Yeni bir yıla girerken

Zilar STERK yazdı —

  • Yeni yıl arifesindeki tüm gelişmelere bakıldığında, özellikle de Türk devletini zor bir yılın beklediği açıkça görülüyor. Türkiye’yi kurtarabilecek olan, özgür Kürt iradesi görmemek için kör olmak lazım.

ZİLAR STERK

Çok dolu, çok yakıcı, çok sıcak gündemli bir yılı geride bırakıyoruz ve yeni bir yıla giriyoruz. Geride bıraktığımız yılın, yeni yıla devrettiği ve kapanmamış birçok dosya var. Bu yarım kalan dosya konuları çok yakıcıdır, çünkü özellikle de halklar açısından yaşam ve ölüm sınırındaki konulardır.

Dünyada 2025'te öne çıkan birkaç önemli başlık oldu, ancak bunlar arasından yıla damgasını vuran en temel konu; Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısı ve bu çağrı üzerine PKK’nin 15 Ağustos 1984’ten beri yürüttüğü silahlı mücadele stratejisine son verdiğini açıklaması oldu. Hemen ardından 11 Temmuz’daki silah yakma görüntüleri de III. Dünya Savaşı koşullarında herkesin üzerinde büyük bir etki bıraktı. 41 yıl boyunca silahlı mücadele yürütmüş ve kendisini sürekli kılmış bir örgütün, hem örgütsel varlığını sonlandırması hem de silahlı mücadele stratejisini sona erdirdiğini açıklaması, olağanüstü bir durumdur. Böyle tarihi bir karar almanın arkasında, büyük bir paradigma dönüşümü var. Gücünü, enerjisini ve niteliğini buradan alıyor. O yüzden PKK’nin samimi olup olmadığını tartışmak boşunadır. Bu kararlar, PKK’nin olgunlaşan öz bilinci ve öz iradesiyle alındı.

Geçim kaynağı savaş olanlar

Türkiye’de onlarca yıl savaş rantçılığı üzerinden geçinenlerin bunun karşısında adeta paçaları tutuştu. Bazıları şimdiden işsiz kaldı, bazılarında ise süreç yürümeye devam eder ve savaş-çatışma yeniden başlamazsa işsiz-aşsız kalacak korkusu var. Eh kolay değil; savaş, Türkiye’de azımsanmayacak bir kesim için temel geçim kaynağıdır. Savaş rantçılığı, kendine has bir sistem ve ağlar yarattı. Hukuk dahilinde olan kısımları da var ama hukuk dışında kendini örgütlemiş karanlık çete ve mafyatik yapılar da var. Sorgucusu, işkencecisi ve gardiyanından korucusuna; istihbaratçısı, özel harekatçısı ve polisinden jandarmasına; JİTEM’i, Hizbullah’ı, kontrgerillasından silah, uyuşturucu ve fuhuş mafyasına kadar birçok kesim var. Bu kesimler arasından özellikle de hukuk dışında kalan yapılanmalar, sürecin başarıya ulaşmasını istemiyor ve bunun için ellerinden geleni yapıyor. Hatta sürecin ilerletilmesi ve başarıya ulaştırılması için iyi niyet taşıyan, bunun için biraz olumlu tavır sahibi olan; biraz bu yönlü konuşan, tartışan,  çaba harcayan kesimleri de çeşitli argümanlar öne sürerek baskı altına alıp sindirmeye çalışıyorlar.

Sürecin kaderini belirleyecekler

Gelinen aşamada sürecin kaderini belirleyecek bazı temel hususlar vardır;

* Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne kavuşmasıdır. Avrupa hukukuna göre de Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü mümkündür. Bunun önündeki tek engel, siyasal nedenlerdir. Yeni yılla beraber Önder Apo’nun fiziki koşullarında bir değişikliğe gidilmesi, artık kendisini dayatan bir zorunluluktur. Özgür yaşar ve özgür çalışır koşullara kavuşması lazım, çünkü Kürtler adına bu sürecin başmüzakerecisi konumundadır. İhtiyaç duyacağı çeşitli çevrelerden insanlarla görüşme ve iletişim kurma olanaklarına sahip olmalıdır. Siyasetçi, gazeteci, aydın-yazar, akademisyen ve bazı sivil toplum aktivistleri ile görüşüp tartışabilmeli, görüş ve önerilerini alıp dinleyebilmelidir. Önder Apo, şu anda Kürt medyasını izleyemiyor. Birikmiş bir aylık gazetenin toplu şekilde verilmesiyle takip edebiliyor. Türk medyasını da zaten çok sınırlı bir biçimde izleyebiliyor. Bu kadar tarihi ve belirleyici bir rol, böylesi daraltılmış tutsaklık koşullarında oynanabilinir mi? Dolayısıyla Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü sağlanıncaya kadar Kürt medyasını izleme koşulları da oluşturulmalı, hatta anlık gelişme takibi bakımından internet olanağı da sunulmalıdır. Sürecin kaderi, Önder Apo için özgür yaşar ve çalışır koşullar gerektiriyor.

* Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırlayacağı müşterek rapor ve bu rapor doğrultusunda tartışıp gerekli kararları alacak olan Türkiye Meclisi'dir.

* Türkiye siyasetinin sürece ve Kürt sorununa yaklaşımlarıdır. En nihayetinde Meclis'in süreç hakkında alacağı kararları, Meclis'te temsilcisi olan partiler belirleyecek. Bu konuda sürece açıktan karşıtlık yapan İyi parti ve Zafer Partisi'nin oynadığı rol biliniyor. “Kürtlere evet, Önder Apo’ya hayır” noktasında duran CHP ise sürecin pratikleşme aşamasını önemli düzeyde geriye çekebiliyor. 

* Türkiye ve Kürdistan’da sürecin toplumsallaşma düzeyidir. Sürecin Kürdistan’da önemli oranda toplumsallaştırıldığı ve Kürt siyasi çevrelerinin bu konuda önemli bir çabayı geliştirdikleri görülüyor. Sürecin Türkiye cephesinden toplumsallaştırılma sorunu ise devam ediyor. Bu konuda AKP, zaten hiç oralı olmuyor; adeta suya sabuna dokunmuyor, sorumluluk almıyor, rolünü oynamıyor. Kendileri için meydanlara topladıkları kitleleri, süreç konusunda objektif aydınlatmaya yanaşmıyor. MHP lideri ise işi Meclis'teki haftalık konuşmalarıyla götürüyor. Ara sıra da MHP’nin bazı yerel teşkilatları gidip kendilerine üye aileleri ziyaret ediyor ve bu küçücük ziyaretleri kendi basınlarında haberleştiriyorlar. Tabii süreç adı altında yaptıkları bu kendine göre konuşmaların içerdiği bazı argümanlar da ayrıca ele alınmayı gerektiriyor. Oysa isteseler teşkilatları bulunan her il, ilçe ve kasabada kendi çevrelerini toplayıp sürece yaklaşım konusunda toplumsal rıza üretme faaliyetlerini, çok daha ciddi yürütebilirler. CHP ise her hafta meydanlara topladığı kitlelerle, sadece kendi uğradığı baskılar çerçevesinde konuşmayı tercih ediyor.

* Süreci ilerletme ve sorunu çözme konusunda devletin göstereceği kararlılık düzeyidir.

* Dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan III. Dünya Savaşı ve kendisiyle beraber ortaya çıkardığı yeni jeostratejik konum ve dengelerdir. Ortadoğu’da genel bir siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik ortamı var, ancak genel gidişatın ortaya çıkardığı belli bazı eğilimleri görmek de mümkündür. Aslında bu etkeni hiç küçümsememek lazım, çünkü uluslararasında ortaya çıkan ilişki ve çelişki düzeyleri, Türkiye’deki süreci doğrudan etkiliyor. Hatta bazen belirleyebiliyor bile.

Bazı bölgesel gelişmeler

Şimdi yeni yıla bir hafta kala ortaya çıkan bazı bölgesel gelişmelere, şöyle toplamda bir bakmakta fayda var;

* Türkiye’nin gökyüzünden habire İHA’lar düşmeye başladı. Bunlar düştüğü için tespit edilip ortaya çıkanlardır. Muhtemelen düşmediği için varlığı bilinmeyenler de vardır.

* Libya Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetler Komutanı ile beraberlerindeki ekibin içinde olduğu uçak, Ankara yakınlarında aniden düştü. Büyük ihtimalle bu uçağın gerçek düşüş nedeni hiçbir zaman açıklanmayacak. Öyle görünüyor ki; kaza denilip geçilecek. Daha da önemlisi, bir süre önce Azerbaycan’daki bir törenden dönen ve içinde 21 asker olan bir Türk uçağı düşmüş ve aralarından kurtulan olmamıştı. Buna da kaza denilip geçildi.

* Geçenlerde Şam’ın Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'ne, çözüm ve entegrasyon konusunda yazılı önerilerini gönderdiği biçiminde bir haber, ajanslara yansıdı. Hemen iki gün sonra Türk devletinin ünlü üçlüsü, nefesi Şam’da aldı. Büyük ihtimalle hesap sormaya gittiler.

* İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs, biraraya gelip Doğu Akdeniz konusunda yeni bir ittifak ilişkisi geliştirdiler. Neresinden bakılırsa bakılsın bu ittifak, Türkiye'nin karşısında konumlanıyor.

* Polis, DAİŞ elemanlarını gözaltına almak üzere 100'den fazla eve baskın yaptı. Geçmişte bunları kendileri besleyip eğittikleri için sanırım bu samimiyetlerine dayanarak herhalde “bunlar bize sorun çıkarmazlar” diye düşünüp Yalova'daki baskına, yeterli tedbirleri almadan gittiler ve beklemedikleri bir sonuçla karşılaştılar. DAİŞ'liler, Türk polisine silahla cevap verdi ve 3 polisi öldürdü. Yeni Şafak gazetesi çok kötü niyetlice, bu çeteler için “Suriye’deki Hol Kampı'ndan gelmişler” biçiminde manşet yaptı.

* Yılbaşından hemen önce İran’da yaşanan ekonomik sorunlardan dolayı kitlesel gösteri ve yürüyüşler başladı. Rejim karşıtı kesimlerin de bu gösterilere katıldıkları söyleniyor ve giderek daha da büyüyor. İran Cumhurbaşkanı'nın yaptığı izah, bu gösterileri durdurmaya yetmedi, hatta sanki daha da gürleşmesine neden oldu gibi.

* Suriye’deki kıyı şeridinde yaşayan Aleviler, özerklik/federasyon talebiyle ayaklanmış durumda. Bu talebin aynısını daha önce benzer şekilde Dürzi halkı da dile getirmişti.

* QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî yılbaşından önce Şam’a gidip geçici hükümet ile görüşeceklerini açıklamıştı fakat son anda teknik nedenlerle iptal edildiğini duyurdu. 

* İsrail Başbakanı Netenyahu, ilginç bir biçimde Somaliland’ı tanıdığını açıkladı.

* Yeni yıldan iki-üç gün önce ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netenyahu, görüştüler ve muhtemelen Ortadoğu’nun geleceğini tartışıp belli kararlar aldılar.

Yeni yıl arifesinde ortaya çıkan tüm bu hızlı gelişmelere bakıldığında, özellikle de Türk devletini zor bir yılın beklediği açıkça görülüyor. Trump, tüm dünyanın gözü önünde, dostu Erdoğan’a övgüler yağdırıp kurtarmak istese de yeni yılda Türkiye’yi kurtarabilecek tek irade Önder Apo şahsında somutlaşan Özgür Kürt iradesidir. Bunu görmemek için kör olmak lazım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.