Kirli oyun ve kurulan ittifaklara, uygulamalara, vahşetin düzeyine bakıldığında “nasıl yerinde durulabilir ki” dememek elde değil. 

Neler yapmıyor ki? Resmi olarak 24 Temmuz’da başlattığı savaşla Kürdistan’ın onlarca şehrini ağır silahlarla yakıp yıktı; yüzlerce sivil insanı katletti. Her gün Kürdistan dağlarını ve şehirlerini uçaklarla bombalıyor; bu bombalamalar sonucu Kürdistan ormanlarını yakıyor. Onlarca siyasetçiyi gözaltına alıyor, Kürtlerin elindeki belediyelere kayyumlar atayacağını, Mecliste Kürtleri de temsil eden demokratik siyasetçileri tutuklayacağını dillendiriyor, bunun gerçekleşmesi için pratik adımlar atıyor...  Velhasıl, Kürtlere zarar verebileceğini ve yok etmeye hizmet edeceğini düşündüğü akla hayale gelmez her şeyi yapıyor. 

Kürtlere şu denilmek isteniyor: “Bu topraklarda, hatta dünyada sizin yaşamaya hakkınız yoktur, ben bütün gücümü seferber ederek size yaşam alanı bırakmayacağım ve hepinizi yok edeceğim!”  Her şey bu kadar açık ve nettir. Hiç kimse AKP’nin zihniyetinin ve pratiğinin bu yönde olduğu düşüncesinin aksini iddia etmesin, ya da yumuşatıcı sözler gevelemeye çalışmasın. Bunun aksini savunanlar ya Kürt düşmanlığı yapanlardır ya Kürt düşmanlığı yapanların Kürtlerin kafasını bulandırmak için ortaya attığı yalanlara kananlardır. 

Kürtler, bu topyekün saldırı konseptine karşılık topyekün olmasa da görkemli ve destansı bir direniş yürütüyorlar. Bu direnişle AKP’yi iktidardan düşürmenin eşiğine de getirmiş bulunuyorlar. Ama bir türlü sonuç alıcı darbeyi indiremiyorlar. Çünkü direniş hala topyekünleşmedi. 

AKP’nin çok zayıflamış durumda olduğunu Erdoğan’ın her gün bir gerekçe bulup yıkılmadım ayaktayım mealindeki televizyonlara çıkmasından ve söylemlerinden anlamaktayız. Bu kadar saldırganlaşmasının nedeni de kendini ayakta tutma çabasıdır. Bir kaybetme korkusu sarmış AKP’yi, ama Kürtler ve demokrasi güçleri AKP’nin bu çok zayıf ve güçsüz duruma düşmüş halini tam görüp topyekun direnişe geçemiyorlar. Herhalde bazı kesimlerde hala sömürgeci soykırımcı bu iktidarın direniş karşısında yaşadığı zorlanmaları ve topyekün direnişle yıkılacağı gerçeğini görmeme durumları yaşanıyor. Halbuki direnişe geçilse çok kısa sürede bu faşist iktidar tuzla buz olacaktır. 

İnanmadan hiçbir şey olmaz, yapılamaz. İnanıldı mı umudun olmadığı en kuytu yerde bile taş duvarlar, demir kapılar yıkılır. Ama inanılmadı mı yapılması en basit, en kolay şeyler bile yapılamaz, umutsuz olunur. Unutulmamalı ki hiç kimse her zaman güç olamaz ve her gücün bir kırılma noktası vardır. AKP’nin de şu anda kırılma noktasında olduğu görülmek durumundadır. Özgürlük Hareketi direnişiyle AKP’yi bu noktaya getirmiştir. Bu kırılmayı sağlatacak ve altın vuruşu getirecek ise topyekün direniş gerekiyor. 

Peki neden topyekün direnişe geçilmiyor? Şimdi böyle bir sorgulama içine girmek zaman kaybı olur, hata olur. Çünkü topyekün direnişe geçilmeyen her dakika, her saniye iktidarını kaybetmenin eşiğine getirilmiş AKP’ye kendini toparlama ve yaşamını sürdürme şansı vermektedir. 

Neler mi yapar AKP ya da neler mi olur bu topyekun direniş olmayınca? İçeride Kürtlere yönelik ahlak dışı, hukuk dışı, hatta insanlık dışı her türlü uygulamasını daha da arttırır. Gittikçe her yere hakim olmak için önündeki engelleri her türlü yöntemle ortadan kaldırma yoluna gider ve IŞİD gibi her tarafa korku salmaya çalışır. AKP’nin IŞİD düşmanlarıyla ilişkilerini düzeltme ihtiyacı duyduğu bir dönemde Atatürk Havaalanında böyle terör eylemleri yapılması fail konusunda kuşkular uyandırıyor. Dış politikasını da yine Kürtlere karşıtlık ve düşmanlık temelinde yürütmeye devam eder.

Rusya’ya, İsrail’e, Esad’a o kadar küfretti, hakaret etti, tükürdü; şimdi tükürdüğünü yalıyor. İleride ABD’ye, AB’ye ve AB’ye girme konusunda söyledikleri sözler için de affedilmeyi dileyecek. Yine yerlere kapanacak. 

2011 Ocak ayından sonra Kürtlerin Rojava’da kendi demokratik sistemlerini kurma yoluna girdiğini görünce, Suriye’de kimliksiz yaşayan Kürtlerin hak elde etmesini önlemek için iktidardan düşeceğini düşündüğü Esad’ın bir an önce gitmesini ve mevcut statükonun korunması için muhalif kesimleri desteklemiştir. Bu muhalefetin Kürtlerin Rojava’da kaderlerini tayin etmeyi engellemede rolünü oynayamadığını görünce de IŞİD ve El Nusra başta olmak üzere çeşitli oluşturma çete grupları Kürt alanlarına saldırtmıştır. Ama bu saldırılar karşısında da direnen Kürtlerin kazandığını görünce şimdi yine Esad’la ilişkiler geliştirme yoluna gitmiştir. 

Türkiye ile Rusya Mavi Akım projesi dedikleri en büyük ekonomik anlaşmayı Kürt Halk Önderi uluslararası komployla esaret altına alınınca gerçekleştirmişlerdi. Sonra Rusya’nın daha önce Çeçenlere verilen destekten dolayı Türk devletinden duyduğu rahatsızlık, Suriye’de izlenen politikaların uyuşmazlığı ve 17 saniye sınır ihlali sonucu düşürdükleri uçak ve öldürttükleri pilotla kopma noktasına geldi.

Şimdi Rusya ile ilişkileri yeniden düzeltmeye çalışıyorlar. İlişkilerin eskisi gibi olması zor, ama Jirnovski gibi kişiliklerin devreye konulmak istenmesi ister istemez yeni bir uluslararası komplo süreci mi devrededir sorusunu akla getiriyor.

Yine İsrail’le anlaşmaları da tamam Kürt Özgürlük Hareketi’ne yöneliktir. Gerilla karşısında daha fazla İnsansız Hava Araçları, silahlar, uçaklar, istihbari bilgiler almak için İsrail’le ilişkileri düzeltmek istemiştir. İsrail’e PKK’ye karşı yürüteceği savaşta destek olunursa Hamas’ı satacağı sözünü vermiştir. AKP’nin İsrail’e tek anlaşma maddesi PKK’ye karşı yürüteceği savaşta destek verilmesi olmuştur. Bu konuda ne kadar anlaşmışlar bilemiyoruz, ama son zamanlarda Medya Savunma Alanlarında sürekli keşif uçuşlarının yapılması, uçak bombardımanlarının süreklileşmesi, Lice ve çevresinde yapılan çok kapsamlı hava saldırıları ve gerçekleşen operasyonlar insanı kuşkulandırıyor. 

Kuşkusuz saldırılar çok kapsamlıdır, AKP’nin geliştirmek istediği ilişki ve ittifaklar da bu yöndedir. Ancak köprünün altından çok sular geçmiştir. AKP de komplo sürecindeki gibi bir sürecin tekrardan olamayacağını biliyor, ama en azından öyle bir algı yaratırsam acaba gerçekten komplo süreci gibi bir süreç oluşturabilir miyim düşüncesindedir. 

Kürtler topyekün direnişe geçmeli ve AKP’ye gereken dersi vermelidir. 

 

Rohat Baran