Daha yazının başlangıcında içinizi karartacağım için üzgünüm. Çünkü 2017 pek “yeni” bir yıl olmayacak. Maalesef içinde bulunduğumuz yılın sorunları o kadar çok dünyanın üstüne yığıldı ki bu haliyle kimsenin yeni bir sayfa açma olanağı kalmadı. Geçen hafta dünyanın genelinde giderek artan çekişmelerin bir dökümünü yapmaya çalışmıştım. Bu hafta da bunlara yenileri eklendi.
ABD Ukrayna’daki durumu gerekçe göstererek Rusya’ya dönük yaptırımlarını genişletti. ABD Maliye Bakanlığı'nın yaptırım listesine 7 Rus vatandaşı ve 8 kuruluş eklendi. Eylül’de listede 17 kişi, Gazprom ve Bank Moskva’nın da aralarında yer aldığı 20 şirket vardı. Rusya bu durumu silah üretimini baltalama hamlesi olarak algılıyor.
Obama sonrası ABD ise iyi kötü şekillenmeye başladı. Gerek Trump’ın kabine tercihleri gerekse de ülkenin egemen kesimlerinin yeni pozisyon alışları sonucu silah tüccarlarını temsil eden Pentagon merkezli siyaset anlayışının Amerikan yönetiminde ağırlık kazanacağı gözüküyor. Bunun kısaca anlamı daha fazla militarizm ve savaş demek. Özetle Hillary Clinton artık rahatlıkla "fikrinin iktidarda" olmasıyla övünebilir.
Geçtiğimiz hafta gündeme gelen İsrail-ABD gerginliği ise bu gidişatın içinde bir istisna görünümünde. Filistin topraklarında yeni İsrail yerleşimlerine karşı BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada, ABD’nin çekimser kalarak BM’den İsrail yönetiminin bu yayılmacı uygulamalarına karşı karar çıkarılmasına yardımcı olması, Obama yönetiminin giderayak kaybedilmiş seçime dönük bir intikamı olarak da yorumlanabilir. Çünkü seçim öncesi Obama İsrail’le biraz da bu kesimlerin desteğini almak için on yıllık askeri yardım anlaşması yapmıştı. Ama sonuç Demokratlar açısından hüsran oldu. Fakat bu “intikam”ın yarattığı sorunların İsrail için geçici olacağı, Trump’ın İsrail’i destekleyen tavırlarıyla da açıkça görülüyor. Burada İsrail açısından asıl handikap Rusya’nın Filistin meselesine bir biçimde dahil olmasıyla şekillenebilir.
Son gelişmeler Putin yönetiminin Dostoyevski romanlarının boşa yazılmadığını gösterircesine bir “karakter” sahibi olduğunu belgeliyor. (Onun bir karakteri olmasının işçi sınıfının ya da dünya halklarının kurtuluşu ile elbette bir ilgisi yok.) Bunun anlamı sadece Putin’in bir stratejisinin olması ve buna mümkün mertebe bağlı kalması. Görünür derdi Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla çöküş yaşayan Rusya’yı (siz bunu Rusya’ya hakim olan sermaye kesimleri diye de okuyabilirsiniz) yeniden ABD ve Avrupa ile rekabet edebilir bir seviyeye ulaştırmak. Putin bu hedefe dönük Ukrayna ve Suriye savaşı üzerinden ciddi adımlar attı. Son olarak Suriye meselesini, Batı’nın elinden alarak Astana’ya taşıma hamlesi ise görünenin ötesinde (El Bab’da ABD yerine TSK’ye Rusya’nın hava desteği vermesi de doğruysa) kapsamlı sonuçlar doğuracağa benzer.(1) Bunlardan biri maalesef savaşın yayılarak, ülkemizin postmodern yeniden paylaşım savaşının açık sahalarından birine dönüşme riskidir.
Giderek genişleyen bir coğrafyada kanlı bir dalya oyununa dönüşen postmodern savaşın aktörlerinin dünyaya güzel umutlu bir gelecek vaat etmeleri elbette beklenemez.(2) İnsanlığın ortaklaşa mücadele ve direnişi ancak böyle bir ”yeni yılı”, geleceği yaratabilir.
Not: Karadeniz'e düşen askeri Tu-154 uçağının simgesel önemi ve Obama’nın geçen haftaki yazıda not ettiğimiz Rusya’ya dönük intikam çığlıkları yan yana gelince, küçük bir ihtimal de olsa insanın aklına sabotaj olasılığı düşüyor. Hatırlayalım, başka koşul ve saiklerle de olsa ABD 1988’de içinde 290 yolcunun olduğu bir İran uçağını düşürmekten çekinmemişti.
(1) ABD, AB yönetimleri Türkiye’yi kaybetme adına telaşlı. Bir çok diplomatik hamlenin yanı sıra geçen hafta ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Douglas Silliman, ülkesinin PKK'yi terör örgütü saydığı ve örgütün Irak'taki mevcudiyetinden üzüntü duyduğunu söyledi. Bu sözler Güney Kürdistan’daki gelişmeleri de düşününce bir bağlama oturuyor. AB ise rejime birçok eleştiri sıralasa da Türkiye ile gümrük birliği anlaşmasının kapsamını genişletilme yolunda.
(2) Putin’in yıllık konuşmasında dile getirdiği Rusya’nın askeri gücünü artıracağı yönündeki sözleri, Savunma Bakanı Sergei Şoygu’nun 2017’nin askeri hedefleri açıklaması ile desteklendi. Bunların arasında 900 tank ve zırhlı araç, 170 uçak alımı ve nükleer kapasitenin artırılması yer alıyor.