Kürt halkının güvenini tazelemesi zor
Zilar STERK yazdı —
- Kürt öncü iradesi, bu saatten sonra Türk devletini tolere etmeye çalışsa bile Kürt halkının yeniden güvenini tazelemesi artık çok zor görünüyor. Erdoğan’ın zaten kredisi kalmamıştı.
- Kürt halkının, Bahçeli’ye karşı yavaş yavaş da olsa yeşermeye başlayan inanç ve beklenti tohumları, Halep’te üçüncü kattan aşağıya atılan kadın devrimcinin şahsında katledildi.
- Kürtler, şu anda ayakta ve oldukça öfkeli. Bakur’da giderek inandırıcılığını yitirmeye başlayan süreci büyük bir öfkeyle sorguluyorlar. Hatta kendi yöneticilerinden hesap soruyorlar.
ZİLAR STERK
Halep’e yapılan soykırım saldırısı ABD, İsrail, Şam ve Hakan Fidan’ın Paris’te yaptıkları görüşme sonrası gerçekleştirildi. İsrail ve Şam yönetiminin arasında bir anlaşma yapıldı ve bu anlaşmaya göre Suriye’nin güneyi İsrail’in kontrolüne bırakıldı. Karşılığında ise Kürtlerin Halep kentinden çıkarılması ve Halep’in Türk devleti kontrolüne verilmesi vardı. Aslında Türk devletinin Halep’i ele geçirip yönetme hayali, daha geçen yıl 8 Aralık’ta Esat rejimi düşerken vardı. Hatırlanırsa daha o zaman, Halep’e Türk bayrağı çekmeye kalkmışlardı. Şimdi Şam güneyinin İsrail’e bırakılmasıyla eşzamanlı olarak, Halep’teki Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine saldırı başlatıldı. Halep’te bir “etnik temizlik”, yani bir soykırım yapılması planlandı. Bunu onlardan isteyen ise Türk devletiydi ve sözcülüğünü de Hakan Fidan yaptı.
Bilindiği üzere 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanması için öngörülen sürenin sonuna gelinmişti. AKP-MHP yöneticileri, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'ni her gün tehdit ediyordu. Şam geçici yönetimi bile bu kadar tehdit etmiyordu. Bu yüzden Önder Apo, İmralı’dan devreye girerek, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'nden 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanmasını ve bunun bir çatışma sebebine dönüştürülmemesini istedi. Şam hükümeti ile aralarındaki sorunların çözümü için bazı uygun adımların atılmasını da istedi. Hatta atılabilecek adımlar konusunda bazı somut görüşler de belirtti. Kürt Özgürlük Hareketi, Önder Apo’nun bu yaklaşımını, olumlu karşılayarak pratikleşmesi için üzerine düşen rolünü oynamaya, sorumluluğunu yerine getirmeye çalıştı.
Suriye'de anlaşma istemediler
Önder Apo’nun Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Yönetimi'ne dostça iletmiş olduğu mesajı ardından QSD heyeti, Şam geçici hükümeti ile görüşmeye gitti. Görüşme heyetinde bulunan QSD komutanlarından Sîpan Hemo’nun Ronahî TV’de verdiği bilgiye göre; yaptıkları görüşme her iki taraf açısından da çok olumlu seyrediyor; hatta görüşmeye garantörlük eden ülkenin temsilcisi, varılan anlaşma sonuçlarının kamuoyuna da açıklanmasını istiyordu fakat son anda bu toplantıya müdahale ediliyor. Bu müdahalenin nereden ve kimlerden geldiği hala netleşmiş değil. Bu konuda ilk elden herkesin aklına Türk devleti geliyor, ancak Türk devletinin gücü, görüşmeye garantörlük eden ülkeye rağmen böyle bir müdahaleyi yapmaya yetmez. Belli ki bu emir daha büyük bir yerden geldi. Zaten Şam geçici yönetiminin hamiliğinin, Türk devletine verilmesini onaylayanlar da bu güçlerdir.
Suriye’deki 10 Mart Mutabakatı'nın pratikleşmesi yönünde tam da Kürt cephesinin atmaya niyetlendiği bu olumlu adımların somutlaştığı bir süreçte, Halep’teki Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerindeki soykırım saldırıları gerçekleştirildi. Bu da aslında hem Şam geçici yönetiminin hem de onu yönetip yönlendirmeye çalışan Türk devletinin Suriye’de gerçek bir demokratikleşme çözümünü istemediklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Asıl amaçlarının anlaşmak değil, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'ni ve burada oturtulmaya çalışılan demokratik toplum sistemini ortadan kaldırmak olduğunu herkesin görmesini sağladı.
Türk devleti saldırıya öncülük etti
Halep’teki Kürt mahallelerine karşı geliştirilen soykırım ve vahşet saldırılarının bir numaralı planlayıcısı, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan; ikinci planlayıcısı ise Türk Savaş Bakanı Yaşar Güler’dir. Nitekim Ankara’da demokratik eylem yaparak bu soykırım saldırılarını protesto eden Barış Anneleri, bu gerçeği çok iyi gördüklerinden Hakan Fidan’ı istifaya çağırdı. Dolayısıyla Türk devleti, Halep’teki bu Kürt soykırım saldırısına sadece ortak olmakla kalmadı, buna öncülük etti. Bunu Barış Anneleri, çok bilgece gördü. Kürtler, artık Türk devlet aklını çok iyi tanıyor.
Halep’teki soykırım saldırıları ve “etnik temizlik operasyonu” sürerken, Türk devlet yetkilileri ve onlara yakın medya, adeta bu operasyonu kendileri yapıyormuşçasına sahiplenip orada vahşet yürütenlerin propagandasını yaptılar. Orada yaşanan vahşeti meşru göstermek için büyük bir özel savaş yürüttüler. O iki mahallede yaşanan gerçekleri utanmadan sıkılmadan, çok pişkince tersyüz ettiler.
Halep’teki bu Kürt soykırım saldırısı, Türk devletinin Kürt düşmanlığını hala aşmadığını ve sürdürdüğünü ortaya serdi. Türk devleti, QSD karşıtlığı üzerinden Kürt düşmanı bir politika izledi. Hem Türk devlet aklıyla oradaydı hem de tank ve SİHA’larıyla oradaydı. Hatta Kürt mahallelerindeki bu savaşın yürütülmesinde, bazı Türk subayları da bizzat yer aldı. Bunları QSD Komutanlığı bizzat açıkladı. Suriye’nin işi kılıfına uydurmak için Savaş Bakanı Yaşar Güler’in dediği gibi basın üzerinden Türk devletini davet etme taktiğine bile gerek kalmadı.
Yeniden güven tesisi zor
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’deki vahşetin ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Grup Toplantısı'nda yine Kürt-Türk kardeşliğinden bahsetti. Sanırım “Kürt-Türk kardeşliği” sözü, kullanıldığından beri hiç bu kadar anlamından uzaklaşmamıştı. Bahçeli, QSD karşıtlığı üzerinden yeni yıla girmeden önce Rojava’yı hedef göstererek böyle bir vahşete, böyle bir Kürt soykırım provasına davetiye çıkardı; sonra da Meclis kürsüsünde Kürt-Türk kardeşliğinden dem vurmayı sürdürdü. Yarattığı bu vaziyet, doğal olarak Kürtlerin öfkesini de lanetini de üzerinde toplamasına neden oldu.
Kürt öncü iradesi, bu saatten sonra Türk devletini tolere etmeye çalışsa bile Kürt halkının yeniden güvenini tazelemesi artık çok zor görünüyor. Erdoğan’ın zaten bu konuda kredisi kalmamıştı, tükenmişti. O yüzden bu defaki “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin başlayabilmesi için ve daha inandırıcı bir figür olması itibarıyla sahneye Devlet Bahçeli çıktı. Halep saldırısına kadar Bahçeli bu rolü iyi oynadı, ancak QSD şahsında Rojava’yı hedef gösteren tehdit içerikli açıklamaları ve Halep’teki soykırım saldırısının ardından artık Kürt halkı nezdinde bu gücü ve inandırıcılığı kalmadı.
Kürt halkının Devlet Bahçeli’ye karşı yavaş yavaş da olsa yeşermeye başlayan inanç ve beklenti tohumları, Halep’teki Türk devlet destekli çetelerin eliyle üçüncü kattan aşağıya atılan kadın devrimcinin şahsında katledildi. Kürt halkı, Şehîd Ziyad yoldaşın naaşını toprağa verirken, Bahçeli’ye karşı yeşermeye başlayan bu güven ve beklenti kırıntılarını da mezara gömdü. Dolayısıyla Bahçeli’nin yapacağı yeni açıklama ve konuşmaların, yeni yeni yeşermeye başlayan bu güven ve inancı yeniden tesis etmesi, artık çok zor görünüyor.
Kürtlerin birleşmesini sağladılar
Halep saldırısında sonuna kadar direnip fedai tarzda şehit olan Ziyad Halep, Gerilla Amara, Leyla Qasım, Malik ve Brusk Muxarac yoldaşları saygı ve minnetle anıyorum. Halep halkı şahsında kendi halkına olan candan bağlılıkları, halkı korumak için gösterdikleri sarsılmaz kararlılık, ortaya koydukları güçlü irade ve yüksek cesaret tüm Kürtlerin yolunu yeni yılda aydınlatan meşale oldu, Halep’te kazanan, insanlık onuru oldu. Ziyad, Gerilla, Leyla, Malik ve Brusk yoldaşlar, insanlık onurunun ve değerlerinin aydınlık temsilciliğini sarsılmaz bir kararlılıkla yaptılar. Karanlığa teslim olmadılar. Nitekim direnerek yarattıkları aydınlığın etrafında Kürtlerin birleşmesini sağladılar. Bakur, Başûr, Rojhilat ve Rojava’nın birleşik öfke gücünü ortaya çıkardılar. Bir de Kürtlerin kendi kendilerini savunmak dışında başka bir teminatlarının olmadığını gösterdiler.
Kürtler, şu anda her yerde ayakta ve oldukça öfkeliler. Bakur’da giderek inandırıcılığını yitirmeye başlayan bir süreç var. Kürtler bunu büyük bir öfkeyle sorguluyor. Hatta kendi yöneticilerinden hesap soruyorlar. İran halkı ve Rojhilat Kürtleri ayakta. Heryer yanıyor. Rejim kontrolü sağlamak adına her gün katliam yapıyor, binlercesini tutukluyor, onlarcasını idam ediyor ama gücü artık toparlamaya yetmiyor. Yani İran rejimi de büyük bir sarsıntı geçiriyor. Başûr ve Irak’ın geleceği ise belirsizliğe doğru gidiyor. Başûr, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê özelinde; karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri gördü ve onun için ayağa kalktı. Rojava zaten tüm öfkesiyle dimdik ayakta. Bu anlamda Kürtler, şu anda hem çok büyük sorunlarla karşı karşıya olduklarının farkında hem de en dinamik hallerini yaşıyor. Tüm duyargalarıyla uyanıklar ve ortaya çıkardıkları bu bütünlüklü duruşla çok önemli mesajlar veriyorlar. Yanlış hesap peşinde olanların, Kürtlerin verdiği bu mesajı doğru okuması ve ona göre hesabını gözden geçirmesi lazım.
