Son bir-iki ayda ülke cezaevlerinden yapılan yoğun sürgünlerle birlikte mevcut sayımız ikiye, hatta üçe katlandı. Yeni gelen arkadaşların neredeyse tümü genç ve yeni tutuklanan arkadaşlar. Onları görür görmez, ilk aklıma gelen “genç başladık, genç başaracağız” sözü oldu. Zaten onların kararlılığı, zafere olan sarsılmaz inançları, yüksek moral ve duyarlılıkları da görülünce, bu anlamlı belirlemenin gençliğe yüklediği sorumluluk daha da somutlaşmış oluyor.

Yeni gelen insanların yaşı, ortalama 20-30 arasıdır. Daha küçük olanlar da var. Onların özelliklerinden en çok dikkatimi çeken neredeyse hepsinin ismi Kürtçe olması ve Kürtçeyi mükemmel konuşmaları. Agit, Mahsum, Azad, Rohat, Xemgin, Çiya, Mazlum, Ferman isimleri yoğunluktayken; Sîpan, Xêrî, Demhat ve Sîmorg da var. Delîl, Şahîn, Pîroz, Zerdeşt isimleri de artık neredeyse tüm koğuşlarımızda duyuluyor. 

Bir de bu güzel isimler “heval” sözcüğüyle de kullanıldığında artık her arkadaşın ismi adeta nadide bir şiir imgesi gibi güzelleşiyor ve müthiş çağrışımlar yapıyor insanın beyninde. Her bir ismin zihnimizde yaptığı çağrışım, bir isimden de ötedir. Bugün-şimdiden de ötedir. Adeta tarihtir. Bir ütopyadır. Bir gelecektir. Her bir isimle, hatırladıklarımızı onurla anmak görevimizdir.

Yeni arkadaşların sırf isimleri için bile, onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. İsimlerinin anlamı okuyacağımız onlarca kitabın anlamından daha değerlidir bizim için. Özellikle sorup öğrendim; dışarıda yeni neslin isimleri genelde böyleymiş. Kürtçe isimler yaygınmış. Biz tek tük isimlerin böyle olduğunu biliyorduk. Ama tek tük değil, çok daha yaygınmış. İşte biz ‘eskiler’ (1980 kuşağı) buna hem sevindik hem de kıskandık(!)

Çok sevindirici olan bir diğer konu ise, bu insanlarımızın Kürtçeye olan hakimiyetidir. Eskiden biz “Kürtçe konuşun da, yanlış da olsa konuşmak önemlidir” diyorduk. Oysa yeni arkadaşların konuştuğu, böyle yarım yamalak bir Kürtçe değil. Dahası yerel ya da bölgesel bir Kürtçeyle de konuşmuyorlar. Öz Kürtçe, ulusal Kürtçe denilebilecek yüksek standartlı, akademik düzeydeki bir Kürtçeyle konuşup, yazabiliyorlar birçoğu. 

Belli oluyor elbette: Özyönetim direnişiyle birlikte, gençliğin ruhunda da, kişiliğinde de ve anadilinde de müthiş bir gelişme sağlanmış. Örneğin henüz 20 yaşını bile doldurmamış Serhatlı bir insan, Botan yöresinin en kadim Kürtçesinden sözcükleri özenle seçip, konuşmasına serpiştirebiliyor. Hem de hiç takılmadan ve oldukça akıcı şekilde. Aynı kişi, Amed, Nusaybin, Kobanê’nin Kürtçesini de belli ediyor konuşmasında. Kök olarak Serhat da eklenince, tek bir insanın şahsında ulusal bir dil yaratılmış oluyor.

İlginçtir, yeni gelen arkadaşlarımızın birçoğu Türkçe konuştuklarında nereli oldukları hemen anlaşılabiliyor şivelerinden. Ama özyönetim mücadelesi sayesinde (öncesi de var ama sonraki süreç çok belirleyici) tüm yörelerden ortak bir dil, mücadele dili, gençlik dili, yoldaşlık dili ve böylece hepsinin toplamı olan bir Kürt ulusal dili ortaya çıkmış durumda. Bunca yıldır sözlük çalışması yapan biri olarak, eğer Erzurumlu bir kişinin Kürtçesini Nusaybinli bir insanın Kürtçesinden ayırt edemiyorsam, demek ki Bakur’un ulusal dil birliği sağlanmış demektir. Özyönetimlerin bir kazanımı da bu olmalı. Yani daha şimdiden kazanmışız. Dahası da var elbette!..