Yeni dönemin karekteri ve sorumluluklar
Aziz TUNÇ
AKP’nin ve Erdoğan’ın iktidarda olduğu 16 yıllık dönem değişik nedenlerden dolayı farklı dönemlerle ele alınabilir. Ancak en yakın ve en güncel bölümlemeyi 7 Haziran 2015 ile 24 Haziran 2018 olarak yapmak yanlış olmayacaktır.
7 Haziran Erdoğan’ın kardeşlik, barış cilasıyla tedavüle soktuğu sahte politikaların sonunun geldiği bir dönem oldu. O günlerde Erdoğan, Türk devletinin klasik “aldatma politikasıyla” Kürt sorunundan kurtulmayı, Kürtlerin direnicini kırmayı amaçlıyordu. Yüz yıllık etnik ve dinsel arındırma politikalarıyla kendisini var eden Türk devleti, halkların ve inançların her başkaldırısında, bu sahtekarlığa başvurarak, direnenleri bastırmış ve ömrünü uzatmıştır.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının “davet edilerek” topyekun imha edilmesinde Koçgiri ve diğer Kürt direnişlerinin “ikna komisyonları” yoluyla aldatılarak bastırılmasında bu “aldatma” yöntemi kullanılmıştır.
Türk devleti, nispeten güçlendiği 1960’lardan sonra gelişen toplumsal muhalefete karşı da benzer yöntemleri değişik versiyonlarıyla kullanmıştır. Bu yöntemin yeterli olmaması üzerine, 1971 ve 1980 darbeleriyle doğrudan saldırarak, bu devrimci hareketlilikleri bastırabilmiştir.
Ancak yaklaşık 40 yıldan beri Kürt hareketine karşı sürdürdüğü kanlı bastırma hareketiyle sonuç alamayan Türk devleti, bir kez daha hile yoluna başvurmuştur. Kürt siyasetinin isabetli politikalarıyla etkisizleştirilen bu hileli yaklaşımın sonunda, 7 Haziran seçimlerinde, Kürt hareketinin politikaları doğrulandı ve kitlesel bir güce dönüştü. Bu durum Türk devleti ve Erdoğan açısında bir dönüm noktası oldu.
7 Haziran’da ortaya çıkan sonuçtan korkan Erdoğan, o günden beri sürekli olarak kendisinin ve Türk devletinin geleceğini kurtarmak adına, savaş ve katliam yöntemlerine başvurmaktadır. Kürtleri, Alevileri, emekçileri, kadınları ve tüm demokrasi güçlerini temel düşman olarak belirlemiş, buna uygun olarak, içerde baskıları, dışarıda saldırganlığı esas alan bir politikayı süreklileştirmeye yönelmiştir.
Erdoğan, yüzyıllık geçmişi olan Türk devletinin ve kendisinin geleceğinin çok ciddi bir tehdit altında bulunduğunun farkındadır. Dolayısıyla kendisinin ve Türk devletinin geleceğini korumak için bu yöntemlere başvurmaktadır. Çünkü Erdoğan’ın izlediği politikalar, ancak savaş ve baskı yöntemleriyle hayata geçirilebilir. Erdoğan, demokratik yöntemlerle istediğini elde etme ve Türk devleti yönetme imkanını kaybetmiştir. Türk devleti bekasını sürdürme konusunda tarihinden ilk defa bu kadar zor bir dönem yaşamaktadır. Dönemin en temel özelliğinden birisi budur.
Bu çıkmazdan kurtulmak isteyen Erdoğan’ın tek amacı Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin muhalefetini bastırmak değildir. Bu amaca bağlı olarak ve bu amaçla birlikte Erdoğan, aynı zamanda Kürdistan’ın diğer parçalarını da işgal edip Türk devletini büyüterek, Ortadoğu’nun “belirleyici devleti” olmak, bu yolla emperyalist devletlerle daha avantajlı koşullarda ilişkilenmek istemektedir. Aynı Erdoğan Balkanları da etkisi altına almak için planlar uygulamakta, İslam’ın halifesi olmanın yollarını zorlamaktadır.
Öte yanda yıllardan beri demokratik talepleri için mücadele eden Kürtler, Aleviler ve diğer demokrasi güçlerinin hem örgütlülük düzeyleri hem kitlesellikleri ve hem de elde ettikleri imkanlar, Türk devletinin bastırabileceği eşiği aşmış bulunmaktadır. Demokrasi güçlerinin sahip olduğu bu imkan çok değerlidir ve gözbebeği hassasiyetiyle korunmalıdır. Dönemin ikinci karakteristik özelliği budur.
Güvenceye alınamayan siyasal gelecek ve bastırılamayan demokratik muhalefet ikileminin çözümsüz baskısının altında kalan Türk devleti ve Erdoğan, her faşist diktatörün yaptığı gibi faşizmin zorbalığıyla istediği sonucu elde etmek istemektedir. Savaş ve katliam yöntemleriyle, ırkçı, gerici ve işgalci söylemlerle, “büyük Türkiye yüce İslam” iddialarıyla toplumun geri kesimlerine, yeni bir heyecan vererek, hem kendisini iktidarda tutabilmekte hem de geleceği kurtarmanın yolunu açmaya çalışmaktadır.
Bütün bunların hepsi ancak savaş ve baskı politikalarıyla mümkün olabilir. Bunun için Erdoğan, 24. Haziran seçimlerini bir dönüm noktası olarak ele almış, hile ve zor yoluyla seçim sonuçlarını lehine çevirmiş, tüm politikalarını daha somut olarak hayata geçirmenin imkanlarına sahip olmuştur.
O nedenle Erdoğan’ın savaşçı, baskıcı ve katliamcı politikaları, geçici, konjonktürel değil, yapısal ve süreklidir. Erdoğan, 24. Haziran’dan beri bu politikalarının araç, yöntem ve kurumlarını oluşturmaktadır.
Erdoğan’dan veya devletle bağlantılı diğer siyasal güçlerden her hangi bir demokratikleşme niyet ve çabası beklemek, dehşetli bir hata olacaktır. Erdoğan, devlet içindeki diğer siyasal güçleri de “devletin bekası” formülüyle etkisiz hale getirmiş bulunmaktadır. Bu formül, aynı zamanda, Erdoğan’ın bütün politikalarında rahatsız olan kitleleri de susturmanın aracı durumundadır.
O nedenle Erdoğan’a karşı mücadele, hem içerik olarak, hem araç ve yöntemleri hem de hedef kitlesi itibarıyla değişmiş, genişlemiş bulunmaktadır. Bu tarihi ve hayati gerçeğe uygun olarak bu sorunların yeniden ele alınması önemlidir.
Her şeye rağmen her faşist diktatör gibi Erdoğan’da, halkların örgütlü mücadeleyle ve uzun olmayan bir gelecekte, gasp ettiği iktidarı kaybedecek, direnen halklar kazanacaktır.