QSD ve Özerk Yönetim'den korkmayın

Zilar STERK yazdı —

  • 10 Mart Mutabakatı, Türk devletine rağmen uygulanmaya çalışılıyor. Suriye’deki koşullar, ne bir feshe ne de silah bırakmaya ihtiyaç duyuyor. Kendine özgü çözüm yöntemini ve iradesini geliştirmeye çalışıyor.

ZİLAR STERK

Türkiye Meclisi bünyesinde oluşturulan Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu gelişen büyük tartışmaların sonucunda İmralı ziyaretini gerçekleştirerek, sürecin birinci aşamasını tamamlamış oldu. Herhalde şimdi de kurulduğundan beri yürütmüş olduğu faaliyetleri değerlendiren ve çözüm yolunda bazı yasa önerilerini içerecek bir raporu, Meclis Genel Kurulu'na sunmak üzere hazırlayacak.

Siyasi partilerin sürece ilişkin hazırlamış oldukları raporların içeriğine ilişkin basına yansıyan birçok yön var. Özellikle AKP ve MHP raporlarında öne çıktığı söylenen temel bir yön de  Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Bölgesi ile ilgilidir. Şu anda bölgede birlikte ve kardeşçe yaşamakta olan halkların ortak demokratik iradesini ifade eden Özerk Yönetim ve QSD güçlerini, Türk devleti kendisi için en büyük tehdit olarak görüyor. Bunu zaten hergün basın ve medyası üzerinden bağıra bağıra söylüyor ve bu temelde tehditler savurup duruyor. Şimdi bunu bu şekilde Komisyon için hazırladıkları raporlara da koymuş olmaları ciddiye alınmalıdır, çünkü yürütülmekte olan sürecin merkezinde, Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşme sorunu var. Başka bir ülkenin iç sorunlarını çözmeyi kapsamıyor. Nitekim, Suriye başka bir egemen devlettir ve kendi sorunlarının çözülmesinden kendisi sorumludur.

Yalanlarla tehdit algısı

QSD ve Demokratik Özerk Yönetim, Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit ediyormuş. Sınır güvenliğini tehdit ettiği gibi bir de sınır ötesi terör geçişlerinin ana hatlarını oluşturuyormuş. Bölgeyi takip eden birçok çevre de çok iyi biliyor ki; bunların hepsi yalan! Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk bölgesindeki hiçbir yapı, Türkiye topraklarına tek bir mermi atmış değildir. Böyle bir haberi ne duyduk ne dinledik ne de tanık olduk. Yine bırakalım terör geçişlerinin ana hatlarını oluşturmasını, tam tersine; bölgedeki QSD gücünün kendisi, teröre karşı en büyük mücadeleyi yürütüyor. Üstelik tüm dünya da bu gerçeği biliyor.

QSD Türkiye'deymiş gibi

Türkiye’deki bu gündem, sadece bahsettiğimiz raporlarla sınırlı değildir. Şu anda Türkiye hakim siyasetinin ve medyasının ana gündemlerinden birini bu konu oluşturuyor. Türk devleti, QSD’nin silah bırakmasını ve kendisini feshetmesini istiyor. QSD’yi adeta Türkiye’de faaliyet yürüten bir örgütmüş gibi ele alıyor. Oysa QSD, Kuzey ve Doğu Suriye toprakları içerisinde DAİŞ çetesine karşı Uluslararası Koalisyon güçleriyle beraber mücadele yürüten ve çeşitli etnik kökenlerden insanların oluşturmuş olduğu bir yapı. Varolan plan, program ve projelerine bakıldığında Türkiye’ye karşı hiçbir amaç ve gayesinin olmadığı kolaylıkla görülebiliyor. Zaten QSD de bu gerçeği hergün basın üzerinden açık açık söylüyor. Buna rağmen mevcut Türk hükümeti, sabah akşam durmadan Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'ni ve QSD’yi tehdit edip duruyor. “Tıpkı PKK gibi silah bırakmalı ve kendini feshetmeli” diyor. Bunu söylemeyi kendine hak olarak görüyor. Oysa kimse ona böyle bir hakkı vermemiş. Kendi kendine tanıdığı bir haktan ibarettir.

Şam'dan tekmil istiyorlar

QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî ve Suriye Cumhurbaşkanı Şara, 10 Mart’ta Şam’da bir mutabakata imza attılar. Bu mutabakat, hem Suriye’nin Kürt sorununa hem de Suriye’deki demokratikleşme sorununa kısa vadede bazı çözümler oluşturma amacını içeriyordu. 8 maddelik mutubakatın pratikleşmesi için son tarih olarak bu yılın sonu belirlenmişti, ancak Türk hükümeti, özellikle de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bunu engellemek için büyük bir çaba harcadı. Ankara ve Şam arasında harcadığı mesaiyi başka hiçbir ülkeyle yapmadı. Şam’ı şu anda adeta kendilerine ait görüyorlar. Daha doğrusu mevcut Suriye’yi adeta Türk toprakları olarak görüyorlar. O yüzden Şam’da alınan her kararın hesabını ertesi gün Şara’ya sormaya kalkıyorlar. Şam’da yapılan her görüşmenin tekmilini almak; Suriye’nin yeniden kuruluşunu, kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek ve eni Suriye’ye egemen olmak istiyorlar. Yeni Suriye’de; Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin, demokratik Sünni Arapların örgütlü ve iradeli bir biçimde yer almalarını istemiyorlar. Bunu engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bilmeleri gerekir ki; akmakta olan zamanın ruhu, bu kez tersi yönde konuşuyor. Şam ve Qamişlo arasında imzalanmış bu mutabakatın pratikleşme imkanları, Türk devletine rağmen yaratılmaya çalışılıyor. Suriye’deki mevcut koşullar, ne bir feshe ne de silah bırakmaya ihtiyaç duyuyor. Kendine özgü çözüm yöntemini ve iradesini geliştirmeye çalışıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.