
Milliyet gazetesinin sorularını yanıtlayan Turgut Tarhanlı 21 Mart'ın çok önemli bir eşik, bir dönemeç olduğunu belirterek, "Meseleyi bu eşiğe getiren politikanın sürmesi konusunda hangi hukukun nasıl uygulanacağı çok önemli. Büyük bir ihtilafın hukuk aracılığıyla da çözümlenmesi gibi bir iradeye ihtiyaç var. Bu süreç bağlamında, hukukun Türkiye Cumhuriyeti’nde geleneksel anlamda ona atfedilen işlev bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanısındayım" dedi. Tarhanlı, yeniden değerlendirilmesinden neyi kastettiğini de şöyle izah etti: "Hukuk şimdiye kadar özgürleştirici olmadan, daha çok statükonun ifadesi halinde bir işlev yerine getirdi. Bugün ihtiyaç duyduğumuz hukukun çözümleyici bir hukuk olmasına dikkat çekmek durumundayım. İlişkilerimizdeki sorunları çözümleme işlevini hukuka atfetme iradesini çok önemli buluyorum. Bu süreç içinde hukukun anlamının ve işlevinin çözüme odaklı olarak yeniden tanımlanması büyük önem taşıyor."
Siyasi iradenin kararlılığı
"Mevcut durum çözümü yüklenecek kapasitede değil mi" sorusuna karşılık Tarhanlı, aktörlere dikkat çekerek, hukuki düzenlemelerde çözümleyici olabileceklerin de, tıkaç olarak ortaya çıkabileceklerin de varlığına işaret edip ekledi: "Bu tür büyük bir meselede korkular, güvenlik endişesi, geleceğin belirsizliği gibi birtakım nedenler sorunun sürmesine yol açabilir. Benim asıl önemli bulduğum politik iradedir."
İktidar partisinin hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu noktada çözüm yönünde iradesini koruması gerekeceğini anımsatan Tarhanlı, şunun yapılmamasını salık verdi: “Biz isteriz ama falanca kanunun falanca maddesindeki hüküm bize engel oluyor”.
Önemli bir düğümü çözemediğiniz noktalarda mevzuatın esiri olmakla hukukun üstünlüğü kavramlarını ayırt etmek gerektiğini kaydeden Tarhanlı, "Demokrasi içerisinde hukukun anlamından söz ediyorum. Nedir bu? Öncelikle çoğulculuğun tanınmasıdır. Çoğulculuğun özgürlüklerin kullanılabilmesi sayesinde anlam ve etki kazanmasıdır. Kürt meselesi, Türkiye’nin ilk kez çoğulculuk kavramıyla yüzleşeceği bir mesele. Çoğulculuk parametresi üzerinden kendini sınayacağı bir ihtilaf çözüm mecrası. Hukuktan beklenecek hizmetin de böyle bir çoğulculuk anlayışına hizmet etmesi gerekir" şeklinde konuştu.
Anayasa gündeme gelecek
Sorunun asıl çekirdeğinin bundan sonra tartışılacağını, her şeyden önce anayasanın gündeme geleceğini vurgulayan Tarhanlı, "Ancak şu anda Meclis’te süregelen anayasa görüşmelerinin bu süreçteki ivme artışına paralel olmadığı düşüncesindeyim" dedi. Prof. Tarhanlı, bu düşünsecisini de şöyle açıkladı: "Anayasa hazırlayan ekip ve siyasi partiler, barış yönündeki adımı görmezden gelerek, ihmal ederek bir anayasa hazırlığı sürecine devam edemezler. Bir anayasa hazırlığının bu olguyu görmemesi düşünülemez. Sahada yeni bir Türkiye ufkuna doğru ilerleyen bir süreç var ama anayasa dünkü Türkiye üzerinde bir inşa zihniyetinden uzaklaşamamış. Bu yürümez."
Bu sürecin bir anlamda alıp verme işi olduğunu savunan Tarhanlı, "Siz biraz feragat edeceksiniz, karşı taraf edecek ve bir orta yol bulacaksınız. Ama anayasa katı bir hukuk normudur. Tarafların pozisyonları da o katılık karşısında o ölçüde esnek olmayabilir. Toplumdaki ilişkiler düzeni onun hukukunu da doğurmalıdır. Yeni bir ilişkiler düzenini inşa etme sürecine girmişsek, onun ortaya çıkaracağı hukuku da o sürecin netleşmesi üzerinden tanımlamaya yönelmek daha uygun olur" dedi.
Yeni bir cumhuriyet şiarı
Şu an yaşadığımızı, Türkiye’nin çoğulcu demokrasi olma adımını attığı bir milat olarak değerlendiren ve bu miladın, yeni bir cumhuriyet şiarının başlangıcı olarak görülebileceğini kaydeden Prof. Tarhanlı, "Öcalan da mektubunda ‘demokratik modernite’ derken böyle bir şey kastediyor" diye vurguladı.
Prof. Turgut Tarhanlı, "Öcalan da, Karayılan da TBMM’ye çağrı yaptılar. Sizin zihninizde bu çağrının içi nasıl doluyor?" sorusunu ise şöyle yanıtladı: "Her şeyden önce siyaset etme tarzıyla. Çözüm yönünde bir yaklaşımdan geri durmayacak bir siyaset tarzına ihtiyaç var. Özellikle ana muhalefet partisinde. Belki MHP meşrebi itibarıyla buna yakın olmayabilir. Ama ana muhalefetin bu noktadaki demokratik misyonu ve sorumluluğu çok önemli. Bugün hepimizi ümitlendiren gelişmelerin aktörleri çok genel hatlarıyla bir yanda devlet bir yanda da geniş anlamıyla Kürt siyasi hareketi. Ama muhatapları dikkate aldığınızda aracılar var, başta MİT olmak üzere devletin mekanizmaları var, karşı tarafta da asıl Öcalan var. Öcalan bir mahkum. Bir mahkumla görüşme yapmak, işin tabiatı bakımından, doğrusunu isterseniz atipik bir durum. Fakat bir süre sonra bu görüşmenin karşı tarafı olan Öcalan’ın bu statüsü gitgide büyüyen bir çelişki haline de gelebilir…"
İSTANBUL
Ali Bulaç'tan destek
Türkiye'deki İslami kimliğin önemli isimlerinden yazar Ali Bulaç, Öcalan'ın 21 Mart'ta açıklanan eşit-özgür-ortak yaşam manifestosuna katıldığını yazdı.
Bulaç, Fethullah Gülen Grubu'na ait Zaman gazetesindeki köşesinden "21 Mart 2013 günü Abdullah Öcalan’ın okunan mektubunda yer alan ana temaları nasıl okumalı?" sorunu sorarak, "Burada asıl üzerinde durmamız gereken bölgenin tamamını içine alan, kısa ve orta gelecekte şekillenmekte olan dünyada BİZ’lerin oynayacağı rol, beyan edeceğimiz irade, ortaya koyabileceğimiz vizyon ve bunun fikri-politik zihni altyapısıdır" dedi. Öcalan’ın belirlediği vizyondan alıntılar yapan Ali Bulaç, "Beslendiği gelenek ve bugüne kadarki tutumu göz önüne alındığında Öcalan hepimizi şaşırtıyor" dedi. Bulaç, hayatı boyunca benzer idealleri seslendirmiş biri olarak bir kere daha şu hususların altını çizdiğini yazdı:
- Batı’nın tarih yazdığı büyük parantez kapanıyor, yeni bir dünyanın eşiğindeyiz.
- Aydınlanma, emredici modernleşme ile beraber ulus devlet de çökmüş durumda.
- Bölgenin bütün halkları bir araya gelip ortak yaşama arzusu ve modeli geliştirme becerisini göstermezlerse küresel güçlerin hegemonyası altında zillet içinde yaşayacak, üstelik sürekli olarak birbirlerinin kanını akıtacaklardır.
- Yeni dünyayı ulus devlet çıkarını veya tarihi mirası esas alan Neo-emperyalizmi (Emevi, Abbasi, Safevi, Osmanlı) üzerinden kuramayız.
- Sünnilik, Şiilik, Vehhabilik, Selefilik bölge halklarının tek başlarına birleştirici kubbesi olamazlar; her bir mezhep kendi tabii alanında varolmaya razı olmalıdır.
- Irk, etnisite, ulus, bölge temelinde yeni yapılar eskinin tekrarıdır. Hiçbir milliyetçilik diğerinden daha masum, iyi veya olumlu değildir.
- İslam’ın üst referans olduğu bölgede bütün gayrimüslimler yeni siyasi birliğin ortakları olarak yerlerini almalıdırlar. n İSTANBUL