
AKP ve Başbakan sorun muhalefet sorunudur demiş. Doğru bir tespit. Evet CHP, AKP'ye karşı muhalefet edecek bir çapta değil. CHP, AKP’nin iktidar olmasının yolunu açmaktadır. Mevcut zihniyetle de AKP'ye karşı muhalefet yapacak bir parti olması zordur. Çünkü yeni genel başkan adayları CHP’nin böyle bir potansiyel ve dinamizme sahip olmadığını gösteriyor. Ancak şunu vurgulamak gerekir ki, AKP muhalefet istemiyor. Hatta mevcut CHP’den daha geri bir muhalefet istiyor. Mevcut politikayla yeni bir muhalefetin ortaya çıkmasını engelleyici her yola başvurması bunu gösteriyor. Siyasal partiler yasası, seçim yasası, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller bunu göstermektedir. AKP kendi politikalarının payandası olacak bir muhalefet istiyor. Türkiye'de muhalefet sorunu yaratan mevcut devlet zihniyeti ve bunu uygulayan AKP’dir. Hegemonik zihniyetli olanlar gerçek demokratik muhalefet istemez. AKP de hegemoniktir ve demokratik olmayan bir karakterdedir.
Erdoğan’ın seçim öncesi HDP’ye saldırıları desteklemesi, teşvik etmesi muhalefet istemediğinin kanıtıdır. İstiyor ki HDP de kendi hegemonik politikalarının kuyrukçusu ve destekçisi haline gelsin. HDP’nin gelişmesini devlet, AKP, CHP, MHP ve solu-sağıyla ulusalcılar istemiyor. Bu açıdan Erdoğan’ın “Biz CHP yerine doğru muhalefet istiyoruz” söylemi kesinlikle yalandır. Antidemokratik ve hegemonik zihniyeti bırakmayanlar gerçek ve demokratik bir muhalefeti istemez. Hele hele radikal demokratik bir muhalefeti hiç istemezler. Halkın her tepkisinin üzerine polisin sürülmesi bunun kanıtıdır. Her gösteriye iç ve dış mihrakların uzantıları deyip üzerine polis sürüldüğünde muhalefet nasıl ortaya çıkacaktır? Türkiye'nin en demokratik toplumu olan Kürtlerin üzerine polis ve asker sürenlerin demokratik bir muhalefet istiyorum söylemleri kocaman bir yalan ve demagojidir. Son on iki yılda AKP Hükümeti'nin Kürtler üzerinde nasıl bir asker, polis, yargı terörü uyguladığını bilmeyen yoktur. Bunu en iyi Kürt gençleri, çocukları ve kadınları biliyor. En haklı talepleri ileri süren Kürtlerin başına ne geldiğini biliyorlar.
Erdoğan ve hık deyicilerinin Türkiye'de muhalefet sorunu var demesi de bir algı yaratma operasyonudur. Zaten AKP'nin işi gücü gerçeklerle değil, algı yaratarak hükümet olma ve varlığını sürdürmeye çalışmaktır. Günümüzde özellikle iletişim ve bilişim araçlarının, özelde de basının topluma karşı böyle çok kötü kullanılması durumu vardır. Muhalefet boşluğu var derken bile tüm dikkatleri iktidarın üzerinden uzaklaştırmak ve toplumun kendine yönelik oklarını muhalefete yöneltmektir. Böylece AKP kendi antidemokratik iktidarını meşrulaştırmaktadır.
Türkiye'de hem iktidar hem de muhalefet sorunu vardır. Bunu yaratan da Türkiye'nin yüz yıllık devlet zihniyetidir. Bunun da en somut ifadesi hala yürürlükte olan 12 Eylül Anayasası'dır. Bu anayasa devlet zihniyetini pratikleştirecek bir iktidar ve bu iktidarı tamamlayacak bir muhalefet öngörmüştür. Bir de devletin özel savaş aracı olan ölümü gösterip sıtmaya razı edecek MHP gibi yarım parti olacaktır. Böylece iki buçuk parti modeli hegemonik kültürel soykırımcı bir sistemle Türkiye yönetilecektir. Şu anda olan da esas itibariyle budur.
Kürdistan Özgürlük Hareketi 12 Eylül rejimine karşı yürüttüğü mücadeleyle 12 Eylül’ü yenilgiye uğratmış, 50 yıllık bir planlamayı ifade eden anayasayı da işlemez kılmıştır. Bu nedenle bu anayasa kırk defa değiştirilerek 12 Eylül’ün öngördüğü sistem yaşatılmak istenmiştir. Mevcut durumda hem mücadele ile bu sistemin işlemez kılınması vardır; hem de bu sistemde ısrar vardır. Türkiye'de yaşanan kriz esas olarak bundan kaynaklanmaktadır. İktidar, Türkiye'nin sorunlarını çözecek ve istikrara kavuşturacak karakterde değildir. CHP gibi bir muhalefet de iktidar çok güçsüz ve yeteneksiz olmasına rağmen alternatif olamamaktadır. Bu nedenle çapsızlığına rağmen AKP ve Erdoğan 12 yıldır dikensiz gül bahçesinde gezer gibi Türkiye'de rahatlıkla iktidar olmaktadırlar. Öyle ki, yandaşlarına her türlü rantı sağladığı halde bu bile iktidarın sarsılmasına yetmemektedir. Bu da gerçekten muhalefetin, yani CHP’nin niteliksizliğini ortaya koymaktadır.
Şu anda 12 Eylül sistemini aşacak bir muhalefet doğmuştur. HDP, demokratik ve etkili bir muhalefet olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Eğer sadece AKP ve Erdoğan’a laf yetiştirme yerine projelerini ortaya koyarsa, her konuda hangi politikayı izleyeceğini topluma aktarırsa kısa sürede halkların seçeneği haline gelir. Her konuda demokratikleşmeyi esas alırsa tüm toplumu kucaklar. Demokratik olan her konuda özgürlükçü olur. Demokratik olmayan özgürlükçü, özgürlükçü olmayan demokratik olamaz. Siyasette demokratikleşme, ekonomide demokratikleşme, sosyal alanda demokratikleşme, kültürel alanda demokratikleşme! Bunlar sağlanırsa özgürlük, eşitlik ve adaletin bir arada olduğu bir demokratik alternatif ortaya çıkar. Tabii ki topluma, yani tabana dayalı demokratikleşmesinden söz ediyoruz. Yoksa toplumu dağıtan, sözde bireye dayanan, sahte ve egemenleri güç yapan demokrasiden söz etmiyoruz. Bu toplumculuk ve demokrasi anlayışında birey çok güçsüzdür, karıncadır. Sanal olarak özgür, ama gerçek yaşamda ise tamamen kapitalist modernitenin iradesiz bir dişlisidir.
Demokratik karakterde olan toplumculuğu, yani demokratik sosyalizmi esas alan HDP, geleceğin Türkiye’sini yaratacak bir güçtür. Bu projede kadın, ekolojik çevreler, demokratik karakterde olan gerçek İslam, tüm farklı etnik ve dinsel topluluklarla kendisine yer bulur. Hiçbir topluluk ötekileştirilmeden bu çizgide kendini yaşatma ve geliştirme imkanı bulur. Demokratik ve özgürlükçü karakterde olan hiçbir toplumsal kesim HDP bizi kapsamıyor diyemez. Diyorsa ya başka güçlerin yönlendirmesi altındadır; ya da ipe un seriyordur.