Türkiye’de yeni bir anayasa yapılacağı söyleniyor. Hatta birkaç maddesinin yazıldığı haberleri çıktı. Yazıldığı söylenen maddeler genel geçer maddeler. Bir lise öğrencisi de o maddeleri yazabilirdi. Başlanılan maddelerden de anlaşılıyor ki temel konularda anlaşılması zordur. Zaten Kürt sorununu ilgilendiren maddelere dokunulmadan, bu maddeler Kürt sorununu çözecek biçimde yazılmadan yeni bir anayasa yapılmış olmaz.
AKP aslında yeni ve demokratik bir anayasa yapmak istemiyor. Erdoğan’ın her gün meydanlara çıkıp tek tek demesinden de bu anlaşılıyor. Acaba dünyanın başka bir yerinde her kürsüye çıktığında tek tek diyen başka bir lider var mıdır? Biz olduğunu sanmıyoruz. Bu tür üsluplar 20.yüzyıl faşist liderlerinin üslubudur. Türkiye’nin tüm kültürel kimlikleri yok etme üzerine kurulu beyaz Türkçü faşizminin üslubudur. Tayyip Erdoğan herhalde bu söylediklerinin ne anlama geldiğini bilen biridir. Bilmiyorsa faşizmi içselleştirdiği anlamına gelir.
Tek millet, tek devlet ve tek vatan demek farklılıkları yok saymak demektir. Ulus-devlet zihniyetinin faşist karakteri burada belli olur. Başbakan önceleri tek dil de diyordu. Bundan vazgeçti, tek dil demez oldu. Ancak tek millet, tek devlet ve tek vatan demek aynı zamanda tek dil demek anlamına gelir. Kurnazca tek dil demedim diyerek bu gerçeği saklamaya çalışıyor. Siz hiçbir gün bu Başbakan’ın ağzından Kürtçe eğitim dili olmadan yaşayamaz, Kürt dilini her bakımdan desteklemezsek yok olur dediğini duydunuz mu? Hiçbir gün Kürt dil bilimcilerinin taşıdığı kaygıyı dillendirdiğini duydunuz mu?
Türkiye’de Türk dilini geliştirmek için neler yapıldığını biliyoruz. Her zaman büyük bir bütçesi olan Türk Dil Kurumu bu konuda çalışma yürütmüştür. Türkçe eğitim zorunlu kılınmıştır. Kürt çocuklarının Kürtçe konuşmaması için evleri dinletilmiş. Türkçe bilmeyen biri işçi bile olamazmış. Asimilasyon ve kültürel soykırımı gerçekleştirmek için neler yapılmamış ki! 8 yıllık eğitim de bunun içindi. Şimdi Erdoğan’ın 4+4+4 12 yıllık eğitimi de çocukların 5 yaşında ana kucağından alınması da bunun içindir. On binlerce Türkçe eğitim veren okul varken bir tane Kürtçe eğitim veren okulun olmaması tek dilliliği göstermiyor mu?
Dil konusunda politikası böyle olan; tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan diyen bir zihniyet yeni bir anayasa yapabilir mi? bu söylemler yeni ve demokratik bir anayasa yapılmayacağını şimdiden ortaya koyuyor. Bu gerçeklik ortadayken yeni bir anayasanın yapılabileceğine inanmak kafayı kuma gömmek ve kendini kandırmak olur.
Tek millet denilmesi, Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınmayacağının kanıtıdır. Yeni anayasada Türklüğün hakim karakterinin anayasa maddeleri nasıl yazılırsa yazılsın korunacağı anlamına gelir. Baskın kimlik Türklük, baskın karakterini sürdürmeye devam edecektir. Türklük kimliğinin baskın olma ve diğer kimlikleri yutma karakteri ortadan kaldırılmadığı müddetçe anayasa kimliklere nötr olsa ne olur olmasa ne olur? Ancak baskın kimliğin örtünmesine hizmet eder. Tek millet demek tek Türk milleti var demektir. Bunu başka türlü yorumlamak, sağa sola çevirip bu söylemin Kürt inkarcısı olmadığını söylemek çocuk kandırmaktır ya da alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete demektir.
Türk devleti demek farklı kimliklerin özgürlüğünü ve özerkliğini kabul etmemek anlamına gelir. Türkiye’de ne özerklik olur ne federasyon ne de eyalet olur denilmektedir. Tek devlet denilerek Kürtlerin Demokratik Özerklik talebine cevap verilmektedir. Tek devlet, Kürtler bir toplum ve siyasi irade değildir, özyönetimleri de olamaz demenin çok açık ifade tarzıdır. Tek varan ise Kürdistan diye bir vatan yoktur, dolayısıyla Kürtler de yoktur demenin farklı biçimidir. Zaten RTÜK televizyonlara talimat göndererek Kürdistan kelimesinin kullanılmamasını istemiştir. Nitekim kim Kürdistan derse program yöneticisi müdahale etmektedir. Kürdistan geçmişte kullanılmış bir kavramdır; artık tek millet olunduğuna göre kullanılması sakıncalıdır.
Yeni anayasa tek millet, tek devlet, tek vatan kavramına dokunmayacaktır. Hatta Türkçenin hakim tek dil olmasına zarar verecek hiçbir adım atılmayacaktır. Peki, o zaman ne yapılacaktır? Kürtleri toplum, halk, millet olarak kabul etmeyen, Kürtlerin zaman içinde yok olmasını engellemeyecek bazı bireysel haklar verilecektir. Böylece Kürtlerin soykırıma uğratılması zamana yayılarak tamamlanacaktır. Böyle bir anayasa süslü bazı özgürlük, demokrasi ve haklardan söz eden cümlelerle örtülecektir.
Bunun sonu şuna götürülecektir: Kürtlerin kabul etmediği bir anayasa dayatılacaktır. Bu durumda kimi kendine demokrat olanlar ve bir kısım işbirlikçi Kürtler sahneye çıkarılacaktır. Tamam, istediğimiz gibi olmadı, ama eskisinden iyidir, bunu kabul edelim diyeceklerdir. Sözün kısası 2010 anayasası referandumda olduğu gibi “yetmez ama evet”çiler ortaya çıkarılacaktır.  Şimdiden söylemeliyiz ki, olası böyle bir gelişme yeni bir anayasa komplosu anlamına gelecektir. 1924 yılındaki anayasal komplonun bir benzeri yine Kürtlere yapılmak istenmektedir. Kürt Halk Önderi böyle bir anayasayı 12 Eylül anayasasının liberal versiyonu olarak tanımlamaktadır.
Kuşkusuz yaşamda her şey insanların ve toplumların isteğine göre olmaz. Tüm sorunlar birden tam çözülmez. Ancak bu yaklaşım ve söylem her olguya uyarlandığında çok tehlikeli bir zihniyet ortaya çıkar. Kaderine razı olmak buna denir. Özellikle de Türkiye’de yeni bir anayasanın acil ihtiyaç olduğu, Kürt sorununun demokratik bir anayasayla çözüleceği bir dönemde Kürt sorununu çözmek bir yana, Kürtleri yeni bir egemenlik sistemi içine alacak bir metne “yetmez ama evet” demek Kürtleri yeni bir egemenlik sistemi altına alıp yok etmek isteyen soykırımcı güçlerin suç ortaklığını yapmak olur.
Yeni ve demokratik olması gereken bir anayasada yetmez ama evetçi yaklaşım kabul edilemez. Kürt sorununu makul bir biçimde çözecek yeterli bir anayasaya ihtiyaç vardır. Bu yeterliliği göstermeyen anayasa hayır denilecek yetmezlikte bir anayasadır. Dolayısıyla yetmez ama evet denilerek anayasal komplo ya da 12 Eylül’ün liberal versiyonu anayasayı kimse Kürtlere yediremez.
Yeni ve demokratik anayasa fikri en azından 30 yıldır Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle ortaya çıkmıştır. On yılların mücadelesi sonucu ortaya çıkan demokratik anayasa talebini yozlaştırarak, bazı rötuşlarla savuşturmak, en başta da on yıllardır yürütülen bu mücadeleyi boşa çıkarmaktır. Halkların büyük özlemi olan demokratik bir anayasa özlemi bazı rötuşlarla boşa çıkarılıyorsa bu aslında toplumun yeni anayasa özlemini istismar etmek ve kendi çıkarına kullanmaktır. Yeni ve demokratik anayasa isteğine, talebine bundan daha büyük saldırı olamaz. Bu nedenle kimi bireysel haklarla süslenen böyle bir anayasaya bazılarının yetmez ama evet demesini kabul etmek bir yana, aksine böyle bir anayasayı dayatmak isteyenlere karşı herkesin büyük bir mücadele vermesi gerekir. Bu nedenle daha şimdiden toplumun önüne yetmez ama kabul edin biçiminde getirilecek anayasaya karşı mücadele vermek gerekir. Böyle bir anayasaya karşı geniş bir cepheden karşı konulacağının daha şimdiden ortaya gösterilmesi gerekir.
AKP 10 yıldır halkların demokrasi ve özgürlük özlemini sömürerek kendine demokrat kendine Müslüman anlayışıyla yeni bir otoriter rejim kurdu. Şimdi AKP-Gülen iktidarı toplum üzerinde Ali Kıran Baş kesen haline gelmiştir. Gerçekten de kendi dışında herkesi zapturapt altına alarak, susturarak 1930’ların CHP’sinin yeni versiyonunu topluma yaşatmaktadırlar. Düne kadar Müesses Nizam’a karşı olduğunu söyleyenler şimdi bir numaralı Müesses Nizam savunucusu kesilmişlerdir.
AKP toplumdaki anayasa ihtiyacını bilmektedir. Bunu kullanarak 2010 yılında daha çok da kendi iktidarını pekiştirerek bazı değişiklikler yapmıştı. Şimdi de bu ihtiyacı ve beklentiyi kendi iktidarını otoriter bir sistem haline getirmek için kullanmayı amaçlıyor. Kürt sorunu özünde bir anayasa sorunu olduğu için bu sorun da yeni anayasada çözülür diyerek beklenti yaratıyor. Böylece Kürtleri ve demokrasi güçlerini mücadelesiz bırakarak düşündüğü anayasayı engelsiz pratikleştirmek istiyor. Yeni olarak lanse edilen anayasa Kürt sorununu çözmediği zaman da oldubittiye getirip herkese “bu kadarını kabul edin” dayatması yapacaktır. Bu önemli bir adımdır diyerek 12 Eylül’ün liberal versiyonu düzeni kabul ettirmeye çalışacaktır. Yeni dediği anayasa kabul edildiğinde de buna karşı mücadele gayri meşrudur deyip faşist saldırılarını daha da arttıracaktır. AKP’nin şimdi Türkiye toplumu için kurduğu tezgah budur.
Yeni anayasanın tartışıldığı bugünlerde AKP’nin bu zihniyeti ve tezgahı ortaya konularak gerçek bir yeni ve demokratik anayasa mücadelesi yükseltilmelidir. AKP’nin bu politikası ve pratiği boşa çıkarılmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi de Kürt sorununun çözülmesi de mümkün değildir.