere’nin ikinci kadın başbakanı unvanını alacak. 26 senenin ardından bir kadın başbakanın gelmesi, ne parlamenter temsiliyette fırsat eşitliğini ne de Muhafazakar Parti içerisinde feminist gücünün varlığını gösteriyor. Parti içi anlamsızlıklardan ötürü öne çıkan iki isim sadece.
Thatcher, katı politikalarıyla bilinen modern Avrupa tarihinin en acımasız siyasetçilerindendi. Yani kadın olması bir şeyi değiştirmedi. Mevcut adayların da Thatcher’dan az kalır yanı yok. Yani feminizm kazanmıyor, boşuna sevinmeyelim.
AB’de kalınmasını desteklemesi, Theresa May’i bir göçmen sever yapmıyor. 2010’da İçişleri Bakanlığı görevine atanmasından bu yana May, Britanya’ya gelen göçmen sayısını azaltmak için her fırsatı değerlendirdi. Öğrenci ve çalışma vizesi büyük vurgun yedi, iltica talepleri çoğunlukla ret edildi, Suriyeli mülteci alımını asgari sayıda tutmak için Türkiye ile anlaşmaya gidildi, Almanya’ya rest çekildi.
AB yanlısı olmasının yegane sebebi ekonomik sebepler olmasının yanı sıra, AB’den çıkılmasının düşünülenin aksine göçmenliği engelleyemeyeceğine inanmasından dolayıydı.
Şimdi burada asıl mesele, iyi birini değil kötünün iyisini seçmek. Leadsom kötü bir siyasetçi, May ise daha az kötü. Leadsom acımasız bir siyasetçi, May ise daha az acımasız. Bu yüzden May çoğunlukla destekleniyor. Yani Britanyalı muhalifler, solcular ve liberaller, 2020 yılında yapılacak genel seçimlere kadar daha az kötü ve daha az acımasız bir başbakanın Britanya’yı yönetmesini umut ediyor. Çok yazık.