İnsanın yaşamında umut edeceği, tutunacağı bir şeyler olmalı ki, yaşamdan haz duysun. Şayet yoksa, kişi bir bitkiden, bir hayvandan farkı kalmaz. 

Yeni bir yıla girmek üzereyiz. Pek çok kişi, programlar hesaplamakta, tatil için rezervasyon yapmakta. Ekonomilerinin olanakları oranında, sevdiklerine ve saygı duyduklarına sürpriz hediyeler almakta, sevgisini kanıtlamak için. Taktir edilecek bir davranış. Günümüzün koşulları bunu gerektiriyor.

Bu sürede ben düşlere dalarım. Kürt coğrafyasında yaşayan vatandaşları anımsarım. Sevdikleri ya cezaevlerinde, ya dağlarda kuşa kurda yem olmuş; bir mezarları bile olmayanları, ya da kayıp, akibetleri bilinmeyenleri anımsarım. Faili meçhul listesine eklenmiş bunlar. Yuvaları dağılmış, aileleri parçalanmış; hangi moralla, kime hediye alacak bu insanlar? Kürt anaya sunulacak en büyük hediye: Kayıp çocuğunun kemiklerinin sunmasıdır. Ki, belli bir mezarı olsun. Bayramlarda mezarına bir tas su döksün, teselli bulsun...

İnsanın hayatında değer vereceği birileri olmalı. O zaman insan, yaşamanın ne demek olduğunu daha iyi anlar sanırım.

Emily Hope’nin kaleme aldığı “Senden Sonra” adlı yapıtından okumuştum: “…su temizler, arındırır. İnsan derdini, tasasını suya anlattı mı, insanın derdi de kalmaz, tasası da... Su aydınlatır insanın içini; alır taşıyamam dediği yükünü…” der. Düşünüyorum da, ezilen halklar, derdini tasasını Dicle’ye, Fırat’a anlatsalar, acıları diner mi, mutluluğu yakalalar mı dersiniz? Sanmıyorum. Yüzyılın birikimi var geride. Unutulmaması gereken tek şey: Özgürlük, önce örgütsüzleri terk eder.

Yeni bir yıla giriyoruz.

Zaman, gerçekten de kar misali, bir bakmışsın her tarafı ağırlığınca sarmış, sonra bir bakmışsın güneş çıkmış ve eriyip kaybolmuş  Sevgili okuyucular, bilirsiniz üç şey vardır geri gelmeyen: Atılan kurşun, ağızda çıkan söz ve giden zaman.

Bunca gözyaşı akıtıldı akıtılıyor, ıstırap çekildi ve halen çekiliyor ülkemizde... Köyler virane oldu, sıra kasabalara geldi. Yaylalar yasak, halk açlığa mahkum edildi. Halen sokağa çıkma yasakları konuluyor. Her gün asker, polis, sivil cenazeleri geliyor. Bu yıllardır sürüyor. Yıllar önce, askeri yetkililer: “Bu sorun askeri yöntemlerle çözülmez” demişlerdi. Ki, doğru söylüyorlardı. Çözülmedi. Dünyada pek çok örnekleri diye vardır. Ülke parçalanmadan, konuşup anlaşma varken, neden şiddet dayatılıyor? Şiddet kimin işine yarıyor? Silah tüccarların işine...

Tekçilik neden dayatılıyor? Atalarımız boşuna dememişler: “İnsan kısım kısım, yer damar damar” diye. İllede asimile edip, bana biat etsinler diye bir potada ezerek, öldürerek yapamazsınız. Bir bahçede farklı renkte çiçeklerin olduğu bahçe, insana haz verir, neşe verir.

Yeni yıl, halkların barışına ve birlikte kardeşçe halayda duracağı bir yıla vesile olsun.

Barış, sevmeyi bilenlerin bayramı olduğunu da unutmamalı.