Türkiye cumhuriyeti 92. yılını bayrak saplantısı içinde karşıladı. Çok bayrak, büyük bayrak, dev bayraklarla cumhuriyet daha da sağlamlaşacak, daha da güçlenecek daha da büyüyecek gibi içeriksiz bir algıyla Türkiye’de insanlar tatmin edilmeye çalışılmakta. 

Oysaki cumhuriyetin önünde duran dev gibi sorunlar var. Cumhuriyetin kuruluşundaki ilk birkaç yılın ardından yaşadığı tüm sorunlar, cumhuriyetin kendini demokratikleştirememesinden, kendi demokrasisini oluşturamamasından kaynaklanan sorunlar olarak gelişmiştir. Halkın dört-beş yılda bir seçim sandığına giderek varlığına mahkum bırakıldığı birkaç siyasi parti arasından kaderini teslim edeceği bir partiyi seçmesine dayalı bir demokrasi uygulamasına, 21.yy’da demokrasi demek büyük bir cehalettir artık. Türkiye cumhuriyetinin demokrasiyi yeniden tanımlaması gerekmektedir. Türkiye’nin kendi içyapısındaki değişim ve dönüşüm dinamiklerinin dayandığı düzey, bunu çoktan dayatıyor. Türkiye’nin şu anda yaşadığı temel gerilim zaten demokrasiye artık uyanmış bir toplumsal yapı ile bunun karşısında giderek daha da tutuculaşan, daha da katılaşan, merkezileşen, tekleşen, kendini tanrı kral ilan ederek saraylara kapatan, halkla selamlaşma mesafesi yarım kilometreye açılan, halktan korkan faşistleşmiş devlet yönetimi arasında yaşanmaktadır. 

Kurtuluş savaşında cumhuriyeti, kendi yaşadıkları Kürdistan coğrafyasının kapladığı sınırlarda yani Türkiye’nin doğu ve güney sınırı dedikleri bölgelerde savunan ve bunun için savaşan Kürtlere ilişkin, o dönemki muamele daha demokratik olmuştu. Hem kurtuluş savaşındaki savunma duruşları hem de cumhuriyetin kuruluşundaki kurucu öğe duruşları, cumhuriyetin Kürtlerle ilişki hukukunu özerkliğe, muhtariyete dayalı kılmıştı. Kendi özerk yerel yönetimlerini tanıyan bir vaat ve muamele bizzat cumhuriyetin kurucu lideri Mustafa Kemal’in tutumu olmuştu. Günümüz devlet ve cumhuriyet yönetiminin yaklaşımının ise ne denli faşistleştiği, ne denli anti demokratik olduğu, ne kadar anti yerel olduğu, ne kadar anti Kürt olduğu ortada. Cumhuriyet 100.yılına yaklaştıkça, kuruluşundaki yasa-anayasa taslaklarının, parlamento ve çeşitli toplantı konuşmalarının, arşivlerinin açılması, incelenmesi, güncellenmesi ve kamuoyu ile paylaşılması gerekir ki, cumhuriyet hiç değilse yüzüncü yılına yaklaşırken, kuruluşunda öngörülen demokratik koduna demokratik yoluna oturabilsin. Giderek demokratikleşmesi gerekirken, cumhuriyeti yönetenlerin inşa edilmiş beyaz türkçülük çıkarları nedeniyle demokratik mozaik büyük tahriplere uğratılmıştır. 

Cumhuriyet 92 yaşında. Bunun ilk elli yılı Kürtlerin iradesizleştirilmesiyle, son kırk yılı ise PKK ile iradeleşen yeni bir Kürtlük yükselişi ile yürümüştür. Cumhuriyetin son kırk yılı PKK’li bir cumhuriyet tarihidir. Özgür iradeli bir Kürtlüğün kendini yeniden var ettiği, dünyaya duyurduğu ve güncel olarak da ahlaki politik bir güce dönüştürdüğü ve savunduğu bir dönem olarak gelişti. Kürtlerin bu varoluş ve güçleniş dönemi cumhuriyet tarihi açısından çok stratejik önemdedir.  Çünkü Kürtlerin mücadele tarihi kendisiyle birlikte cumhuriyetin diğer dinamiklerini de harekete geçirmiş ve demokratik arayışlara sürüklemiş, bir demokratikleşme direncini açığa çıkarmıştır. Bu anlamıyla PKK öncülüğünde iradeleşen Kürt Özgürlük mücadelesi, cumhuriyeti demokratikleştirmeye ön ayak olmuş, demokratikleşmenin birinci gücü haline gelmiştir. Cumhuriyetin demokratikleşmesinde tam bir turnusol rolü üstlenmişlerdir. Bu anlamda cumhuriyetin fikizi kuruluşunda kurucu rolü oynayan Kürtler, aynı kurucu rollerine ek olarak öncü ve dönüştürücü birincil bir rolü, cumhuriyetin demokratizasyonunda da oynamaktalar. Bu rolü şimdiye kadar terörize edenlerin, PKK’nin öncülük ettiği bu demokratikleşme mücadelesine terör damgası vuranların, şimdiye kadar cumhuriyetin demokratik dönüşümüne hiçbir hayrı dokunmadı. Son örneği sarayın perdeleri arkasına sığınan diktatör Erdoğan örneğine yol açtılar. 

Seçimden çıkacak yeni hükümetin muhtevası ne olursa olsun, gözünü bu gerçeğe artık açması lazım. Yaşanmış bu uzun acı ve bol kayıplı, bol bedelli ancak demokratik bilinç ve pratik bakımından da büyük ve kalıcı kazanımlara gebe olan bu gerçeği görmeyen yeni bir yönetimi, artık ne Türkiye ne de Kürdistan’daki gelişmeler kaldıramaz. Uluslararası gelişmeler de Ortadoğu’daki gelişmeler de kaldıramaz. Oluşacak yeni yönetimin yeni hükümetin cumhuriyeti yürütme tarzını çok ciddi gözden geçirmesi ve bu yönlü büyük ve köklü değişim ve düzenlemelere gitmesi lazım. Her şeyden önce merkezi tekçi devlet sistemini anayasal olarak mutlaka aşması lazım. Çoğulculuğa ve yerel yönetimlere, kültürel özgürlüklere dayalı bir demokrasi anlayışını anayasaya oturtması büyük gelişmelere yol açar. Somut olarak da AB yerel yönetimler şartına koymuş olduğu şerhi çekmesi lazım. Artık yerelden yönetilen bir dünya var. Kürtlerin de güncel talebi kendi öz kimlikleriyle kendi öz kültürleriyle kendilerini yerelden yönetmek ve savunmaktır. Kürtlerin bu talebi sadece kendileri için de değil, cumhuriyeti oluşturan tüm bileşenler açısından geçerli olması gereken bir hak olarak görmekteler. Yüzüncü yılına yaklaşan cumhuriyetin, son kırk yılını bu yüzden savaşarak mücadele ederek geçirmiş bir halkın bu taleplerini göz önünde bulundurmayan bir ülke yönetimi, bu halkı elbette yönetemeyecektir. Ama bu demokratik talepleri yasallaşmış bir halkın, cumhuriyete katılımı ise cumhuriyeti 21.yy’lın bölgedeki örnek gelişmelerine taşıyacaktır. 

Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az gelirmiş.