Duruşmalara kelepçeli getirilip götürüldü. Bazıları aileleriyle görüştürülmezken, bunun yanında yetişkinlerle aynı koğuşlarda kaldı. Toplumsal travmalarla ilgilenen genç akademisyenlerden, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü araştırma görevlisi Sedat Yağcıoğlu, ‘Yeni Çocukluğun Kurucuları Kürt Çocukların Siyaseti ve Siyaset Alanı Olarak Toplumsal Gösteriler’ konulu bir araştırma yaptı. Dünya genelinde çocukların toplumsal olaylarda yer aldığını belirten Yağcıoğlu, bunun sadece Türkiye’de yaşanmadığını, çocukların kendi hayatlarını ilgilendiren konulara müdahale etmeye eğilimli olduklarını belirtiyor.
‘Direnişin aktörü oldular’
Kürt çocuklarının toplumsal gösterilerde neden ve kime taş attığını şu sözlerle ifade ediyor Yağcıoğlu: “Polise taş atıyormuş görünseler de, ‘Aslında o taşı polise değil, bana bunları yaşatan sisteme taş atıyorum’ diyor. ‘Taş atıyorum çünkü özgür değilim’ diyor. Yaşamlarının en normal parçasını direniş oluşturuyor. Kürt çocukların yeni bir hayat kurguladıkları, yeni bir çocukluğun kurucuları oldukları açık. Çocuklar bu şiddet ortamında, pasif kurbanlar olmak yerine, direnişin aktörleri olarak yer alıyor.”
Amed’de 25 çocuk ile konuşan Yağcıoğlu hepsinin özel nedeni olmasının yanında, yaşadıklarının savaşın getirdiği bir yıkım olduğunu belirterek şunları belirtiyor: “Çocuklara baktığımızda hepsinin hayatında mutlaka ölüm var. Amed’de çeşitli toplumsal gösterilerde, polis tarafından uygulanan şiddetin yoğun olduğunu biliyoruz. Şiddetle var ettikleri bir yaşantıları var. Çocuklar, bu şiddete bir tepki verdiklerini düşünüyorlar. Bunun dışında kimlik ve kültürel varlıkları ile de baskıya ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar.”
Sokak tek seçenek
Kürt siyasi mücadelesinde sokağın önemli bir yer tuttuğuna vurgu yapan Yağcıoğlu, hukuki bir düzlem olmadığı için tek mücadele alanı olarak sokakların kaldığını söylüyor: “Çocuklarda, korkunç bir devlet ve polis algısı var. Eyleme çıktıklarında polisle karşı karşıya gelebileceklerini biliyorlar. Onlara göre, devlete karşı mücadele etmenin yolu, aynı zamanda asker ve polisle mücadele etmekten geçiyor. Yağcıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklar ilk gözaltı sürecinden, tahliye sürecine kadar her yönden sistematik bir şekilde işkence görmüşler. O çocukların çoğu ya gerillaya katılmış, ya da eve kapanıp hiç kimseyle konuşmuyormuş. Bunu artık son yol olarak görüyorlar. İlk yol sokaklarda eyleme katılmak oluyor.”
Başkalarına benzemezler
Yağcıoğlu, Amed çocuklarının kendi deyimleriyle ‘Amed çocukları başka çocuklara benzemez’ dediklerini belirterek, çocukların kendilerini sürekli batılı çocuklarla kıyasladıklarını söylüyor. Çocukların kendisine ‘Biz diğer çocuklar gibi tatile gidemeyiz. Onlar gibi oyun oynayamayız. Batılı çocuklar gibi bilgisayar sahibi olamayız. Saatlerce çizgi film karşısında duramayız. Çünkü biz sokağa çıkmak zorundayız’ dediklerini belirten Yağcıoğlu bnunu iki nedenini şu sözlerle ifade ediyor: “Çalışmak ve çatışmak için. Temel olarak yapılan bu şiddetten ve ayrımcılıktan yeni bir çocuk şekli ortaya çıkıyor. Yaşamlarını sokaktaki eylemlerine göre kurguluyorlar. Kürt çocukların yeni bir hayat kurguladıkları benim açımdan yanlış görülmüyor.”
Düzen medyasında ise ‘PKK çocukları öne sürüyor. Aileler çocuklarını kullanıyor’ deniliyor. Bence bu tamamıyla geçersiz bir düşüncedir” diyen Yağcıoğlu “Kendi durdukları nokta üzerinden yaşıyorlar. Faili meçhul kayıplardan sonra kadınlar, Kürt halkının özgürlük mücadelesinde önemli bir yere sahipler. Şimdi de buna çocuklar da katıldı. Ben şunu ısrarla söylüyorum, bu çocuklar erken büyümediler. Onlar hala çocuk. Fakat farklı çocuklar” diyor.
JINHA/ANKARA